Orhan Okay'ın Kaleminden Bir Hülya Adamı

Orhan Okay'ın 'Bir Hülya Adamının Romanı: Ahmet Hamdi Tanpınar' kitabı, bu önemli kültür adamıyla ilgili tüm merak edilenlere yanıt veriyor. Sedat Palut yazdı.

Orhan Okay'ın Kaleminden Bir Hülya Adamı

Ahmet Hamdi Tanpınar 20. yüzyılın en önemli edebiyatçılarından biridir. Kendisinin çok yönlü bir kalem ve şahsiyet olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kendisi çok okunmaktan ziyade çok tartışılan Huzur romanı dışında çok sayıda roman yazmış, bunun yanında deneme, öykü, edebiyat tarihi çalışmalarında bulunmuş, öğretmenlik ve bir dönem mebusluk da yapmıştır. Peki, bu çok yönlü kültür adamı kimdir? Elimizde Orhan Okay hocamızın Dergah Yayınları arasından çıkan “Bir Hülya Adamının Romanı: Ahmet Hamdi Tanpınar önemli bir kitap var. Kitap, bu önemli kültür adamıyla ilgili tüm merak edilenlere yanıt veriyor.

Şunu en başta söylemek lazım. Tanpınar, Orhan Okay’ın fakülteden hocası. Onu yakından tanıma fırsatı bulmuş. Tanpınar’la ilgili anılarının bir kısmını kitabın önsözünde paylaşmış. Orhan Okay hocamızın paylaştığına göre Tanpınar, 1901 İstanbul Şehzadebaşı doğumlu. Lakin burada kaç sene yaşadığını bilmiyoruz. Tanpınar’ın babası Batumlu bir Gürcü. Geçim sıkıntısı çeken kadı yardımcısı memur Hüseyin Fikri Efendi yaşlılık nedeniyle işten çıkarılıyor. Fakat dilekçe ve uzun uğraşlar vesilesiyle işine geri dönüyor. Tanpınar’ın annesi Nesime Bahriye Hanım ise Trabzonlu. Erken yaşta hayatını kaybediyor. Okay, kitabında Tanpınar’ın ailesinden eserlerinde pek bahsetmediğini özellikle vurguluyor.

Okay, Tanpınar’ın ruh dünyasının şekillenmesinde melankolik büyükannesinin tesiri olduğunu söylüyor. Onun anlattığı hikâyelerin, masalların Tanpınar’a nüfuz ettiğine değiniyor. “Aile Sıkıntıları” başlıklı kısımda Okay, Tanpınar’ın hiç evlenmediğini, bununla ilgili duygularının mektuplarına yansıdığını belirtiyor. Şair Ahmet Kutsi’ye gönderdiği bir mektubunda şöyle diyor Tanpınar: “Evlenme meselesi ne oldu? Evlen Kutsi, evlen. Ebedi bir şifadır evlenmek. Ben doğrusu ümit etmekten bıktığım için evlenmeye derhal hazırım.” (S.43)

Evlenmemekle beraber Tanpınar da tıpkı babası gibi geçim sıkıntısı çekiyor. Bir de bakmakla yükümlü olduğu insanlar… “Tanpınar’ın 7 yaş küçük erkek kardeşi, 1908 doğumlu Kenan Bey ağabeyi gibi bekar, onun gibi veya farklı bir takım psikolojik sıkıntıları olan, öğretmen olduğu halde maaşını geçimine yetiştiremeyen ve ağabeyine muhtaç olan bir insandır.” (S.47)

Tanpınar’ın yaşadığı yerler

Okay hoca, “Evler” başlıklı kısımda Tanpınar’ın yaşadığı yerleri anlatmış. Şehzadebaşı’ndaki evi Sahnenin Dışındakiler romanında geniş bir şekilde tasvir eden Tanpınar, kaldığı yerlerde en çok Kerkük’ü anlatmış. Kaldığı Narmanlı Yurdu’nda dost meclisi ve sohbetleri varken, buranın oldukça düzensiz olduğunu Tanpınar’ın dostlarından öğreniyoruz. Tanpınar’ın dostlarına göre en düzenli olduğu dönem Gümüşsuyu’nda yaşadığı dönem. “Turan Alptekin, Tanpınar’ın, sabahları erken kalkarak yazı masasına oturduğu Gümüşsuyu yıllarının, düzenli yaşamında çok daha verimli olduğunu sık sık söylemiştir, diyor.” (S.56)

