Ortadoğu'nun ateşli alnı değmiş bu kitaba

'Edebiyat Kulesi' Nuri Pakdil'in yalnızlığını bütün dehşetiyle ortaya koyar. Kitapta ismi geçen dört beş dostun veya yoldaşın yalnızlığa şifa olmadığı bir gerçektir. Ömer Yalçınova yazdı..

Ortadoğu'nun ateşli alnı değmiş bu kitaba

Sanırım ne Türk ne de dünya edebiyatında Nuri Pakdil’in günce şeklinde yazdığı ve yayımladığı deneme kitaplarına benzer bir kitap bulunur. Diğer deyişle Nuri Pakdil’in kitaplarındaki tadı başka hiçbir kitapta bulamayız. Fransız edebiyatından André Gide, Türk edebiyatından Nurullah Ataç, günce şeklinde yazılan denemelerde en bilinen ve sevilen isimlerden. Fakat onların deneme kitaplarında dahi Nuri Pakdil’in yakaladığı dil, üslup, biçim yoktur. Nuri Pakdil kendinden başka kimsenin gerçekleştiremeyeceği bir deney yapmış gibi. Deneyi tutmuş, başarılı olmuş. Kendisiyle başlayıp bitecek; başka birinde rastlandığında aynı tadı vermeyecek, hep Nuri Pakdil’i anıştıracak bir deney.

Bir Yazarın Notları veya Edebiyat Kulesi. Bir direncin ve kendini bulmanın denemeleri. Bir Yazarın Notları’nda kendini, geleneğini, ailesini, şehrini, inançlarını arayış; karşı durduğu fikirler, arkadaşlar, kitaplar, yazmak eylemi… göze çarpar. Bu yüzden Edebiyat Kulesi’nde Bir Yazarın Notları-IV’e nasıl çalıştığına dair işaretler mevcut. Bir Yazarın Notları-V’e başlamayalım gibi bir cümleye de rastlıyoruz. Tabii bu kitaba ya hiç başlanılmadı ya da kitap yazıldı ama yayımlanmadı. Sanki bu yönüyle Edebiyat Kulesi bir bitişin, yani arayış sonucunda ulaşılan bir sonucun işareti, son noktası gibidir. 1982 ve 1983 yıllarında yazılmıştır. Gün gün belirtilmiştir. Nuri Pakdil belki yüzlerce cümle düşünmüş ve yazmıştır. Fakat kitapta bunların en önemlileri seçilmiştir.

Yanımda olmadığı için bakamıyorum. O yıllarda Edebiyat dergisinde neler yayımlanmış, Nuri Pakdil kimlerin önünü açmış, kendisi neler yazmış ve nelere dikkat çekmiş? Özellikle karşı durduğu bir isim ve tavır var mıymış? İlginç bir okuma olacaktır bu. Ben yapamıyorum fakat başka arkadaşlar çalışabilir. 1982, 1983 yıllarında yazılan Edebiyat Kulesi’yle, yayımlanan Edebiyat dergisinin karşılaştırılması. Bilindiği üzere 1984’te dergi kapanır. Nuri Pakdil’in kendini bulduğu, silkinip ayağa kalktığı, bir nesli harekete geçirdiği Edebiyat dergisi; bir varlık gerekçesi veya aracı olur. Bir varoluş biçimi de diyebiliriz buna. Müslüman olan, dinle ilgili en sancılı yıllarda çocukluğunu ve gençliğini yaşamış bir Türk aydını için. Nefes alabileceği, inançlarını özgürce ifade edeceği, içinde biriken öfkeyi yansıtacağı, düşüncelerini üreteceği bir varoluş biçimi.

Edebiyat Kulesi onun yalnızlığını bütün dehşetiyle ortaya koyar

Ona katılalım veya katılmayalım. Fakat İslamcılığın geldiği noktayı iyi tahlil edebilmemiz için -edebiyat veya siyaset alanında, fark etmez- Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’in eser, kaygı ve duruşlarını kıyaslayabilmeliyiz. Listeye Nureddin Topçu ve Erol Güngör’ü de dahil edebiliriz. Necip Fazıl İstanbulludur. Kültürün başkenti diyeceğimiz İstanbul’dan gür sesiyle Necip Fazıl’ın çıkması, İslamcılığı benimseyip savunması ile tabii ki Diyarbakır’da çocukluğunu geçirmiş, yatılı okullarda okumuş, Mehmet Akif ve Necip Fazıl’ın eserleriyle İslamcılığı benimsemiş, sonra da onun yılmaz bir savunucusu olmuş, Ankara ve İstanbul’u üniversite yıllarında görmüş bir Sezai Karakoç’un İslamcılığı, tavrı, fikirleri, özgüveni ve dikkat çektiği konular bir olmayacak. Necip Fazıl her şeyden önce İstanbul’da her tür edebiyat çevresini bilir, onlarla oturmuş kalkmış, dostluklar kurmuştur. Sezai Karakoç’un sanırım daha muhafazakar bir çevresi vardır. Bunlara bir de Nuri Pakdil’i dahil ettiğimiz zaman çok değişik bir İslamcılık tablosuyla karşılaşacağız. Nuri Pakdil bunların içinde en sert, en öfkeli ve en yalnız kalanıdır.

