O ruh, o iklim hep bir ukde kalacak içimizde

'Silik Fotoğraflar Portreler', M. Orhan Okay Hoca’nın kültür, sanat ve düşünce dünyamıza suretleri düşen, birbirinden değerli şahsiyetleri anlattığı kitabı. Klasik bir portre anlatımı yok burada. Hatıralar eşlik ediyor portrelere. Üstelik kitabın bu baskısına yeni portreler de eklenmiş. Muaz Ergü yazdı.

O ruh, o iklim hep bir ukde kalacak içimizde

Silik Fotoğraflar Portreler”, M. Orhan Okay Hoca’nın kültür, sanat ve düşünce dünyamıza suretleri düşen, birbirinden değerli şahsiyetleri anlattığı kitabı. Klasik bir portre anlatımı yok burada. Hatıralar eşlik ediyor portrelere.Okay, bu şahsiyetleri anlatmakla kalmıyor bir tarihi yeniden gündeme getiriyor. Geçmiş zaman koridorlarında, gâh neşenin gâh ironinin gâh hüznün eşlik ettiği uzun ince bir yolculuk. Silik fotoğrafların netleştirdiği, hatıraların taçlandırdığı bir tarihe tanıklık ediyoruz. İmrenerek, dikkatimizi yoğunlaştırarak ve zaman zaman, “Keşke orada ben de olsaydım…” diyerek. Kitap da anlatılan o şahsiyetler bugün birer masal kahramanı mesabesinde. Okurken bizi baştan ayağa kuşatan o ruh, o iklim şimdilerde hepimizin çok uzağında. Silik Fotoğraflar’ı okuyunca, etrafımızın ne kadar da çok yalancı renklerle kuşatılmış olduğunu bir kez daha hissediyoruz. Bir kez daha…

Kitaba yeni silik fotoğraflar da eklendi

Silik Fotoğraflar Portreler’in çoğu daha önce Zaman Gazetesi’nde yayınlanan“Pazar Yazıları”nın bir araya gelmesinden oluşuyor. Ayrıca çeşitli dergilerde ele alınan şahsiyetlerin ölüm yıldönümleri nedeniyle yayınlamış yazılar ve anma günlerinde yapılan konuşmalara da yer verilmiş. Kitabın İlk baskısı 2001’de Ötüken Yayınları tarafından yapılmış. 2013 yılı Aralık ayında Dergâh Yayınları tarafından piyasaya sürülen baskıda, birkaç portre daha eklenmiş öncekilerin çoğu da genişletilmiş.

Kimler yok ki Silik Fotoğraflarda! Nurettin Topçu, Hüseyin Avni Ulaş, Rahmi Eray, Celalettin Ökten, Tahir Olgun (Tahirülmevlevi), Mehmet Âkif, Hasan Basri Çantay, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan, Nihat Sami Banarlı, İbnülemin Mahmut Kemal, Peyami Safa, Reşat Ekrem Koçu, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Asaf Halet Çelebi, Reşat Nuri Güntekin, Abdulaziz Bekkine, Kaya Bilgegil, Kilisli Rifat Bilge, Süheyl Ünver, Osman Nuri Ergin, Hafız Mehmet Kara, Ali Nihat Tarlan… Saydığımız bu isimlerle ilgili portre yazıları 2001’den önce yani kitabın ilk basımından önce ilk kitaba alınan portreler. Faruk Nafiz Çamlıbel, İsmail Hami Danişment, Şinasi Tekin, Fuat Sezgin, Ömer Faruk Akün, Fevziye Abdullah Tansel, Ahmet Ateş, Muhammet Hamidullah, Ezel Erverdi, Ayhan Yücel ile ilgili yazılanlar 2001 sonrası.

Yeni baskıya giren portreler. Hepsi de kendi alanında birer yıldız olan mümtaz kişiler. Hem kültürel donanımlarıyla, hem şahsiyetleriyle, hem çalışkanlıklarıyla, hem fedakârlıklarıyla, hem de vefalarıyla unutulmayacak değerler. Gerçi biz hafızası, belleği kıt bir milletiz. Çok çabuk unutuyoruz. Bugün bu saydığımız insanlardan ziyade gündemimizi ve zihnimizi futbolcular, şarkıcılar daha çok meşgul ediyor. Hiçbir emeği, zahmeti, kendine ait bir tek cümlesi olmayan, konuşmaktan ve herhangi bir şahsiyetten yoksun boş adamları baş tacı ediyoruz. Ne garip bir durum! Gerçekten korkutucu ve ürpertici… Silik Fotoğraflar-Portreler kitabını okudukça, bu haleti ruhiye daha çok sarıp sarmalıyor okuyucuyu. Bir zamanlar bu topraklarda yaşanmış bu zor ama aynı oranda güzel olan, ruhu olan o iklime belki bir daha hiçbir zaman kavuşamayacağız. Bir özlem, bir ukde kalacak içimizde.

