O yazılarda bir şey vardı, şimdi ne oldu?

Aşk ile Hain Kardeş'te Süleyman Çobanoğlu'nun yazılarındaki üslup 1000 yıl sürecek bir dönemin tanığı idi

O yazılarda bir şey vardı, şimdi ne oldu?

 

Ruhları kırbaçlayan meşum 28 Şubat postmodern darbenin sıkılaştırdığı kalemler karşısında, itiraf etmeliyim ki kendimi ağu içmiş gibi hissediyorum. Düşünün, Anadolu’nun makûs talihine galebe çalan ordu kumanyası, işret meclisinde bir Ramazan Kadirov müslümanlığına sürükledi ahımızı, ervahımızı. Kafalar dumanlı, keyifler kekâ, iktidardan alaşağı edilen sözüm ona bizim reylerimiz değildi nasıl olsa. Dahası süper, ultra, mega, hiper ‘din uzmanı’ (dikkat edilsin lütfen, İslâm değil) enflasyonunda boğulan meğer ne nadanlar, cahiller ülkesiymişiz de haberimiz yokmuş! Düşündünüz de hançeremizde çoğalan çığlıklara ne ad buldunuz peki? Sahi, bin yıl süreceği dost düşman cümle âleme ilan edilen darbenin kararttığı hayatlar karşısında kılını kıpırdatan oldu mu aramızda?

O günlerden iki Süleyman Süleyman Çobanoğlu, Aşk ile Hain Kardeş

28 Şubat’ın takvimlerden bir yaprak olmadığını gelin kabul edelim. Anadolu’nun zihin ve ruh haritasında ölçeği belirgin halde duran ‘kara gün’ için hesaplaşma vakti arşivlere sevk edilmemeli. Gereklilik kipinde hazır kıt’a bekleyen öfkeyi hissedenler eminim ki Süleyman Çobanoğlu’nun o dönem yazdıklarını benim gibi tekrar tekrar okuyanlar olmuştur. Şimdi merak etmekteyim, ‘aşk’ vardı aramızda, tamam; sahi, ya o ‘hain kardeş’ kimdi peki? Kimliklerin müslümanların aleyhine darbeciler arasında dağıtıldığı ve kebapçıların, lokumcuların, kavurmacıların, hamalların fişlenip bilumum vatan sathının kin ve öfke ile karartıldığı zamanlarda, mahut darbeci Netekim Paşa’dan aman dileyen kimdi peki? Bakın, Süleymanları karıştırmayalım şimdi, biri ayaklarını yorgana sığdıran ve fakat mezara sığdıramayacağı konusunda hükümler verilen cumhurun başı idi vakti zamanında! Diğeri ise Âdemoğlu’ndan ödünç aldığı kalemiyle sütun işgalinde vefalı, kadirşinas bir müslüman muharrir. Mesele bu da değil hani…

Aşk ile Hain Kardeş, bulandırılmış bir aşk denizinde füsûn ve hikmet incisi arayanlara ilaç olur mu bilmem. Lakin buhranımızla kırıntısına muhtaç olduğumuz iman atlasında boğulduğumuza bahse girerim. (mesele mevzu konusunda bahis açmaktır ey okuyucu, yanlış anlamayasın sakın!) Öyle ki, millî hasılası domatesin enflasyon karşısında yenilgisine endeksli bir hayat, metropol yalnızlığımızda pek komik kaçıyor gerçekten. Sonra canfeda cemaatimiz, muhibbi olmaktan göğsümüzün tankları kıskandıracak denli kabaran haliyle dernek, sohbet, vakıf toplantılarımız, yılışık ve de akıldane Kinyas kurnazlığımız… Beberuhi gölgesinde Hacivat’ın tilkiliği ile mündemiç ‘çıplak kurtarıcı’lar elinde pek âfaksız kaldık!

Anadolunun sofrasında azıklanmış

Şimdi, Süleyman’dan içerû bir Süleyman varsa eğer, bilinmeli ki o, kalbi güm güm Anadolu’da atan ve aşka hainlik etmeyen has bir (hasbi de diyebilirsiniz) muhabbet yazarıdır. Hatırlatmak isterim ki, kargışlandığımız o mel’un günlerde, ikbâlini bütün bir milletin sofrasına katık ettiği alın terinde arayan ‘zinde kuvvetler’in namlusuna sürdüğü ironi yüklü satırlarda hep hainin kimliğini sorguladı. Yavan ekmek yediği, duru ayran içtiği sofraları hayırla yâd ederek yaptı bunu. Bunu hakikatle yaptı. Hakikatle, yani “Barometre ha bire yükselirken, viran olmuş köylerde kederli ihtiyarlar, artık tilki ve keklik bulunmayan tepelere bakıp bakıp ölmeyi diliyorlar. Yalnız buğday ve yün çıkarılan köyleri şehre doğru emiyorlar. Ki karanlık sokakları ve kirli caddelerinden plastik ve metal, Stalin ve İnönü çıksın diye…” yazdı.

Aradığını semirenlerden sormayan hâli ile yoksulların, yörüklerin temaşasında bulunup dost meclisinde Allah ile halvet olanları derkenar etti. Ki Âdemoğlu, sazlıktan kesilen kamışa kalpazanlık edenleri aşkla barışık kılmayan Allah’a münacatta kıt akıl kılındı. Yitiği olanın aradığı ‘şey’i önceleri bir sütunda sanan Çobanoğlu, aslında aşkla var kılınan Süleyman’dı.

Aşk ile Hain Kardeş, billûr bir acının ötesinde, sofrasında konuk olunacak isimlerin yanık türkülerine çağırıyor bizleri. O konuklar ise, mümin, mütevekkil ve yoksul…

 

Arif Akçalı yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 14:16
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13