O, dünyayı dünyada boşayan bir şairdi

Tarihin sayfalarını geriye dönüp karıştırdığımda, Abdurrahim Karakoç’un 7 Haziran 2012 tarihinde vefat ettiğini yazıyordu. Bugün, bu şairimize vefa zamanı; hem de önemli bir eserle. Kâmil Büyüker yazdı.

O, dünyayı dünyada boşayan bir şairdi

Kendisine sadece şair demek, belki eksik ve yanlış bir değerlendirme olur. Zira dertli adam söyler, yazar. “Aşk ağlatır, dert söyletir,” diye boşuna söylenmemiştir. Abdurrahim Karakoç, belki yakından tanımanıza gerek olmadan, eserleriyle kendisini ele veren bir insandı. Dert adamı idi, dava adamı idi, çile adamı idi. Bütün bir hayatı sönmez, pörsümez yeninin peşinde akıp gitmişti. Şiiri, atışmaları, düz yazıları, fıkra muharrirliği hep bu ulvi gayenin birer vasıtası idi.

Bütün bunları neden tekrar gündeme getiriyorum peki? Çünkü Karakoç’u; sanatı, fikriyatı, hatıratıyla bir bütün olarak anlamamıza vesile olacak bir eser neşredildi. Üzerimde emeği bulunan ve kendisinden ilham alarak yetiştiğim İhsan Kurt hocam, 27 yılı geçkin dostluğunun, komşuluğunun, arkadaşlığının hülasası olarak Dünyayı Dünyada Boşayan Şair üst başlığıyla, Abdurrahim Karakoç (Anonim Yayınları, İstanbul 2013, 256 s.) kitabını yayınladı.

Karakoç araştırmalarına ağırlık vermek lazım

Her şey 1986 yılında, Karakoç hakkında yazılan değerlendirme yazıları ile başlar. Karakoç hayatta iken, şu anda kitaba giren yazıların üçte ikisi muhtelif dergi ve gazetelerde yayınlanmıştır. Ancak bir türlü bir araya gelip, kisve-i tab’a bürünme süreci gerçekleşmemiştir. Yazar, bu süreçte defalarca teşebbüste bulunduğunu ancak duyarsızlığın, vefasızlığın, korkaklığın sarmaladığı bir ortamda kitabı kimsenin yayınlamaya yanaşmadığını söylüyor. Hatta daha ilginç bir nokta da şudur: Karakoç hayatta iken kitabı yayınlayan bir yayınevi, bu kitap önüne geldiğinde, bu kitabı yazar hayatta iken yayınlayamayacağını söyler. Bunun sebebini ise, “Ya ölene kadar hayatında bir çok değişiklikler olursa” diye te’vil etmeye çalışır.

Yazar eseri yedi bölüme ayırmış. Her bölüm ise, onun farklı bir vechesini öne çıkarıyor. O yüzden kitabın ne tek başına inceleme, ne araştırma, ne tahlil ne de hatırat olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. İlk bölümde, Dünyayı Dünyada Boşayan Şair Abdurrahim Karakoç başlığı altında hayat hikayesi, en küçük oğlu Enderhan Karakoç’un kaleminden babasının hikayesi, hakkında yapılan araştırmalar, özel sayılar ve tezler yer alıyor. Özellikle tezler bahsinde, yazarın da ifadesiyle, zihni çürüklük ve bağnaz yaklaşımlar Karakoç araştırmalarına da mani olmuş. Tespit edilebildiği kadarıyla, şu ana kadar dört adet tez yapılmış. Bu da bizim, Karakoç’u anlama noktasında daha çok çalışmamız gerektiğini gösteriyor. Diğer bölümlerin başlıkları ise şöyle: Karakoç’un Eserleri, Tanıdığım Karakoç, Karakoç ve Şiiri, Değerlerin Sevgilerin ve Umumi Hüzünlerin Şairi, Karakoç ve Karşı Kıyı, Albümde Kalanlar.

Bulunmamak üzere kaybedilen güzellikler

Yazarla bir sohbetinde Karakoç, “bulunmamak üzere kaybedilen güzellikler” ifadesini çocukluğu için kullanmış. Yokluk, sıkıntı içinde büyürken bunu hiç mesele etmeyen Karakoç için dünya bir imtihan alanıdır:

Bilirim, doğmuşum ölmek üzere;

Görevim doğruyu bulmak üzere,

Mahşerde imtihan olmak üzere

Dünyaya ders için geldik, bilesin.

Biz Karakoç’u gazetede yazdığı, o kimseye eyvallah etmeyen, doğruları eğip bükmeden, Akif’in ifadesiyle, “sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek” ilkesinden şaşmayan ölçüleri ile tanıdık. Zira o, Allah rızasını merkeze alınca, “İman kaynağımdır, tevhid havuzum/İslam dışında arama beni” demiştir. Cesaretine, imanına bizatihi şahitlik yapan yazar, özellikle son bölümde Karakoç’ta ölümün bir metafor olarak “Karşı Kıyı” diye nitelendiğini ifade ediyor. Zira bu sebepten, “Bu dünyadaki hayattan sonra asıl hayatın başlayacağına inandığım için kula kulluk yapmaktan korkarım!” der.

Geride kalan güzel hatıralar

Yazar İhsan Kurt, Abdurrahim Karakoç’la ilk mektuplaşmalarına ve yüz yüze ilk karşılaşmalarına da kitabında yer verir. 1985 yılında Keskin ilçesinden yazılan bir mektup ve sonrasında devam eden mektuplar… Arkasından, 1986 yılında Sincan’da yüzyüze ilk görüşme. Hatta, Yeni Ufuk Gazetesi’nde iki yıldan fazla bir zaman yazı yazmasına da vesile olmuş Karakoç yazarın. Yazar İhsan Kurt, memur olduğu için yazamayacağını ifade ederken, “onun kolayı var” demiş ve müstearla yazacağını ifade etmiş. Köşesinin ismini de Hassasiyet koymuş. Hatta yazar gazetede yazdığı ve Karakoç’un en beğendiği yazısını da kitaba koymuş: Kitap ve Ekmek.

Eser, Karakoç’u anlamak ve onun hayat yolculuğunun maksadını manasını bulmak isteyenler için başucu kaynak niteliğinde. Karakoç’un kitapta yer alan şu sözleri bizi vefaya çağırmaktadır:

“Ölüler toprağa gömülür, hatıralar yüreğe. Toprak mı vefalı, yürek mi vefalı? Bilmiyorum… Sevdiklerimi de, sevmediklerimi de kendi değer ölçüleri içerisinde hatırlamayı borç kabul ediyorum.” Buyrun vefanın meclisine…

Kâmil Büyüker, kitap vesilesi ile Abdurrahim Karakoç’a rahmet diledi

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2019, 17:41
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13