O şiir tüm mutlu sonlara geciktiriyor okurunu

Ayşe Sevim ikinci şiir kitabı olan 'İşlenmemiş Suç' ile, okuyucularının işlediği tüm suçları açığa çıkarıyor. Ancak bunu yaparken, kendi işlediği tüm suçların günahlarını da taşıyıp getiriyor okuyucunun önüne. Metin Erol yazdı.

O şiir tüm mutlu sonlara geciktiriyor okurunu

Modern Türk şiiri serüveni düşünüldüğünde, kadın şairlerimizin bu alanda feth ettikleri saha günümüzdeki kadar geniş hiç olmamıştı. Şiirin erkeğe has bir olgu olduğunun düşünüldüğü zaman dilimlerinden elbette geçti toplumumuz. Ancak şunu bildirmekte yarar var: Şiir başından beri, cinsiyete tabi olan bir gerçeklik olmadı. O her vakit kendini, kadın olsun erkek olsun her sorana, tanıtıcı ve anlatıcı oldu.

Ancak toplumumuzun yaşadığı genişleşme süreciyle birlikte, şiirin görüntüde olan yanını kadınlarımız da süsler oldular. Bilhassa 2000 sonrası dönemde... Elbette ki, “Yaradana giden yollar yaradılmışların nefesleri adedincedir” düsturu gereği bu artış, gerçek manada niyeti şiir olan tüm kadınların kaleminden en güzeliyle Türk şiirine işlendi. Gerçek manada olma hususu burada bizatihi önemli. Çünkü tüm insan uğraşları için şiir, bir başka ehemmiyete sahip. Şiir her vakit kıskanç, her vakit kendi hakimiyetini ister şairde. Bu birliktelikte şairin şiir ile olan ilişkisi, şairin nefsini zorladığı kadar, aynı nefsi benliğiyle de alaya almak ister ki, benliğine yenilen nice şairlerimizin şiir diye ortaya koydukları, Çin üretimi ucuzluğundan farkı olmayan metalardır. Bu sebeple şiir, varoluşumuza bizi vardıracak bineklerden biri olmaklığıyla gerçekliğini taze tutar. Şairin şiire binek olması hususunda ise tüm süreç tersine döner ve o vakit tam bir muamma alanı doğar. Tüm bunları akılda tutmak önemlidir çünkü elimize aldığımız kitap bir şiir kitabı ise, onun bizleri nereye sürükleyeceği hiç belli olmaz. Şairin dünyası şiirinde açığa çıktığı gibi, okuyucuda kendi dünyasını şiirin dizelerine serer. Bunun için okuyucu, kendi dünyasını açığa vermeden şairin dizelerinde kendine ait olanı arar.

İşlenecek son suç: İşlenmemiş Suç

Ayşe Sevim, ikinci şiir kitabı olan “İşlenmemiş Suç” ile, okuyucularının işlediği tüm suçları açığa çıkarıyor. Ancak bunu yaparken, kendi işlediği tüm suçların günahlarını da taşıyıp getiriyor okuyucunun önüne. Sahip olduğu İslami duyarlılık, günümüz Müslümanlarının en çok ihtiyaç duydukları “doğruluk” ile dizeler arasından nefes alıp veriyor. İtiraf ettikleri, aslında bir o kadar da işlemediği suçları Ayşe Sevim’in. Bir şairin dünyasına kapı açmak, elbetteki bir roman yahut öykü yazarının dünyasına kapı açmaya benzemiyor. “İşlenmemiş Suç”ta bu, iki kat daha ağırlaşıyor çünkü Ayşe Sevim bu kitabını, “en güzel şiir” olarak nitelendirdiği ülkesine armağan ediyor. Burada meselemiz katmerleniyor çünkü sadece şairin iç dünyası ile değil, aynı zamanda şiirin bir imkanı olarak ortaya konan dış dünyanın şairde bıraktığı izlerin de muhattabı olunuyor. Fakat “İşlenmemiş Suç”un şiirleri, Ayşe Sevim’in iç dünyasının dış gözlemine olan ağırlığını yansıtıyor. En azından bu benim tespitim. Kitabın ilk şiiri olan “Topal” beni öylesine hırpaladı çünkü. Şairin kaç dünyası vardır? Kaç ruhu taşır bedeninde şair? Şiire başlayan şairle o şiiri bitiren şair aynı mıdır? Tüm bu paradoksal sorular “Topal” şiirinden kalan yaralar. Ayşe Sevim’in kitabından yer verdiği pek çok dışa dönük gözlemlerin aktarıldığı şiirleri, “Topal” şiirinin yanında sakat kalıyor kanatimce.

