Ortak medeniyetimize nasıl birlikte varis oluruz?

Mustafa Çalık'ın 'Milli Kimlik Milliyet Milliyetçilik' isimli kitabında vatan sevgisi, bölünme korkusu ve kaygısı çok açık bir şekilde hissedilir. Metin Uygun yazdı.

Ortak medeniyetimize nasıl birlikte varis oluruz?

Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduğu günden bu yana birçok savrulmalar yaşadı. İlk kuruluş yılları inkılapların ve tek parti yönetiminin tesirinde geçti. Çok partili hayata geçtikten sonra da 27 Mayıs darbesiyle büyük bir kırılma yaşandı. 27 Mayıs’ı 12 Mart 1971 muhtırası, 12 Eylül ve 28 Şubat darbeleri izledi. 28 Şubat’tan sonra da muhtıra, beyanname, darbe teşebbüsleri eksik olmadı. Parti kapatmalar bizim demokrasimizin olmazsa olmaz özellikleri arasında oldu hep. PKK terörü çok cana mal oldu, çok şehit verdik. Türkiye’nin 30 küsur yılında terörün, maddi ve manevi sayılamayacak kadar zararı oldu.

Bunun yanında birçok mesele de tartışmaya açıldı. Milli kimlik, milliyet, milliyetçilik, anadil, açılım, federasyon, bölünme vb. konular halen tartışmaya devam ettiğimiz ve bazıları da bizi endişelendiren boyutlarda gelişmelere açık olan konular. Mustafa Çalık, Milli Kimlik Milliyet Milliyetçilik isimli kitabında bu konular üzerine düşüncelerini açıklar. Bu düşüncelerde vatan sevgisi, bölünme korkusu ve kaygısı çok açık bir şekilde hissedilir. Başından sonuna vatanın bölünmez bütünlüğüyle ilgili ağır sorumluluk hissi kitaba ağırlığını koymuştur. Bürokrasi-iktidar münasebetleri ve eleştirisi, 27 Mayıs’la ilgili düşünceler ve eleştiriler, Türk-Amerikan münasebetlerinin seyri, 99’da kurulan DSP-ANAP-MHP hükümeti ile ilgili düşünceler ve eleştiriler kitabın muhteviyatını oluşturan konulardan birkaçıdır. Kitabın üçüncü baskısı 2009 yılında Cedit Neşriyat tarafından yapılmış. Kitap bir düşünce kitabı olduğu halde hayli ilgi görmüş ve kısa sürede üç baskı yapmış.

Ortak maneviyat ve medeniyetimize varis olabilmek için en çok ihtiyacımız olan şey Türkçedir

Dil konusu, kitapta ağırlık ve önem verilen konuların başında geliyor. Yazar, etnik bir grubun dilini yasaklamanın haksız, yanlış ve abes bir uygulama olduğunu belirtir. Ama bir ülkenin hem resmi ve hem de ortak iletişim dilinin dışında kalan etnik dilleri de resmi alana taşımak, bu uğurda her türlü mücadeleyi vermek ve bunu bölünmeye kadar götürmek de o derece yanlış, haksız ve abes bir anlayıştır yazara göre. Türklük konusu da, kitapta dil konusu kadar, hatta daha fazla işlenen konularındandır. Kimlik, milli kimlik ve milliyetçilik konularının birleştiği noktadır. Dille de alakalı olan, dilden bağımsız olmayan bir konudur. “İsteyen istediği dili konuşabilsin, öğrenebilsin, öğretebilsin, resmi alana taşımaya kalkmadan istediği biçimde kullanabilsin; fakat kimse unutmasın ki, ortak maneviyat ve medeniyetimize varis olmak için, etnik olarak hangi kökten gelirse gelsin, bu coğrafyadaki Kürt’ün de, Çerkez’in de, Laz’ın da, Gürcü’nün de en çok ihtiyacı olan şey Türkçedir. Türkçe onların da anasının ak sütü gibidir” şeklinde düşüncelerini açıklayan Çalık, Türkçenin bu coğrafyadaki ortak yaşamın, hatta ortak tarih, kültür ve kader birliğimizin birinci şartı olduğunu ifade eder.

