O'na teslimiyet derecesinde şefaate erişiriz

'Aşk Yolu', M. Nusret Tura’nın güzide eserlerinden bir tanesi.. Metin Erol kitap hakkında yazdı.

O'na teslimiyet derecesinde şefaate erişiriz

Arifler buyurmuşlardır ki: “Yaradana giden yollar, yaradılmışların nefesleri adedincedir.” Yaradana giden onca yollar içinde bir yol da vardır ki, o yolun tarifi kelama gelmediği gibi, kaleme de gelmez. Bu yol aşk yoludur.

"Aşk Yolu”, M. Nusret Tura’nın güzide eserlerinden bir tanesi. M. Nusret Tura (1903 – 1979 ); Fatih dersiâmlarından, mesnevîhan, Süleymaniye Kütüphanesi eski müdürü olan âlim zat Mehmed Hazmi Tura’nın (tarîk-i Uşşâkî meşâyihinden, 1880 – 1961) talebelerindendir. M. Nusret Tura, uzun yıllar Deniz Yolları’nın İstanbul, Bebek İskelesi’nde gişe memurluğu yapmış, ancak ömrünü mesleğinden ziyade gönül sohbetleri memuru olarak doyasıya harcamıştır.

Aşk ve idrâk

Ne vakit “aşk”tan söz açılsa, konuya vakıf olanlar da olmayanlar da şu kıssayı aktarırlar karşıdakine. Bazı hakikatler insanda ancak tekrarlana tekrarlana yer edinir olduğundan, biz de burada bu kıssayı aktarmakta fayda gördük: “Bir gün dervişlerinden biri Hz. Mevlana’nın yanına varmış, destur isteyip sormuş: 'Efendim aşk nedir?’ Hazret cevap vermiş: ‘Ben ol da bil’. Verilen cevap, aynı zamanda modern zamanlarda aşikar olan uygunlu uygunsuz her halin aşk olarak adlandırılmasına da aslında bir şamar olmakla birlikte, ne yazık ki yeterince idrâk edilememiştir. Çünkü kimse Hazreti Mevlana olamamış, herkes kendiliği içinde yaşadığı hali, aşkın o tarifi ve telkini mümkün olmayan tanımına dahil etmeye çalışmıştır.

Malumunuzdur ki, herhangi bir mahalde put varsa eğer, orası kilisedir; ancak Allah’ın isimleri varsa, orası “câmii”dir. Sahip olduklarımızın ve sahip olmaya çalıştıklarımızın yoğunluğunu düşündüğümüzde, bizlerin idrâk ve tasdik eylemlerini ifa edecek uzuvlarımız olan akıl ve kalp, nice yaşam putlarıyla doludur. Çünkü idrâk en nihayetinde bir tekâmül gerektirir. Hele ki aşkın idraki...? M. Nusret Tura Hazretleri’nin “İnsan, hayvani huylarını frenlemesini bilmezse, tekâmül etmesine hayli zaman vardır. Cehlimizi bilip de nefis mücâdelesine girişmiş olsak, epeyce yol almış oluruz. Şu hâlde, hayvâni huylarımızı ıslâh etmedikçe, insanlığımızın ve ilmimizin kıymeti yoktur.” demesi, idrâkin nefsin köreltilmesi ile açılacağının göstergesidir ki, “Aşk bütün yaratılmışlar içinde yalnız insanların erebileceği son tekâmül basamağıdır!” diyerek bu idrâkin, yalnızca eşref-i mahlukat olarak insana olan mahsusluğunu da ortaya koyar M. Nusret Tura.

Aşkın 24 saati

Cihanın en büyük kıymetinden birinin aşk olduğunu dile getirir M. Nusret Tura. Aşkın barınağı olan gönülse, aynı zamanda beyt-i Hüdâ’dır. Bu sebeple gönlünde, gün boyu aşk duygusunu, gönlün beyt-i Hüdâ olmaklığı idrâkiyle taşıyan her kişinin gönlü, Hz. Cebrâil’in tavaf yeridir; çünkü M. Nusret Tura’nın buyurduğu gibi, “Hz. Cebrail, mest olan gönülleri sık sık tavaf ederek, letâfet ve ilhâm duygularını getirir.” Bu duygular, insanın hayvandan ayrılmaya başladığı diğer mühim noktalardan da biridir aynı zamanda.

