banner17

Ölüm, Hicret, Kimsesizlik: Türkistan!

89 yıllık hayatında birçok önemli eser telif etmiş ve çalışmalarının büyük bir kısmını yine Türkistan tarihine ve davasına vakfetmiş bir müellif Baymirza Hayit... ''Türkistan - Rusya ile Çin Arasında'' adlı eserinde de Hayit, Timur’un ihtişamlı devleti ve döneminden başlayarak yirminci asrın ortalarına kadar uzanan yaklaşık sekiz yüz yıllık bir Türkistan tarihinden haber veriyor. Yavuz Ertürk yazdı.

Ölüm, Hicret, Kimsesizlik: Türkistan!

Türkistan tarihi dendiğinde akla ilk gelen isimlerden olan Dr. Baymirza Hayit, 89 yıllık hayatında birçok önemli eser telif etmiş ve çalışmalarının büyük bir kısmını yine Türkistan tarihine ve davasına vakfetmiş bir müellif olarak kayıtlara geçmiştir. Aslen Özbek olan ve Müslüman Türk kimliğinin Rusya ve Çin gibi komünist ve emperyalist ülkelerce nasıl bir baskı unsuru olarak algılandığını iyi bilen Baymirza Hayit’in “Türkistan - Rusya ile Çin Arasında adlı eserinde bu durumu ayrıntıları ile görmekteyiz. Eser Almanca yazılmış ve Abdülkadir Sadak tarafından çevrilerek 1975 yılında Otağ Yayınları’nın yirminci, Esir Türk İlleri Serisi’nin de ikinci kitabı olarak basılmıştır.

Türkistan adıyla Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Uygur Muhtar Vilayeti’ni kapsayan eser, Timur’un ihtişamlı devleti ve döneminden başlayarak yirminci asrın ortalarına kadar uzanmakta, yaklaşık sekiz yüz yıllık bir Türkistan tarihi içermektedir.

Kurulan ve yıkılan devletler, zaferler ve hezimetler, iç çekişmeler ve dış müdahaleler gibi birçok konu ilmi bir disiplinle kitapta anlatılmış, bu tarihi sürecin ana hatları kitaba ilave edilen haritalarla görsel olarak da desteklenerek fikir edinmemiz sağlanmıştır.

Taht kavgaları ve iç karışıklıkların hızlandırdığı birçok son

Türkistan’da kurulan devlet ve beyliklerde iyi başlayan ve zaferlerle taçlanan birçok idari yapının içini oyan önemli bir unsur olarak taht kavgalarını sayabiliriz. İktidar ve istikrar sahibi kuruculardan hemen ya da iki kuşak sonrasında başlayan bu taht kavgalarında galip gelen ise bir açık arayan düşman oluyor. Yıpranan veya parçalara ayrılan idarenin ipi böylece kolayca çekiliyor.

Yazara göre devletin yıkılmasında önemli bir faktör olan bu bölünme ve yıpranmayla kalmayan Ruslar, Türkistan’daki hanlara dostane bir görüntü sergileyerek ya da siyasi görüşme arzusuyla gönderdiği elçiler ile de askerî ve siyasî bilgiler edinmiş ve bu bilgileri planlarını yaptığı gelecekteki saldırılarında kullanmıştır. Yazar, Buhara ve Hive bölgelerine gönderilen Rus elçilerin, ziyaret edilen memleketin politikaları, ekonomisi, askeri durumu, komşu memleketlere giden ticaret yolları hakkında bilgi toplamalarıyla sadece askeri anlamda değil, siyasi ve ticari anlamda da Rusların Türkistan hükümetlerini tanımalarını sağladığını belirtir. Bu gayretler, sonraki süreçlerde gerçekleştirecekleri işgal hamlelerinin de ana hatlarını oluşturacaktır.

