banner17

Örgütlü ölüler dediği de kimlermiş?

Mustafa Everdi’nin ‘Örgütlü Ölüler’ kitabı, akıp giden hayatımız içinde ölüm düşüncesi nerede diye sorgulatıyor.

Örgütlü ölüler dediği de kimlermiş?

 

Mustafa Everdi’nin Örgütlü Ölüler kitabının ilk baskısı 1992’de yapılmış. 2011 Mayıs’ında da Beyan Yayınları tarafından yeni baskısı çıkmış. Yazarın Davakıran isimli romanı da taze çıkmış ama onu henüz edinemedim.

Kitabın adını bir türlü doğru oturtamadım kafama ne hikmetse. “Örgütlü ölüler” yerine sürekli “ölümlü örgütlüler” deyip durdum. Benzer kelimelerden müteşekkil olduklarından galiba… Neyse ki mana itibarıyla benzeşiyorlar.

Kaldığımız yerden devam ediyoruz

Kitabın yirmi sene evvel yazılmış olduğu halde sanki günümüzü anlatırcasına hayatımıza yakın temas sağlaması şaşırtıyor insanı. Yani teknoloji istediği kadar ilerlesin, biz istediğimiz kadar geçmişi arkamızda bıraktığımızı iddia edelim. İnsanın hikâyesi hep aynı. Var olan dünya koşturmacasında olabildiğince insan kalabilmek ve gideceğimiz yeri unutmamak.Mustafa Everdi, Örgütlü Ölüler

Her şey ölümsüzlüğe ayarlı

Kitapta kısaca bir ölünün ve yakın çevresinin etrafında vuku bulan olaylar silsilesi anlatılıyor. Yazar olayları tatlı bir ironi ile ele almış ki ağlanacak halimize “bu kadar da olmaz” diyerek tebessüm ederken aslında zaman zaman her birimiz bu tür durumlarla karşı karşıya kalabiliyoruz ve “yurdum insanının halleri” diyerek, gülüp geçiyoruz belki de.

Örgütlü Ölüler kitabını okuduğumuzda şunun idrakine iyice varabiliriz rahatlıkla. Ölümü akıp giden hayatımızın içerisinden olabildiğince ötelemişiz. Sanki ne kadar görmezlikten gelirsek bize o denli uzak kalacak yanılgısı içindeyiz. Ta ki bir yakınımız öldüğünde ancak hissedebiliyoruz ölümün sıcaklığını ve kitaptaki Enver gibi ne için koşup durduğumuzu, hayatın sürüp giden, adeta düşündürtmemek için devamlı bizi gereksiz işlerle meşgul eder olduğunu ve aslında en çok üzerinde durmamız gereken kavramın şüphesiz ölüm ve ötesi olması gerektiğini sorgularken bir parça kendimize gelebiliyoruz nihayet.

Oturduğumuz apartmanlar inşa edilirken oraya diri girdiğimiz gibi diri çıkacağımız farz edilerek yapılıyor ve daracık merdivenlerden ölü halimiz ile nasıl huzur içinde mezarımıza kavuşabileceğimiz kimsenin kafasında bir soru işareti uyandırmıyor ne hikmetse!

Dost, arkadaşını kendi nefsine tercih edendir

Sen acını yaşarken ve dünya akıp giderken kendi seyrinde, zannediyorsun ki bu sadece benim başıma geldi ve yapayalnızım işte koca dünyada. Yazar bu hissiyatı açıklarken, “İnsan aynı dertten muzdaripleri gördüğünde acısı hafifliyor sanki” diyor. Ve ne kadar da yerinde bir cümle ile dile getiriyor insanın derin yarasını. Bir diğer yaramız da şüphesiz iyi günümüzde var olan arkadaşlarımızın asıl ihtiyaç hissettiğimizde birden yok olmaları. Yazar “dost, arkadaşını kendi nefsine tercih edendir” diyor. Şüphesiz bu yüzden dost kaldığımız arkadaşlarımızın sayısı hayli az.

Ve maceralı bir hikâyenin ardından teslimiyetle sekinet bulan bir kalbin iç huzuru sizin de içinize yayılıp tüm bedeninizi kuşatıyor.

 

F.Kebire Gündüz Karaaslan örgütsüz bir ölümlü olarak yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2016, 10:11
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20