Okay Hoca kitabına aldığı portelerin çoğuyla tanışık. Tanışıklıktan ziyade arkadaşlık, dostluk kurmuş. Bazılarıyla birkaç kez görüşmüş. Diğer bazılarını ise kitaplarından ve yazdıklarından tanımış. Hoca’nın Vefa Lisesi’nde okuması sanırım en büyük şansı. Düşünce, sanat ve edebiyatımızın devleri ile burada tanışmış ve birçoğu hoca olarak dersine girmiş. Düşünün bir lise ve hocaları Nurettin Topçu,Reşat Ekrem Koçu, Nihat Sami Banarlı, Agâh Sırrı Levent, Nihal Atsız, Faruk Nafiz Çamlıbel, Halit Fahri Ozansoy, Celalettin Ökten… Böyle bir kadro bugün üniversitelerde bile yok. NurettinTopçu lisede derse giriyor ama Felsefe Doçenti. Sorbon’da doktora yapmış. Kitapta zaten en sık tekrar edilen isimlerden biri Topçu. Okay Hoca, gerçekten bereketli, kazanımları bol bir eğitim/öğretim yaşantısına sahip. Birçok insanın tanışmak için hayal kurduğu, kimilerine ulaşılamaz gelen düşünce, edebiyat ve sanat sahasındaki yıldızlar, Orhan Okay’ın en yakınında olan kişiler. Orhan Okay’da onların yanı başında…

Silik Fotoğraflar’ın içinden bizlere tebessüm eden bu adamlar nereye gittiler?

Hafızası, belleği zayıf bir millet olduğumuzu, Orhan Okay Bey de kitapta sık sık dile getiriyor. Aynı zamanda kitabında anlattığı, ele aldığı şahsiyetlerin birçoğunun da çok az yazdığından ve geride fazla bir şey bırakmadıklarından da bahsediyor. Ömer Faruk Akün mesela… Orhan Okay’ın portre yazılarını okumak, aynı zamanda tarihi okumak anlamına da geliyor. Hem de tarih biliminin sıkıcı, kuru, akademik soğukluğuna hapsolmadan. Zevkle okunan bir tarih. Hatta bazı olayları ilk ağızdan duyup, okumak… Silik Portreler’de, Türkiye’mizde yaşanan geçiş dönemlerini de görüyoruz. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş ve yaşanılan sıkıntılar, dönüşümler, herc ü mercler… İki dönemi yaşayan kişilerin haleti ruhiyeleri… Celalettin Ökten Hoca’nın portresi buna en güzel örnek. Medreseyi ve üniversiteyi yaşamış biri. İmam hatip okullarının açılmasında büyük emeği varmış. Celal Hoca,o zamanlar Arapça’yı klasik usulden farklı bir şekilde öğretiyor. Berlitz Metodu…Ana dilin öğrenilmesi gibi önce basit cümlelerden başlıyor, gelişiyor, kurallar sırası geldiğinde öğretiliyor.

Kitapta hem ilgimi çeken hem de beni çok üzen bir bölümde Seyfettin Özege anlatılıyor. Burası aynı zamanda bizin çarpık anlayışımızı, tembelliğimizi bütün açıklığıyla gösteriyor. Seyfettin Özege pek fazla bilinmemesine rağmen ömrünü kitap toplamaya, özellikle eski harfli kitapları toplamaya adamış biri. Onbinlerce kitabı varmış. Bu kitapları Erzurum Atatürk Üniversite’sine bağışlamak ister. Tek bir arzusu vardır üniversiteden: bağışladığı kitapların kataloglarının yapılması ve kendine yüz adet gönderilmesi. Büyük bir aşkla, şevkle eski yazı kitapları toplayan ve dünyanın en zengin kitap koleksiyonlarından birini meydana getiren Özege’nin bu isteği, koskoca üniversite tarafından yıllarca yerine getirilmez. Personellerin ilgisizliği, kimi kitapların kaybolması Özege’nin kulağına gider. Hatta bir kütüphane görevlisi kitap bağışladığı için Özege’yi hata yapmakla suçlar. O da kitapların kendine yeniden iade edilmesini ister. Evet, bir yanda dünyanın en zengin kitap koleksiyonunu büyük bir emekle yapan Seyfettin Özege, bir yanda ise, katalog yapmayı beceremeyen bir üniversite…

Silik Fotoğraflar Portreler, bu ve buna benzer bir sürü ayrıntı, anekdot ve bilgiyle dolu. Ayrıca Okay Hoca’nın şık ve tertemiz üslubu, kitabı daha da önemli kılıyor. Yazılara eşlik eden fotoğraflar ve belgeler de ayrı bir renk katıyor. Kitaplarını severek okuduğumuz yazarların el yazılarını görmek ilginç. Bir de bütün bunlara ilaveten, portreleri yazılan mümtaz şahsiyetlerin fiziki yapıları hakkında da bilgiler mevcut. Boyları, posları, dış görünüşleri, giyim kuşamları…      

Silik Fotoğraflar’ın içinden bizlere tebessüm eden bu adamlar nereye gittiler? Nerede onların kıt imkânlarla gerçekleştirdiği büyük hizmetler? Onlardaki hasbilik, ruh inceliği, tevazu, dayanışma neden terk etti şimdilerde bizleri? Bu sorular üzerinde düşünülmesi gereken bir sorular.

Muaz Ergü yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 12:40
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13