Edebiyat Kulesi bu yalnızlığı bütün dehşetiyle ortaya koyar. Kitapta ismi geçen dört beş dostun veya yoldaşın yalnızlığa şifa olmadığı bir gerçektir. Edebiyat Kulesi’nin büyüleyici, okuyucuyu hemen sarmalayan yönü, bu yalnızlık atmosferidir. Adeta Nuri Pakdil tek başına bir kalenin kulesinde, yıllarca nöbet tutmuştur. Bu nöbet Kudüs, Mekke, Medine, İstanbul, Beyrut… kısaca Ortadoğu içindir. Onun için kalem, kaledir. Kalem yani edebiyat, yani Edebiyat dergisi. Edebiyat dergisine bu yüzden bir Ortadoğu savunusu, kalesi olarak bakabiliriz. Tabii dergide yüzlerce dünya edebiyatından çeviriyle karşılaşsak bile böyle. O, ayrı bir konu. Doğrusu benim çok dikkatimi çekiyor. Nuri Pakdil’in dünya edebiyatına bu kadar yakından ve merakla bakmasına, hem yaşadığı dönem hem de savunduğu fikirler açısından bakılmalıdır. Ancak şu gerçek yine de değişmeyecektir: Nuri Pakdil’in ve onun çevresinde oluşan en az üç neslin merkezi, yani pergellerinin sabit ayağı Ortadoğu’dur. Bu da ayrıca bir merak konusu. Neden Ortadoğu?

Türkçülük akımının Orta Asya, diğer ifadeyle Türklerin İslam’la müşerref olmadığı yıllara dair vurgusuna bir tepki olabilir Ortadoğu vurgusu. Bu bir tahmin, hiç de dikkatten uzak tutulmaması gereken. Oysa Nuri Pakdil “ulus” kavramını çok kullanır. Ve benimsediği ve eserleri yazdığı dil, Nurullah Ataç’ın diline yakındır. Söylemek gerekir: O dili Ataç’tan çok daha profesyonelce kullanır. Ataç çoğu yerde bocalar. Ve Osmanlı Türkçesinin kalıplarından çıkamaz. Ataç kelime düzeyinde kalan bir sadeleşmeyle iktifa eder. Nuri Pakdil bir adım daha öteye geçer ve cümle düzeyinde bir yenileşmeyi gerçekleştirir. Fakat bu yenileşmeyle Ortadoğu vurgusu yapar. Hem de o zamana kadar yapılmamış bir yoğunlukta. Necip Fazıl ve Sezai Karakoç’tan daha yoğun bir şekilde.

Ortadoğulular için bir yangın ve yalnızlık işaretleriyle dolu

Nuri Pakdil’in güncelerini değerlendirirken Ortadoğu’ya dikkat etmeliyiz. Ortadoğu kaygısı ve sorumluluğunu Nuri Pakdil güncel hayatına kadar taşır. O büyüleyici, etkileyici yalnızlığının temel taşlarından biri haline getirir. İki ciltlik Arap Şiiri güldestesi, sonra Arap Saati, onun Ortadoğu vurgusunun görünen kısmı. Görünmeyen kısmı, belki daha etkileyici tarafı güncelerinde saklıdır. Süzülmüş, kısaltılmış, tavır haline getirilmiş cümleleriyle. Arkadaşlarıyla yaptığı sohbetlerinden seçip, kitaplarına koyduğu tespitlerle. Edebiyat dergisinin gündemiyle. Yürürken, yemek yerken, taşınırken, sohbet ederken veya bir tiyatro salonuna giderken, Nuri Pakdil’in gündeminde Ortadoğu vardır.

Gelelim “Arap baharı”na. “Arap baharı”na Nuri Pakdil’in 1970’lerden bu yana Ortadoğu’ya dönük çekmiş olduğu dikkatler ışığında bakmalıyız. O zaman çok farklı fikirlerle karşılaşacağız. Fikirlerle demeyelim, gerçeklerle burun buruna geleceğiz. Nuri Pakdil Kudüs, Mekke ve Medine özelinde bir bakış açısı yakalamaya çalışmıştır. İşte bugünler için. Belki 1970’lerde anlaşılmayan bir bakış açısı, şimdilerde bütün önemi ve gerçekliğiyle önümüzde duruyor. Bir yangının sancısını duymuş gibidir Nuri Pakdil. O yangının adına “Arap baharı” denildi. Bir yalnızlığın haberini, onu bütün derinlikleriyle yaşayarak işaret etmiş gibidir Nuri Pakdil. İşte yıl 2014 ve Müslümanlar yapayalnız. Bütün “insan hakları”, “demokrasi”, “liberalizm” yalanlarıyla Batı, kendi bayramlarını “Arap baharı” diyerek kutlamakta, Müslümanları yalnız bırakmaktadır.

Edebiyat Kulesi yüzeysel okunduğunda Nuri Pakdil’in gülük hayatından örneklerdir. Derinliğine okunduğunda Ortadoğulular için bir yangın ve yalnızlık işaretleriyle doludur. Bunun cemiyetleşmiş, topluluk olarak ifadesi Edebiyat dergisinin sayfalarında gizlidir. Dikkat çekilen sorunlar ve çözüm önerileriyle birlikte. Kişiselden toplumsala, toplumsaldan evrensele kadar. Kitap, sigarasını, ağızlığını ve kibritini atan ve “sigara içmemeyi” seçen bir Nuri Pakdil’le biter. Diğer ifadeyle haberin başında belirtmeye çalıştığım gibi, dört ciltlik Bir Yazarın Notları boyunca kendini arayan, Edebiyat Kulesi’nde kendini bulan, belli bir arayışın sonucuna ulaşan, noktayı koyan Nuri Pakdil’le. Kitap, okuyucularının dünyasında “sigara içmemeyi” seçmekle devam eder.

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 09:39
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13