Öğrencilerin derste tuttuğu notlar kitaplaştı

Doğu ve Doğu’nun mistikleri çevresinde hayranlık uyandıran manzaralar seyrettiğini söyleyen Ahmet Hamdi Tanpınar, bu noktada Batı’nın alabildiğine soğuk vechesinin bu manzaralar yanında yeterince sönük kaldığını ifade ediyor Edebiyat Dersleri’nde.

Öğrencilerin derste tuttuğu notlar kitaplaştı

Ahmet Hamdi Tanpınar, estet bir edebiyatçı olarak, eserlerinde çoğu zaman kayıp hülyaların izini sürer. Malihûlyalı bir yazardır ki, ağırlığı altında bir dönem ezildiği Batı tefekkürünün Doğu’ya hayranlığını keşfinden sonra eserlerine hepten nakşeder. Bu nakışların numûneleri olarak romanları, hikâyeleri, günlükleri ve şiirleri yıllar sonra yeniden, ilk defa keşfedilircesine tekrar tekrar gündeme gelir.

Öyle sanıyorum ki Tanpınar’ın şahsiyeti ve eserleri hakkında kalem oynatmayan ehli kalem yok gibidir. Dahası, özellikle yetmişli yılların sonlarına doğru Ahmet Hamdi Tanpınar, bir bakışın türlü hallerine dair üzeri küllenen eserleri etrafında her kesim tarafından bin bir temennalarla karşılanır. Her kesim diyorum zira, bu durum edebî kamunun daha çok Tanpınar’ın ruhî hallerine ve içtimaî görüşlerine bir orijinallik atfetmesinden kaynaklı yazılar bütünü olarak ortaya çıkmaktadır. Öyle ki, eserleri etrafında, henüz sağlığında dahi -kendi ifadesiyle- sükût suikastına uğradığı halde, vefatından sonra yazılanlar enikonu bir külliyat oluşturacak çapa erişmiştir.

(+)

Bir hoca olarak Tanpınar’ın üniversite yılları merak konusu olmuş, hocalığıyla paralel ders notları ilgililerince uzunca bir süre toplu halde yayınlanmayı beklemişti. Bu beklenti ilk olarak doksanlı yıllarda Dergâh dergisinde tefrikalar halinde gerçekleşti. Ders notlarının Tanpınar’ın öncelikle edebî dünyasına giriş olarak önem taşıdığı bir gerçek. Roman ve şiir dünyası başta olmak üzere; mimariden felsefeye, estetikten drama, tiyatroya kadar bütün bir Türk edebiyatı hakkında fikir beyan eden Tanpınar’ın ders notları bu anlamda değer taşıyordu. Bu notlar, yıllar sonra öğrencileri tarafından yeniden gündeme getirildi. Öyle ki, öğrencilerinden öncelikle Doç. Dr. Ali F. Karamanlıoğlu ve Prof. Dr. Mehmed Çavuşoğlu’nun tutmuş olduğu notları yayıma hazırlayan Prof. Dr. Abdullah Uçman, sonraki yıllarda Gözde Sağnak (Halazaoğlu) tarafından şaşırtıcı biçimde, günü gününe, hatta eksiksiz bir biçimde Tanpınar’ın ağzından çıktığı haliyle tutulmuş notları DA derleyince Tanpınar’ın ders notları bütün halinde -şimdilik- kitaplaşmış oldu.

