Nurettin Topçu’nun kaleminden Mehmet Akif Ersoy…

Akif’in yaşamı, felsefesi, eserleri ve şiirlerine dair ayrıntılı malumatlar bulacağınız bu eserde, Mehmet Akif’in fikri yönlerini de yakından tanıyacaksınız. Nurettin Topçu’nun anlattığı hususlara dair kendi fikir ve görüşlerini de beyan ettiği “Mehmet Akif” kitabında, gerçek bir dava adamına ait yaşam felsefesi bulacak, adeta Akif’in iç dünyasına yolculuğa çıkacaksınız.

Nurettin Topçu’nun kaleminden Mehmet Akif Ersoy…

Kitapta, Mehmet Akif’in yaşamındaki olay örgüsünden çok, onun kimliği, nasıl bir insan olduğu ve fikir dünyası hakkında detaylar yer alıyor. Akif, şiirlerinden örneklerle tanıtılmaya, bugünkü nesle hakkıyla anlatmaya çalışılmış.

Mehmet Akif kimdir?

Mehmet Akif’in yaşam felsefesi nedir?

Safahat hangi fikri öğeleri ihtiva ediyor?

Mehmet Akif’in ideali ne idi?

Mehmet Akif hangi fikrin tohumlarını taşıyor, onu gelecek nesillere aktarmanın hayalini kuruyordu? sorularının cevapları ile hürriyet, isyan, muhafazakârlık kavramları üzerine derinlemesine bilgiler bulunuyor. Okurken yeni bakış açıları geliştirecek, Akif’in düşünce dünyasını yakından tanıyacaksınız. Mehmet Akif’in aslında ne büyük, ne cesur ve ne kadar derin bir insan olduğunu kavrayacağınız bu eser sayesinde, bugün ile geçmişin analizini yapabilir, arada köprüler kurabilirsiniz.

Akif’e Dair

İnsanlar, gaflet uykusunda zirvededir. Bugün duygusuz, kör, sağır, geleneksiz, kuvvetsiz, idraksiz bir nesil bulunmaktadır. Bu, karanlıkta kalmış, ancak karanlıkta olduğundan bihaber bir nesildir. Kültür ve ahlak davaları, üniversiteli genç nesil elinde kurtarılmaktan ve yüceltilmekten uzaktır. Devrin ahvali, gidişatı gün geçtikçe millileşmekten ayrı düşmekte, Batı’yı taklit gittikçe artmaktadır. Bu vahim ahval içinde Akif’in milletini uyarmaya gayret eden çırpınışları, şiirlerinde adeta vücut bulmakta, neslin sefalet içindeki halinden duyduğu kederi mısralarına çarpıcı biçimde yansıtmaktadır.

 Akif, bu asil dava adamı, gaflet ve sefalet içindeki halkın arasında acı çekmekte, halkı uyandırabilmek adına elinden geleni fazlasıyla göstermektedir.

“Âlemde ziya kalmasa, halk etmelisin, halk!

Ey elleri böğründe yatan şaşkın adam, kalk!” satırları bunu anlatan en iyi örneklerdendir. Kur’an düsturunu benimsemiş, eserlerini de bu minval üzere kaleme almış vatan şairinin ruhi dünyası, daima bir arayış ve kurtuluş yolu bulma ümidindedir. Milletini bu gaflet ve dalaletten uyandırmak, silkmek ve toparlanmasını sağlamak hülyasındadır.

Gerçek Hak aşığı Akif’in satırları arasına gizlenen hissi terennümler; iman dolu bir kalp, ateşli bir ideal ve ümittir. 20. asrın Ömer’i Akif, zulme karşı kalkandır. Riyaya karşı tahammülsüz, zalime karşı haşin,  hedefinden tavizsiz bir dava adamıdır. Akif’i Akif yapan yaşanmışlıklar; İslam ile sanat arasında dokuduğu mekiktir. Sanat, insanın tamamıdır. Akif, gerçek bir sanatçıdır. Zira sanat, Akif’in bütün hayatını sarmıştır. Akif, bütün varlığı ile kendini sanatında kaybetmiş, sanat ile bütünleşmiş bir şairdir.  Akif’in hali yanan bir volkana benzer. Taş parçalarını etrafına fırlatan, ardından dumanıyla evreni siyaha boyayan ve son olarak da karanlıktan aydınlık ateşi doğuran volkan misali... Akif, hislerini okurlarının hayatına yayar, ardından bütün kâinat görüşü olan felsefeyi, insanın düşün dünyasını sarar, son olarak da düşünceler insanı harekete zorlayarak insanın iç dünyasını aşka boyar.