Şehzadebaşı yıllarının ardından babasının tayini sebebiyle Sinop’a gider Tanpınar. Tabiata düşkünlüğünün vesilesi işte buradaki doğayla iç içe yaşamıdır, anılarına göre. Tanpınar’ın hatıralarında şehir, sokaklar ve çarşı yoktur. Daha çok doğa vardır. Peki ya yine babasının tayin dolayısıyla gittiği Kerkük’te?  Kerkük, Tanpınar’ın yazları, evlerin düz olan damlarında yattığı yerdir. Tanpınar’ın kitaplara gömüldüğü yerdir aynı zamanda. Buraya İstanbul’dan çok sayıda kitap getirtmiştir. 1916’da babasının Antalya’ya tayininin ardından annesini kaybetmiştir. Bu dönem dünya savaşının ortasına denk gelmektedir. Okay, “fakat ne hatıralarında, ne mektubunda, ne de romanlarına kadar yansımış olan Antalya dünyasında savaşa yer vardır” demiştir. (S.89) Lakin deniz ve şehir tutkusu başta Huzur olmak üzere diğer romanlarına yansımıştır.

Tanpınar’ı Yahya Kemal’e bağlayan şey vatan ve tarih sevgisi oldu

Tanpınar Antalya’dan İstanbul’a, Darülfünun’a gelir. Tarih ve felsefe derken Edebiyat bölümünü seçer. Tanpınar bu dönemde Yahya Kemal’den önemli oranda etkilenmiş:  “Tanpınar, bu felaket atmosferinde teselliyi tarih ve vatan sevgisinde arar. Şiir estetiğinde, poetikasında Ahmet Haşim’e daha yakın olduğu halde onu Yahya Kemal’e bağlayan da bu vatan ve tarih sevgisi olmuştur.” (S.108) Bu dönemde Tanpınar, Yahya Kemal’in İstanbul şehir turlarına katılır. Bu süreçte Yahya Kemal ile Tanpınar iki dost olur.

Darülfünun’un ardından Erzurum’da öğretmen olarak göreve başlayan Tanpınar, ilk iş olarak Necip Fazıl’dan şehir ile ilgili izlenimlerini paylaşmasını istedi. Ardından şehre gitti. Fakat şehir ile ilgili ilk izlenimleri olumsuzdu. Ardından Konya’ya gitti. Tarih 1925. Okay’ın Tanpınar’ın mektuplarından yola çıkarak paylaştığına göre Tanpınar 1924-1932 yılları arasında kendisini Batılı olarak gördü. Sonra Anadolu’yu gezip ciddi okumalar yaptıktan sonra bu fikrinden vazgeçti. Konya günlerinin edebi anlamda çok verimli geçmediğini paylaşıyor Okay. Burada yazarın entelektüel bir kriz yaşadığını söyleyebiliriz. 1928’de geldiği Ankara’daki ilk yıllarında Tanpınar bir edebiyat dergisi çıkarma teşebbüsünde bulundu. Fakat bu teşebbüs başarı ile neticelenmedi.

Okay, Tanpınar’a göre edebiyat öğretiminin amacını şöyle paylaşmış: “1. Öğrenciye edebi bir zevk vermek. 2. Onu içinde yaşadığı medeniyetin kültürüyle karşılaştırmak. Tanpınar, bizim edebiyatımızın ve genellikle toplumumuzun bir tek medeniyetin içinde gelişmemiş olduğunu söylemiştir.” (S.169) Peki liselerde edebiyat dersleri nasıl olmalıdır? Tanpınar’a göre, “Tanzimat’tan evvel ayrıntılı edebiyat tarihi, ondan önceki devirler bir giriş tarzında, özellikle dilin gelişmesini gösteren belli başlı merhalelere ait seçilmiş metinler üzerinde durularak okutulmalıdır.” (S.170)

Tanpınar 1932’de Kadıköy Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak geldi. Bu dönemde Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde de edebiyat dersleri verdi. Bu dönem Okay’a göre Tanpınar’ın oldukça verimli bir yayın hayatına girdiği dönemdir. Çeşitli dergilerde, gazetelerde şiirleri ve yazıları yayımlandı. Bu dönemde özellikle Doğu müziği üzerine araştırmalar yaptı. Tanpınar Doğu müziğinin Batı müziğinden daha üstün olduğunu ama bunun değerinin bilinmediğini düşünüyor. Bu dönemde Tanpınar, edebiyat komisyonlarında yer alarak edebiyat derslerinin nasıl okutulması gerektiğine dair fikirlerini paylaştı.