“bu sabah olmak istediğim kadın uyandırdı beni

Sesi cetvelle çizilmiş

‘neden gelmedin’ dedi bana

‘hâlâ geliyorum, topallar gecikir’ dedim”

dizeleri ile başlayan “Topal” şiiri, daha kitaba başlamadan varacağımız tüm mutlu sonlara geciktiriyor bizi. Böylece okuyucusu için de bir kapı açıyor Ayşe Sevim, “kendimle olmak istediğim kadın arasında/ milyonlarca kaza vardır” dizesi çarpıyor okuyucuya bu kapıdan. Okuyucu kendini bırakıyor ve kendi olmak istediği bir hâlette kaybolmaya başlıyor kitabın dizeleri arasında.

Kitabın arka kapağına konulan dizeler ise tüm şiirlerin kardeşi. “Sevgili mutlu son beni tanısaydınız severdiniz” Çünkü en büyük mutlu son olan ölüm için konuşuyor Ayşe Sevim: “Ölünce/Not defterimin içinde kıvrılıp uyuyakaldı yapacaklarım/Ölünce/Şiir için toparladığım malzemeler kıldı namazımı”. Bu aynı zamanda Ayşe Sevim’in dünya hayatını nerede harcadığınında bir yanıtı. Namazını şiiri kılacak kadar kaç şair vardır edebiyatımızda? Yazımızın başında izahını yaptığımız durum, işte bu dizlerle bizi de haklı çıkarıyor. Yoğun olarak işlenen ölüm teması, aynı zamanda Müslüman’ın ölümü her an hatırlayıcı ve hatırlatıcı olması gerektiği gerekliliğinin yerine getirilmesi bir nevi. Bu duyarlığı Ayşe Sevim, yalnızca bir hatırlatıcı ve karşı koyucu olarak dile getirmemiş üstelik. “Gam” şiirinde, “halbuki Nuh’a bakmaktan gemiyi görmedim ben/tufanda milyarlarca ton suyu yutup/kustum Musa’yı kovalayan firavunun üstüne” dizeleri olayı üst boyuta taşımakta. Kur’anî olarak hikaye edilen ibretlik olayların, şiire gerçek bir şiir dili ile yedirilmesinin göstergesidir bu dizeler. Ayşe Sevim’in “İşlenmemiş Suç” kitabından bir çok uzun soluklu dize ve olay anlatımı öykü ile şiiri pek çok kere iç içe sokmuştur. Ancak “Gam” şiirinin bu dizeleri bir başkadır. İlahi olan, şairin nefesinden gerçek bir şiir olarak orataya çıkmıştır. Kur’an’ın hikayelediği bu anlatımı şair, şiirselleştirmiştir.

Modern dünyaya karşı bir tavır

Ayşe Sevim, “İşlenmemiş Suç” kitabında, modern dünyanın insanı örümcek ağı gibi saran ve insanın ontolojisi ile olan yakınlığını sekteye uğratan bir çok olguya da değiniyor. Bunlar, kimi zaman gündelik hayatımızın koşuşturması içinde umursamadığımız durumlar, kimi zaman ise hayatımıza sireyet etmesine karşın rahatsızlık duyduğumuz haller. Tüm bu hallerin sekteleyeceği yeri şu enfes dize ile anlatıyor Ayşe Sevim: “dünyanın pillerini çıkarıp masama koydum/her şey durdu.” Bu dize üzerine daha ne yazılabilir... Onca koşturmacamızı ise ne güzel aktarıyor: “ kimse orta dereceli bir memurdan bu kadarını beklemezdi/öğle tatilinde bilgisayarın içine girip/apartmanların mağaraya dönüştüğü iş çıkışlarında/hızlı hızlı yürürdüm evime/yatmadan önce saati yarına kurardım”. Tüm yaşadığımızın beş dize ile özeti işte... Ancak nice aktarılan gündelik hayat manzaralarından İslamî duyarlılığı ile aktardığı bir manzara vardır ki, işte o da değinilmeden geçilemez: “besmele genç bir delikanlıydı yanlarında yaşayan/bir şey kaldırdığında elini tutup yardım ediyordu”. İzahını böyle buyurur Ayşe Sevim; “Besmele”nin günümüz insanındaki genel yerini vurgular. Kitabın bir çok şiirinde “Fatiha” ve “Besmele” kelimeleri tekrarlanır zaten. Ayşe Sevim gözlemlediği dünyanın aksiliğine kaptırmaz şiirini, sahip olduğu duyarlılık ile dengeler dizeleri.

İşlenmemiş Suç; “Taburcu”dan sonra yayınlanan ikinci şiir kitabı Ayşe Sevim’in. Değinelecek bir çok yönü içinden bizim dikkatlerimizi celbeden yanlar bu kısımlardı. Ancak neticede bu bir şiir kitabı. Şiir ise, her insana farklı tecelli eder. Ayşe Sevim’in ifadesi ile son verecek olursak, “İbrahim elindeki bıçakla İsmail’e nasıl baktıysa/yüzüme öyle bakıyor”du. “İşlenmemiş Suç”, ben bu bakışta gördüklerimi yazdım.

 

Metin Erol, onca suçu işlemiş olarak okudu

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 12:39
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13