Büyük adamların vasıfları yalnızlıktır. Akif de her büyük adam gibi bir parça yalnız ve münzevidir. İnsanların samimiyetsizliğini gören Akif, gittikçe hüsrana uğrayarak kendini toplum içinden sıyırmıştır. Sahibi olduğu ve savunduğu fikirler ona sefalet ve ıstırap vermesine rağmen, asla gerçek amacından sapmaz, bir an olsun Kur’an düsturu ve Peygamber ahlakını savunmaktan vazgeçmez. Vatan için pek çok fedakârlıklar yapan Akif’in bu yaptıkları belli kesimler tarafından maalesef göz ardı edilmiştir. Akif, milletinin salahiyeti için tüm gücüyle çabalamasına rağmen yine de eleştiriye maruz kalmaktan kaçamamıştır. Uğradığı haksız eleştirilere cevap niteliğinde kaleme aldığı şiir, eleştirenlere düstur öğreterek, kusur bulanlara karşı vakarla durmaktadır.

Akif’in Şairliği

Sanat, yaşamak ihtirasıdır ve sanatçı, hayatı büyük yaşayan, ihtirasla yaşayandır.  Sanatçılar normal insanlardan bir şekilde ayrılmaktadır. Sanatkâr iki şekilde gruplandırılabilir; onlar ya hayata koşarlar ya da hayattan koparlar. Her iki sanatçı çeşidine örnek vermek mümkündür. Örneğin, Nedim ve Yahya Kemal hayatla hem demdirler. Hayattan kaçanların yaşadıkları yegâne yer ise kendi sanatlarıdır. Buna en güzel örnek ise hayatın darlığından, çirkefliğinden kaçarak sanatının naifliğine sığınan Fuzuli’dir.

Sanatçının dertlerine deva olacak tek şifa kaynağı sanattır. Sanatkâr ile sıradan insanları birbirinden ayıran his, işte bu sıradanlıktan ve dünyanın darlığından kaçmaktır. Hayattan kaçıp sanata sığınanların bir bölümü sanatı sadece bir deva ve kaçıp sığınılacak bir limandan daha fazlası haline getirmişlerdir. Böyle sanatçılar kendi sanatını sonsuzluğa ulaşmada aracı işlevi olarak kullanır. Ruhu selamete erdiren bu varış, sanatçıyı sonsuzluğa yani Allah’a ulaştırmaktadır. Sonsuzluğa ulaşabilmek kabiliyeti ise ancak büyük sanatçılara bahşedilmiş bir armağandır. İlham gemisine binerek sonsuzluğa yelken açan sanatçıların gayesi salt üretmek, sanat icra etmek değil, gayri ihtiyari bir ihtiyaç ve hayatın bütünü haline gelmiş olan sanatın vücut bulmasıdır. Sanatçıların içlerinde kopan fırtınalarla yaptıkları yolculuklar farklı da olsa da, kendini sonsuzluğa adayacak cesareti gösteren her sanatkâr büyüktür. Yunus’tan Beethoven’e, Nietzche’den Namık Kemal’e, Micheangel’den Akif’e pek çok sanatçıdaki, sonsuzluk terennümleri kendi sanat alanlarında farklı yansımalar bulmuştur.

