Ölümle yüzleşmeden önce yüzleşin kendinizle

Emre Dorman’ın 'İnsanlar Uyrular Ölünce Uyanırlar' adlı eseri, ölüm, hayat, gaye gibi meselelerin etrafında örgüleşiyor. Ali Tarık Parlakışık yazdı.

Ölümle yüzleşmeden önce yüzleşin kendinizle

İnsanlar Uyurlar Ölünce Uyanırlar”… Emre Dorman’ın bu eseri, ölüm, hayat, gaye gibi meselelerin etrafında örgüleşiyor. Ölümü tefekkür etmek, hayatta bulunurken bir gayeye ve amaca göre bulunmak, hareketleri o gaye ve amaca göre konumlandırmak; işte bu ve benzeri meselelerin işlendiği mezkûr eserin ilk bölümü, “Yaşamaya Başlarken; Bir Su Damlacığının Hikâyesi” başlığını taşıyor ve bir spermin diliyle hikâyeleştirilen bu bölüm, sperm halinden ölüme kadar bir insan hayatının hikâyesini sunuyor okuyucuya. Mezkûr eser için ilginç bir başlangıç olan bu bölüm, eserin diğer bölümlerine de bir ‘açı(lı)ş’ ve ‘giriş’ niteliğinde. Ve birinci bölüm sonunda okuyucu, diğer bölümlere geçmeden bir tefekküre davet edilircesine şu satırlara muhatap tutuluyor: “Peki, sizi farklı kılan ne? Siz nasıl bir hikâyeniz olsun ve bu hikâyenizin sonu nasıl bitsin istiyorsunuz? Ölümle yüzleşmeden önce yüzleşin kendinizle.”

İlk baskısı 2011’de yapılan eserin, 2015 itibariyle otuz baskı yapmış olması, ölüm meselesini basit ama doyurucu bir dille irdeleyen böyle bir eser için teveccühü gösteriyor. Eserde ayet ve güzel söz iktibaslarının en uygun yerlere yapılmasına dikkat edildiği rahatlıkla belli oluyor. Buradan mülhem, eserin irdelediği meseleleri zenginleştirici bir rol oynamışlığı göze çarpıyor.

Tefekkür mekanizmasını harekete geçirmeye cehd ediyor

Esasında Dorman’ın eserinin bölüm başlıkları, meselelerin hem kendi içlerinde ve hem de diğer meseleler ile aralarındaki ahengi aşikâr etmede bir anahtar vazifesi gibi karşımızda duruyor. Mesela on ikinci ve on dokuzuncu bölüm arasındaki bölüm başlıkları şu şekilde: “Hayatımızdaki Önceliklerimiz”, “Hayatımızdaki Her Şey Tıpkı Bizim Gibi Tanrısaldır”, “Dünya Hayatının Geçiciliği ve Zamanın Kıymeti”, “Neden Ben?”, “Gönülden Arayan İnsan İçin Allah Her An Ulaşılabilirdir”, “Hala Yaşıyorsan Bir Sebebi Var”, “Safınız Belli Olsun”, “Ölüm Korkusu ve Ölümden Sonra Diriliş”. “Hayatımızdaki Önceliklerimiz” bölümünde nasihat havasında “Soralım bir an kendimize. Hayatımızda ki önceliklerimiz neler diye. Ailemiz, malımız-mülkümüz, zevk, eğlencelerimiz, sağlığımız, evimiz, arabamız ya da çok basit bir becerimiz. Anlamlı olup olmadığına bakamadan hoşumuza giden bir şey için harcadığımız saatlerimiz, günlerimiz. Bir dizi, örneğin kimi zaman. Yeni bölümün gelmesi için günleri hiçe sayarak geçip gitmelerine razı olduğumuz. İzlerken televizyonun içine girecek kadar başında kilitlendiğimiz. Kimi zaman ocakta bir yemeği yaktığımız, kimi zamansa çok sıkışmamıza rağmen tuvalete bile kalkamadığımız. Tüm hafta boyunca kritiğini yaptığımız. Bir sonraki bölümde neler olacağını tahmin etmeye çalıştığımız.” denilir ve “Dünya Hayatının Geçiciliği ve Zamanın Kıymeti” bölümünde de “Zamanın kıymetini kim bilir? Çoğu kez müsrifçe harcadığımız ve geri döndürülmesi mümkün olmayan zamanımıza hiç önemsemeyiz. Belki bazen düşünüp ah vah ederiz ama boşa geçmemesi için kayda değer bir önlem almayız. Bizim için çoğu zamana değersiz olan dakikalar, saatler bazen öyle önemli hale gelir ki ister istemez değeri anlaşılır.” denilir.

Ve merkeze alınan mesele(ler) muhitinde açıklamalar inişli-çıkışlı seviyelerde ilerlerken, William Shakespeare’in “Gençlik çok dayanmayan bir kumaştır” sözünü hatırlatır Dorman ve yine tefekkür mekanizmasını harekete geçirmeye cehd eder: “Fotoğraf makineleri ve video kameraları düşündürmüştür beni hep. Bebeklikten itibaren yapılan çekimler yıllarca insan için bir hatıra olur. Çok büyük bir lütuftur aslında bu ve benzeri gereçler insan için. Tabi görmesini bilene. Çekilen binlerce resim karesi ve kayıt altına alınan anlar insanların tüm yaşantılarının h da aynen bir kamera kaydı gibi kayıt altına alındığını ve zamanı geldiğinde arşivden çıkartılıp insana izletileceğini hatırlatır bana. Ne büyük bir şey değil mi?”

Eser, az önce işaretlediğimiz teveccühe nispetini de hatırlarsak, insanın ölümü tefekkür etmesinin ehemmiyetine dair birçok nasihat, hatırlatma ve de felsefi mülahaza barındırıyor.

Yazarının bilim ve felsefe alanındaki akademik kariyerinden mülhem, halk seviyesindeki böyle bir kitabın okuyucu kitlesinin geniş olması, eserin üslubuyla da ilgili… Uzun zamandır halk kitabı olarak kendine yer bulmuş “Hakikat-i Muhammediye” gibi eserler ve bu çizgide ve bu minvaldeki eserler içinde kendine yer bulabilme ihtimali düşük bile olsa (çünkü mezkûr eser gibi eserler bir geçmişi olup yer etmiş eserlerdir), ölüm gibi, gaye gibi insan ve hayatın en temel meselelerini felsefi düzeyde işleyen bir eserin bulunması da ayrıca mühim ve Dorman’ın eserine farklı bir nazar ile nazar edilmesinin gerekliliği biraz da buradan geliyor.

Ali Tarık Parlakışık yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2019, 17:28
YORUM EKLE

banner19

banner13