Bir devrin anatomik yapısını edebiyat cephesinden teşrihe çalışıyor

Bu notlarda özellikle Tanpınar’ın ders anlatırken konuya münhasır dağınıklığı hemen göze çarpıyor. Öyle ki divan edebiyatı bağlamında ilerleyen konu bir anda modern Batı edebiyatına geliyor veya modern şiir kuramı hakkında fikir serdederken bir anda eski Türk edebiyatına girebiliyor. Bu durum Tanpınar’ın konuya hâkimiyeti noktasında bir derinlik ve yoğunluk olarak karşımıza çıkabiliyor. En dikkat çekici husus da Gözde Sağnak’ın (Halazoğlu) tam üç ders yılı süresince Tanpınar’ın ağzından çıkanı olduğu gibi yazıya dökebilme kabiliyetinde yatıyor. Bu derslerde zaman zaman bir kuruluk ve kısalık göze çarptığı gibi tersi durum da söz konusu olabiliyor. Tanpınar’ın Ahmed Mithat Efendi ile başlayan dersleri, Tanzimat edebiyatı çevresinde Ziya Paşa, Namık Kemal, Şinasi, Recaizâde Mahmud Ekrem, Abdülhak Hamid Tarhan ile devam ederken, zaman zaman millî edebiyat ve Cumhuriyet edebiyatı dönemi içinde oyalanabiliyor. Döneminin önemli eserleri ve isimleri olarak Tevfik Fikret, Yahya Kemal, Halid Ziya, Refik Halid, Ahmed Haşim, Yakup Kadri başta olmak üzere birçok isme telmihte bulunuyor. Bununla birlikte isimlerin örgüleştirdiği edebiyat dünyasını sadece Türk edebiyatının verimleri olarak şiir, roman, tiyatro vb. ile sınırlandırmıyor. Batı edebiyatı çevresinde isimler, eserler ve kritikler olarak; akımların bu eserler ve isimlere tesiri, kıyaslanmaları, karşılaştırılmaları, dakik bir ölçüyle yapılıyor.

Kitabın üç ayrı isim tarafından tutulan notlardan oluştuğu göz önünde bulundurulduğu vakit, Tanpınar’ın derslerinde üslup, biçim ve tarz olarak hemen hiç değişmediği, aynı istikamet üzere derslerini verdiği gözleniyor. Türk edebiyatının, özellikle de Tanzimat edebiyatının otopsisi üzerine uzmanlaşan bir edebiyat adamı olarak Tanpınar, yüzyılın getirdiği çeşitli kavramlar ve düşünce akımları üzerine de zaman zaman fikirlerini açıklamaktan kaçınmıyor. Batı düşüncesi etrafında sanıldığının aksine Tanpınar’ın mekanik bir işleyiş tarzı olarak Batı düşüncesine hiç de sıcak bakmadığını görüyoruz. Bilhassa Doğu ve Doğu’nun mistikleri çevresinde hayranlık uyandıran manzaralar seyrettiğini söyleyen Tanpınar, bu noktada Batı’nın alabildiğine soğuk vechesinin bu manzaralar yanında yeterince sönük kaldığını ifade ediyor. Zira Doğu’da sanıldığının aksine trajedi olmadığı için roman yoktur. Roman yazmak isteyenlerin türkülerden başlamaları gerektiğini söyleyen hocası Yahya Kemal’e sık sık atıfta bulunmaktan çekinmiyor. Oysa Batı’nın trajik yoğunluğunun sonucu olarak roman ve beraberinde kısa roman veya hikâye türünün yaygınlık kazandığını belirtir. Bir devrin anatomik yapısını edebiyat cephesinden teşrihe çalışan Tanpınar, modern edebiyatımızın ilk nüvelerinin basit ve fakat basit olduğu kadar düşünce hassalarının alışılmadık biçimde harekete geçirildiği bir devri mercek altına alıyor bu notlarda. Sıradan olarak adlandırılan bir mısranın, bir cümlenin veya olayın analitik dökümünü sabırla ve hassasiyetle gerçekleştiriyor. Bütün bunların yanında öyle sanıyorum ki olay, kişi ve eser yoğunluğunun bir neticesi olarak tarih ve eser noktasında yanılgılara, karışıklıklara düşebiliyor.

Dergah Yayınları’ndan çıkan ve Prof. Dr. Abdullah Uçman’ın yoğun bir çabanın neticesinde yayıma hazırladığı Edebiyat Dersleri, Ahmet Hamdi Tanpınar külliyatının çok önemli bir parçasını yerine yerleştirmiş olması bakımından önem taşıyor.

Arif Akçalı yazdı

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2019, 17:47
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13