Olan her şeye sıradanlık perdesi çekme!

Kâinatın en küçük ayrıntıları bile mucizelerle doludur. Metin Karabaşoğlu da, Mucize Avcısı’nda gençleri sıradanlık perdesini aralamaya davet ediyor..

Olan her şeye sıradanlık perdesi çekme!

https://www.ktpkitabevi.com/urun/mucize-avcisi

Mucize kısaca, hiçbir kimsenin yapabilme imkânı olmayan harika işler olarak tanımlanabilir. O zaman çevremize bir bakalım harika olmayan, muhteşem olmayan bir şey var mı diye? Mesela her sabah istisnasız doğan güneş bir mucize değil de nedir? Sadece güneş mi?  Ay, yıldızlar, diğer gezegenler, dağlar, taşlar, denizler yaratılmış canlı cansız tüm mahlûkat, hepsi de ayrı ayrı birer mucize değil midir?

Yeter ki çevremizde olup bitene “sıradanlık perdesi” çekmeyelim. Onların üzerini bu perdeyle örtmeyelim. Bir düşünün her gün doğan güneş her gün değil de yüzyılda bir doğsaydı... Tüm insanlar bu ân’a tanık olmak için günler hatta aylar öncesinden hazırlık yapar, o ân’ı yakalayabilecek en iyi zamanı, en iyi yeri çok daha önceden belirlerdi. Ve o ân’a tanık olanlar “Ne muhteşem bir ân” diyerek kendilerinden geçerlerdi. O zaman “sıradanlık perdesini” bir kenara fırlatıp mucizelerin peşine düşelim.

Ne kadar da az şükrediyoruz!

Bir damla suyun var olabilmesi için kainatın tümüyle var olması gerekir. Bir damla su içen bir canlı aslında tüm kâinatı içmiş gibidir. Nasıl mı? Düşünün bir kez daha denizlerdeki, nehirlerdeki suyun buharlaşması için güneş, bulutta biriken su buharının yoğunlaşması için soğuk hava, düşen yağmur tanelerinin süzülmesi, birikmesi, kullanılır hale gelmesi için kat kat toprağa ihtiyaç vardır. Evet bu düzenden sadece bir tanesini çıkarın, tüm sistem yok olur. Sadece suyun olmaması bile tüm canlıların yok olması için yetecektir. O zaman bu kâinat ne de muhteşem yaratılmış değil mi? Kâinatın en küçük ayrıntıları bile mucizelerle doludur. Her şey birbiriyle ilişkili, bir şeyin var olması için tüm kâinatın var olması gerekir.

Toprağa atılan tohumları düşünün: Birinden acı bir biber, diğerinden tatlı bir çilek bitiyor. Hem de aynı topraktan. Ne kadar muhteşem bir şey... Kâinattaki her şey Yaratıcının kendine verdiği görevi tam anlamıyla yerine getiriyor. Ne eksik ne de fazla. Çevremize bir bakalım: Daha iyi sulandığı ya da daha iyi bakıldığı için sınırlarını aşan bir ağaç ya da bir meyve görebiliyor muyuz? Her şey haddini biliyor, Rabbine boyun eğmiş ve sadece görevlerini ifa ediyorlar.

İki tane topu düşürmeden havada döndüren şovmene yapmadığı iltifatı bırakmayan bizler, gökyüzüne bakıp milyonlarca yıldızı, gezegenleri hiç düşürmeden öylece asılı tutan, bu en büyük şovu sergileyen Rabbimizi ne derece düşünüyor, O'na ne derece şükrediyoruz acaba?

100 km. hızla giden aracın nasıl sarsıldığını, nasıl bir gürültü çıkardığını bilmeyenimiz yoktur. Oysa dünya var olduğundan beri saatte 1600 km. hızla dönüyor. Ne yavaş ne de daha hızlı. Ama ne bir ses ne de bir sarsıntı hissediyoruz. Bu durum yüce kitabımızda şu şekilde zikredilmiştir: “Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağları, yolunuzu bulmanız için de ırmakları ve yolları yarattı.” (Nahl 15)

Ne kadar da az şükrediyoruz değil mi?

Fazlalık da bir eksikliktir

Siz hiç duydunuz mu? Karnını doyurduktan sonra avlanan, yiyeceğinin bir kısmını yarına saklayan vahşi bir hayvan. Ya da topraktaki suyu, mineralleri tüketen bir ağaç. Ağaçlar milyonlarca yıldır bu dünyadalar ve milyonlarca yıldır bu topraktan su ve mineral aldıkları halde, ne suyun dibini bulmuşlar ne de minerallerin kökünü kurutmuşlar. Doğadaki her varlık kendine lazım olanıyla yetinir. İnsanoğlu hariç. Hayvanların, bitkilerin neslinin tükenmesine neden olan da insanoğludur. Aç gözlü insan daha çok kazanma arzusuyla çevresini yer bitirir. Mükemmeli hep fazlada bulan insan otuz yılda kendi bedenini yağ fıçısına çevirmiş, dünyayı da üç yüz yılda bir ekolojik felaketin eşiğine getirmiştir. Fazlalık bizi mükemmele götürmez, bir başka açıdan fazlalık da bir eksikliktir. Rabbimiz bizden ‘fazla’nın değil kıvamın peşinde olmamızı emrediyor.

Mucize Avcısı, Genç Nesil Yayınları arasından çıkmış çok farklı ve hoş bir kitap. Bu güzel kitap Metin Karabaşoğlu imzalı. Yazar çevremizde olup biten olaylara çok farklı bir açıdan yaklaşarak bizleri düşünmeye sevk ediyor. “Sıradanlık perdesini” aralayarak, her gün içinde olduğumuz ama fark edemediğimiz mucizeleri göstermeye çalışıyor. Bizlere de sadece sıradanlık perdesini aralayıp mucizelerin peşine düşmek kalıyor.

Şakir Gönülce yazdı

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2018, 13:26
YORUM EKLE

banner19

banner13