Türk – İslam tevhidiyle hayata tutunabiliriz ya da ayakta kalabiliriz

Soy-sop, şecere olarak ırka dayalı Türkçülüğü kabul etmez yazar. Rıza Nur’la başlayan ve Nihal Atsız'da ete kemiğe bürünen bu Türkçülük anlayışını eleştirir Çalık. Ve bu anlayışın Türk milliyetçiliği üzerinde bir kambur olduğunu, bundan da milliyetçiliğin çok zarar gördüğünü açıklar. Ayrıca Türk-İslam senteziyle ilgili geldiğimiz durumu da şöyle ifade ediyor: “Türk ve İslam lafızlarının yan yana gelmesinden rahatsız olan; hatta öfkeye kapılanların zannediyorum bir kısmı, samimi bir ‘birlik ve beka’ kaygısıyla ‘ona da razıyız’ çizgisine geldi; fakat ne çare ki bugün artık o da yetmez noktasına doğru hızla sürükleniyoruz. Belki de tarihi ve hakiki kimliğimizin nirengi noktasına tutunarak ayakta kalabilme şansımız olacak. O nirengiyi sentez ifade edemez, sentezle de olmaz; ‘tevhid’ lazımdır, tevhid! ‘Türk-İslam tevhidi!...”

Çalık, çareler de üretir. O çarelerden bazıları şunlardır: Herhangi bir adres göstermeksizin Türk, Kürt, Alevi, Sünni diye belirtmeden bütün etnik veyahut kültürel farklılıklara ferdiyet planında meşruluk tanınmalıdır. Resmi dilin Türkçe olduğunu ifade eden anayasa maddesine, isteyen herkesin istediği mahalli lisanda, hususi statüde eğitim-öğretim, araştırma, geliştirme ve sergileme müessesi kurup işletebileceği; kitap, dergi radyo ve televizyon neşriyatında bulunabileceği; dergi ve gazete yayımlayabileceği ibaresi eklenmek suretiyle tüm bu haklar anayasa çerçevesinde de teminat altına alınmalıdır.

Mahalli dillerde açılacak okullardan mezun olan herkes, resmi dilde yapılacak yazılı ve yahut sözlü imtihanları kazanmak kayıt şartı ile Türkçe özel okul mezunları ile aynı hukuki hak ve statüye sahip olmalıdır.

Etnik, kültürel, mezhebi veyahut dini telakkilere dayalı olarak memleket dahilindeki unsurlar arasında kin, nefret, husumet ve şiddeti alenen davet, tahrik ve teşvik etmeğe; ülkenin toprak ve hükümranlık haklarını hedef alan fiili isyanları arkalamaya yönelik propaganda mahiyeti taşıyan sarih beyanlar hariç, her nevi fikir ve mütalaanın ifadesine serbestiyet verilmelidir. Tekke, zaviye ve cemevlerinin resmen açılmasına hukuki imkan sağlanmalıdır.

Bıkıp usanmadan düşünmeyi, sabırla tartışmayı, karşılıklı olarak tahammül etmeyi sürdürmemiz lazım. Kısa vadede çözülmesi kolay bir problemle uğraşmıyoruz. Bize kestirme hal çarelerinden bahsedenlere kulak vermemiz, muhtemel faciaları küçümsemek gibi bir hamakate yol açar. Gelecek nesillerin hep birlikte gurur duyacağı ve herkes için kazanç anlamına gelecek şey ne ise hakiki çare odur” diyen Çalık’ın bu düşünceleri bizim de temennilerimiz olsun.

Allah bu güzelim memleket üzerine oyunları olanların oyunlarını kendi üzerlerine çevirsin.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Şubat 2019, 18:29
banner12
YORUM EKLE

banner19