M. Nusret Tura’nın dikkati çektiği bu husustaki diğer önemli nokta ise şudur: “Namazlarında ve niyazlarında, gönlünü beden endişelerinden ayırabilenler, iç âlemlerinde tecelli ve temâşâ zevkine erişirler.” Çünkü iç aleminde temâşâ zevkine erişemeyen kişi muhtemeldir ki dış alemin temâşâsına takılıp kalmıştır. Bu gibiler için Nusret Tura Efendi’nin tavrı nettir: “Eğer yalnız dış âlemin temaşasında Dekart’lara, Monteskiyo’lara bağlanıp kaldıysan ve senin asıl ebedi hayâtiyetini sağlayacak olan gönül kitabını okumak için vakit ayırmadıysan, ömür israf olmuş demektir. Senin bu âleme gelişinin gayesi, hakiki insanlığını bulmak ve Habîbullah’ın hikmetli sözlerinin sevkini idrâk etmektir.” Bu kavrayışla yeryüzünde yirmi dört saat ile sınırladığımız ve adına bir “gün” dediğimiz zamanı, aşk ile, mütemadiyen sürdürmek gayretinde olmalıyız; çünkü bilmeliyiz ki, İslam’da durağanlık yoktur.

O'na teslimiyetimiz derecesinde şefâat saâdetine erişiriz

Hakikat ilmi, bilmem bir sınıra sahip midir; ancak onun ne başı ne de sonu vardır. Çünkü, “Hakk’ın alîm sıfatının tecellîsi, sonsuz bir ummandır.” Bizler ise Hak yolunda katreye de olsa ummana da olsa, her neye talib olmuşsak ancak bunu Habib-i Edib-i Zişan’ı hakkıyla tanıyıp, onu tanıdığımız ölçüde ona benzemeye gayret ettiğimiz nisbette gerçekleştirebiliriz. Bu vasıtayla hem aşk sırrındaki lezzeti tadar, hem de Şefaât-ı Rasulullah’a yakınlık kesbederiz. Nusret Tura Efendi bunu ziyadesiyle şu şekilde anlatıyor: “Bir ramazanda hararet bastı diye, ‘Bir karpuz kesip de yiyelim' dedikleri zaman, Efendimize herkes, ramazan olduğunu hatırlatmış. Fakat Hz. Ali, 'Baş üstüne ya Resûlallah!' diyerek derhâl karpuzu keserek Efendimize ikram etmeleri üzerine, ‘Ya Ali, bugün ramazandır!’ dediklerinde, en güzel cevabı yine Hz. Ali (k.v) vermişlerdir: ‘Ya Resûlallah! Biz senin sözünle hareket ederiz. Ramazan dedin oruç tuttuk, bayram dedin orucu bozduk.’ demişlerdir. Çünkü, Cenâb-ı Allah’ın bütün emirleri ve nehiyleri, Habîbullah kanalıyla gelmiş ve fem-i mübareklerinden çıkmıştır. İman sahipleri, Resûl-i Zişan Efenmizi bu rüchâniyete sahip bilerek, ona teslimiyetleri derecesinde şefâat saâdetine erişirler.”

Nusrat Tura Efendi, “Aşk Yolu” eserinde, “aşkın öğlesi” ve “aşkın ikindisi”nide ziyadesi ile tarif buyurmuş. 24 saatin nasıl ki dakikası dakikasına uymuyorsa elbette ki öğlesi ve ikindisi de farklı olacaktır. Aşkın öğlesi ve ikindisini merak edenler, bu kitapta istediklerini bulabilirler.

Metin Erol haber verdi

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 15:29
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13