Rusların öncelikli işi dinî ve millî kimlikle savaşmak oldu

Türkistan’da fiziki anlamda bir varlık ve yer edinen, siyasi anlamda ipleri eline alan Rusya’nın bundan sonraki işi ise din ve milli kimlikle savaşmak olacaktır. Baymirza Hayit, Türkistan’da İslam’ın sadece bir din olarak değil, bir yaşam şekli olarak canlılığını sürdürmüş olduğunu belirtir. İmam Buhari, Tirmizi, İbn Sina, Harezmi, Biruni, Farabi gibi İslami ilimlerde zirve isimler, mucitler ve felsefeciler bu bölgede doğmuş ve fikirlerini yaymışlardır. Bu isimler ve takipçileri sayesinde Türkistan, İslam’ın önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Rus işgalinden önce Türkistan’da İslami ilimler merkezi olarak faaliyet gösteren 595 medresenin olduğunu belirten müellif, işgalden sonra okul ve medreselerin hedef alınıp ıslah etme bahanesiyle bu kurumların birer Rus kışlasına çevrildiğini belirtir. Amaç geleneksel ve İslamî eğitim sistemini değiştirmek değil, temelli ortadan kaldırmaktır.

Bu anlayış sadece Türkistan bölgesinde de değil Rusya sınırları içerisinde yaşayan tüm Müslümanların Ruslaştırılması şeklinde devam etmiştir.

Dönemin misyonerlik faaliyetlerini yürüten Rus fanatiklerinden Ostroumov, müellifin alıntı yaptığı şu cümlesiyle amacın ne olduğunu görmemizde bize yardımcı oluyor: “Türkistan, silahla Rus egemenliği altına alınmıştır; şimdi de onun ruhuna nüfuz etmelidir.”

Batı Türkistan’da Rus belasıyla mücadele ederken Doğu Türkistan’da Çin işgali

1743’te Orenburg Kalesi’nin inşa edilmesiyle Türkistan’ı Ruslaştırma faaliyeti de başlamış olur ve Rus iskânı da yine bu dönemde başlar. Rus askeri ve iktisadi menfaatlerinin bulunduğu her toprak parçasına el konur ve hızlı bir Ruslaştırma çalışmasına girişilir. Ruslar bu çabalarının yanında bölgeyi kültürel anlamda da tamamen elde edebilmek adına Rusçayı zorunlu dil haline getirirken, Ortodokslaştırma çalışmalarına da sert bir şekilde başlamışlardır. Rusların tüm bu yıpratıcı ve yok edici faaliyetleri sürerken 1755 yılından itibaren Türkistan’ın işgaline Çin de dâhil olur. 1758 yılında Kaşgar’ı işgal girişiminde bulunan Çin, Doğu Türkistan’dan bir işgal hareketi gerçekleştirir. Batı Türkistan’da ise Rus zulmü devam etmektedir. Çinlilerin bu girişimlerinde onlarla işbirliğine giren bazı topluluk liderlerinin çeşitli vaatlerle kandırılıp öne sürüldüklerini görmekteyiz. Bu işgal hareketiyle beraber Çin çeşitli vergileri yürürlüğe koyduysa da asıl acı veren olay, işgal edilen bölge idarecilerinin ve halkının artık Çinliler gibi giyinecek olmaları ve şehirlerde Çin dilinin konuşulacak olması mecburiyetidir. Halkın bir araya gelme ve yeniden bir mukavemet gösterme ihtimaline karşı da haralar Çin imparatorunun kendi öz malı sayılmış ve yerli halkın koşu atları kullanmaları yasaklanmıştır.

Ölüm, hicret, kimsesizlik: Türkistan!

Doğusundan emperyalist Çin zulmüne batısından ise komünist Rus işgaline maruz kalan Türkistan’ın bugünkü durumuna geliş sürecinin incelendiği bu önemli eserde kanı dökülen, özünden dini ve dili alınmak istenen, sert iklim koşullarında hicrete zorlanan bir coğrafyanın tarihine dokunma fırsatı buluyoruz. Bir zaman sonra Ruslar Doğu Türkistan’dan Çin’i; Çinliler ise Batı Türkistan’dan Rus’u çıkarmak ve bu Müslüman coğrafyanın tek söz sahibi olmak istemişler, ölen, yetim, öksüz ve dul kalan, yerinden olan ise Türkistan halkı olmuştur.

Yavuz Ertürk

Güncelleme Tarihi: 21 Kasım 2018, 15:13
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20