Oruçla konuşurken kendini bulmuşsan!

Ali Haydar Haksal’ın Ramazan ayı ve oruçla ilgili metinleri Oruç Çağrısı adıyla yayımlandı. Kitapta ilk olarak yazarın oruç ile kurduğu arkadaşlık dikkat çekiyor.

Oruçla konuşurken kendini bulmuşsan!

https://www.ktpkitabevi.com/urun/oruc-cagrisi

Ali Haydar Haksal, eserlerini gelenekten/kutsaldan kopuş, kent ve modernizm eleştirisi çerçevesinde bireyin kendine gün geçtikçe yabancılaşması üzerine kuran ve İslam medeniyetinin kültürel kodlarını yazılarıyla gündeme getiren usta yazarlardan. Yazarın Ramazan ayı ve oruçla ilgili metinleri İz Yayıncılık’tan Oruç Çağrısı adıyla yayımlandı.

Kitapta ilk olarak yazarın oruç ile kurduğu arkadaşlık dikkat çekiyor. Sayfalar ilerledikçe bir yıl boyunca -belki de yıllardır- insanlığın içinde devinip duran acı ve keder için bir haldaş bulmanın serinliğini, sevincini okuyorsunuz.

Çağın, insanı acımasızca örselediği sırada oruç, bir şifa ve esenlik olarak kanatlarını yeryüzüne serdiğini hissettiriyor. Bütün bu okumalar tam da Ramazan ayında ise gerçekten yazarın yıllar içerisinde kaleme aldığı birçok konu yeniden, eskimemiş şekliyle duruyor karşınızda. Zira bütün unsurlarıyla Ramazan da oruç da eskimeyen bir kaynaktan akıp gelmektedir.

Dili kalbinizi içine alıp kuşatıyor adeta

Oruç Çağrısı, insanı ve hayatı önceleyen bir bakış açısıyla ibadetlerin, özellikle oruç gibi içerisinde birçok yasağı barındıran bir ibadetin zamanın uzunluğuna, yazın sıcaklığına bakılmaksızın nasıl oluyor da insanlar tarafından aylarca beklenmiş bir misafir gibi böyle hoş karşılanabiliyor oluşuna kapsamlı yorumlar sunarak devam ediyor çağrısına. İnsanlığın fizik âlemde bırakıldığı yalnızlığa, yabancılığa karşı orucun metafizik boyutlarıyla nasıl bir ilgi kurabildiği açıklanıyor çoğu yerde: “Ellerimiz göğün boşluğuna uzanır, nurlanır ve geri döner. Kendi anlamını kavrar. (s.11)”

Oruç Çağrısı, orucun insan hissiyatı içinde nasıl devinimlere yol açtığı, hayatı nasıl da yenilediği konusunda çarpıcı tespitler sunuyor. Bir yalnızlık örülmüştür, umursamazlık, kaygısızlık, ilgisizlik, yorgunluk, çaresizlik, atıllık, pişmanlık, azgınlık, bönlük, aptallık… Haksal işte “bedene ve ruha sinen ve yapışan bütün bu olumsuzlukları gömerek yok etme gücünün başlangıcı (s.12)” olarak orucu ‘diriliş’in ilk merhalesi olarak sunmaktadır.

Ali Haydar Haksal’ın eserlerini okuyanlar aşinadır; onun dili insanın kendi iç dünyasına yaptığı yolculuğu aşikar eden bir dil. Elbette konu oruç gibi bir sükunet ikliminden bahsetmek olunca o dil kalbinizi içine alıp kuşatıyor adeta, hele de oruçlu iken duyuyorsanız o sesi: “Kendimizle buluşmanın, içselleşmenin ve kendimizde derinleşmenin ayındayız. Yemeyi, içmeyi düşünmüyoruz, aklımız şimdi içimizde ve ruhumuzda. Kendimizi dinliyoruz. Sesler içimizde sökün ediyor, fısıldıyor, yol alıyor. (s.25)”

Oruç Çağrısı, yıl içinde dünyanın açtığı yarayı oruçla sarmak uğraşında olan Müslümanların yanı sıra; oruçtan kaçan, Ramazan geldiğinde tedirgin olan Müslümanlar için de yine kendi öz soluklarından duydukları bir ahenkle çağrısını sürdürüyor.

Eski Ramazanlardan bir hüzün ağıyor gözlerimize okurken

Haksal, okuyucuyu oruçla yapılan içten, koşulsuz, pazarlıksız sohbetlere çağırıyor adeta. Birdenbire nimetlerle donatılmış sofralarda bir dost meclisinde oruçla konuşurken buluyorsunuz kendinizi. Kitap boyunca orucun insanı çağırdığı yenilenmeyi okuyorsunuz. Oruç rahmet ve bereketiyle ansızın bütün hayatı değiştirmiştir. Uyuduğunuz, uyandığınız saatlerden tutun da nereye ne zaman gidivereceğinize kadar, yıl içinde ertelediğiniz onca iyiliği yapma fırsatı doğmuştur da şimdi vakit kaybetmeden onları yapıverme telaşı sarmıştır zihninizi. Böyle bir anda duygularınız, düşünceleriniz, sesler, renkler, eşya bile değişiyor ve dünya özlenen bir insicam ve intizam içinde dönmeye başlıyor.

Oruç Çağrısı, Müslüman duyarlığının samimi itirafları, hüzünleri, endişeleri ile Afrika’daki çocuklardan, Filistinli yetimlerden Venezuela’daki ölümlere varıncaya kadar bütün insanlığın içine düştüğü acılara karşılıksız, kendinden, özünden bir şeyler vermeye yönelten cümleler sağanağı adeta.

İnsanı kendisi olması ile öykünmesi arasında dolaştıran yazılardan Ramazan’ın zaman ve mekân ilişkisinin konu edildiği yazılara varıncaya kadar eski Ramazanlardan esintiler, çocukların Ramazan heyecanı birer birer işlenmiş konular arasında. Yazarın bizzat kendi hatırasında yer eden baba ocağı Hasköy’deki, zoraki ikametim dediği Kadıköy’deki ve evim dediği Üsküdar’daki anıları ise eski Ramazanlardan bir hüzün ağıyor gözlerimize okurken.

Oruç Çağrısı, son kısımlarını bayram bilincine ayırmış, daha doğrusu bayramların günümüzde nasıl da hüzünler sarmalında yaşandığını anlatan yazılara ayrılmış. Oruç Çağrısı’nı okurken İslam’ın medeniyet ummanından kana kana içmiş bir yazarın, özlenen sevgiliye kavuşma esnasında konuşması gibi zarif bir dille seslenişini duymanın yanında içinizdeki Ramazan sevincini depreştiren cümlelerin altını çizerken duyduğunuz heves bambaşkadır. Oruç Çağrısı’nı okurken bir merhamet ikliminde dolaştığınızı duyumsayacaksınız.

Gökhan Serter yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Aralık 2018, 11:25
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13