Kısa bir dönem Ankara’ya yeniden giden Tanpınar, İstanbul’a dönüşünde Cumhuriyet Gazetesi’nde Huzur adlı meşhur romanını tefrika etti.

Tanpınar’ın hocalığı

Okay, okurla Tanpınar’ın hocalığı ile ilgili çelişkili düşüncelerini de paylaşıyor. Günlüklerinde Tanpınar’ın şöyle bir ifadesi var: “Hocalığı 32 senedir sevmedim, sevemedim. Müthiş hoca itiyatlarım var. Öğretmek hoşuma gidiyor. Fakat hoca değilim. Kendi kendimi feda edemiyorum.” (S.195) Fakat aynı Tanpınar 1956’da “Hocalığı severim. 30 sene oldu” ifadesini kullanıyor.

Peki, Tanpınar’ın hocalığı hakkında öğrencileri ne diyor. Fuat Bayramoğlu, “edebi, zevkli fakat dağınık ve belki biraz tembel olarak tanımışızdır” diyor. Mina Urgan ise, “Hamdi fevkalade bir hocaydı ama metodik değildi, savruktu” diyor.

Yurt dışı deneyimi de yaşayan Tanpınar, başta Paris olmak üzere Hollanda, İngiltere, ispanya, Portekiz, İtalya, İsviçre, Almanya ve Avusturya’da kısa sürede bulunmuştur. Tanpınar, Paris’ten etkilenmiştir: “O ilk günler otelinin balkonundan Paris’i seyredişini, metroda 8-10 defa kayboluşunu, nereye götüreceğini bilmediği sokaklara dalıp çıktığını zevkle anlatır.” (S.201) Burada ünlü ressam Abidin Dino ile de görüştü. Bu Paris günlerinde Tanpınar’ı resim sergilerinde, müzelerde, tiyatro, konser, sinema ve operada görüyoruz. Okay, Aykut Kazancıgil’in, “Trafalgar Meydanı’nın yanındaki büyük müzede bir kişi dikkatle resimlere bakıyor ve uzun uzun düşünüyordu. Bir baktım Ahmet Hamdi Bey’di” diyerek onunla ilgili anılarını da kitabında paylaşmış. (S.208)

Orhan Okay, “Daha Özel Bir Hayat” başlıklı bölümde başlıktan da anlaşıldığı üzere yazarın özel hayatının bazı kısımlarını okurla paylaşmış. 1937 Mart’ında yazarın askerlik şubesine çağrıldığında sağlık problemini aktarmış, akciğerlerde, akciğer zarında ve diyaframda zayıflık teşhisi konmuştur. Okay, bu hastalık durumunun romanlarında, hikâyelerinde yer bulduğunu zikrediyor.

“Sokak politikası, kahvehane politikası yapıyorum kardeşim”

Çok tartışılan para durumlarıyla ilgili Okay, Tanpınar’ın günlüklerinden bahsetmiş kitabında. Tanpınar’ın paylaştığı ifadeler yazarın ciddi para sıkıntısı olduğunu gösteriyor.

Malum Tanpınar bir dönem Maraş mebusluğu da yaptı. Günlüklerinde yazar, edebiyata daha çok vakit ayıracağı için mutlu olduğuna değinir. Lakin bunu hayata geçiremez. Fakat Okay’ın değindiği önemli bir nokta var. O da, Tanpınar’ın, mebusluğu hakkında bize fazla bilgi vermediği. Peki, mebuslukla ilgili ne düşünüyor: “Sokak politikası, kahvehane politikası yapıyorum kardeşim ve bundan nefret ediyorum. Benim işim değil bu.” Tanpınar politikaya girdiği için pişman olmuştur.  

Tanpınar, 1962 Ocak’ın da kalp krizi ile hayatını kaybetti.

Orhan Okay hocamızın Tanpınar’ı anlattığı “Bir Hülya Adamının Romanı: Ahmet Hamdi Tanpınar” adlı eseri oldukça önemli bir eser. Okay hoca kitabını hazırlarken Tanpınar’ın günlükleri başta olmak üzere, yazarın kendini gizlediği roman ve öykülerinden, dönemindeki yazarların anılarından, arşivlerdeki fotoğraflardan faydalanmış. Tanpınar’ı merak edenler için kesinlikle başucu kitabı…

Sedat Palut

sedat.palut@gmail.com

Yayın Tarihi: 29 Nisan 2016 Cuma 16:11 Güncelleme Tarihi: 26 Aralık 2018, 18:23
banner25
YORUM EKLE

banner26