Dışarıdan başlayarak içe inen ve büyük bir coşkuyla kazarak derinlere indikçe iştiyakla daha da iç dünyalara dalma hevesine dönüşen sanat, Allah’a ulaştırır. Safahat’ın Akif’teki içsel yolculuğu işte bu yolculuğun terennümüdür. Tıpkı Mimar Sinan’ın eserleri çıraklık, kalfalık, ustalık dönemlerine ayrıldığı gibi, Akif’in safahatları da ustalık, kalfalık ve çıraklık dönemlerine ayrılır. İlk iki Safahat’ı çıraklık, sonraki 5 Safahatı kalfalık, “Asım” ve “Gölgeler” adındaki son iki Safahat’ı ise onun ustalık dönemidir. Akif, bir zevk şairi değil, halkın derdiyle dertlenmiş, ıstırap ve çile adamıdır. Akif’in davası İslam’dır ve Akif, gerçek bir dava adamıdır. O, bazı sanatçılar gibi gerçek hayattan kopuk, hayalperest bir şair değil; halkın derdiyle dertlenen bir şairdir. O, konularını insan yaşamının ta içinden alan şiirlerin sahibidir. Bütün bunlarla birlikte Akif, tabiat şairi de değildir. Pek çok sanatkâr tabiatı taklit etmesine rağmen, tabiat sanat konusu olamaz. Sanatkâr, insan ruhundaki halleri yansıtacak eserler vermelidir. Denizin, dalganın, çiçeğin sanatı olamaz; hüznün, neşenin, matemin sanatı olur.

Sanat eserindeki üslup, sanatkârın sesidir. Üslubun iki unsuru bulunur: Vücut hali ve sanatkârın yaşam tarihi. Her iki unsur, sanatkâr sanatını icra ederken, üretirken, mutlak surette üretimine etki eder. Hal duyusu ve sanatkârın yaşam tarihi, sanatkâr eseri üretirken içinde bulunduğu halet-i ruhiyeyi etkiler. Böylece üslup ya duyguların yahut geçmişin izlerini taşır.

Akif İdealizmi

İdeal, düşünceyi gerçeklerin üzerinde konumlandırarak yüksek bir tatmin düzeyi sunar. İdeal bir duygu ne olursa olsun sanata konu olabilir. Her sanat eserinin gerçek sanat değeri taşıması için bir ideal uğruna yapılmış olma özelliği taşıması gerekir. Sadece bir fikri savunmak ya da körü körüne propaganda yapmak için meydana getirilen eserler, sanat değerinden yoksundur.

Akif’in din ve ahlak ideali uğruna adadığı ömründe vücut bulan eserleri, büsbütün sanat fışkıran birer abidedir. İdeali uğruna her türlü adımı atmaktan çekinmeyen Akif’in idealizmi, hem milliyet hem inkılap hem de din şuuru taşıyan, çok yönlü bir idealizmdir. Mehmet Akif’in idealizmi çok yönlüdür ancak  Akif’i anlamak için de öncelikle bu kavramların için doğru doldurmak gerekir. Milliyetçiliğin, inkılapçılığın, din ve mistisizmin birbirine dâhil olduğu Akif idealizminde, hem bir yenilikçilik anlayışı hem de ayrılmaz bir İslam şuuru vardır.

Milliyet, ortak tarih, toprak ve ortak bilinçtir. Nesilden nesle aktarılan birikimdir. Yüzlerce yıllık ruhtur. Millet, tarih içindeki sahnelerden yoğrulmuş, yaşadığı olaylarla evirilerek, birleşmiş varlıktır. Akif, bünyesinde bulunan şu iki unsur yüzünden milliyetçi ruha sahiptir; bütün benliğini kaplayan ecdat duygusu ve toplumda çöken ahlâki yapının savunulmaya duyduğu ihtiyaç. Toplum içinde şekilden şekle giren çöküş ve bu çöküşe duyarsız insanlara karşın Akif, damarlarında bir isyan dalgası hissetmekte ve gittikçe kötüye giden nesli kurtarmak için kendini mesul saymaktadır. Bu hâl ise onu, koyu bir milliyetçi yapmakla kalmaz; aynı zamanda inkılapçı da yapmaktadır.

Mehmet Akif’in ne denli milliyetçi olduğuna dair safahatlarından manzum örnekleri görmek mümkündür. Dinin ve milliyetçiliğin kusursuz biçimde birleştirildiği bu manzumlar, Akif’in idealizmini ve milliyetçiliğini pekala ortaya koymaktadır. Bugün pek çok fikre göre, milliyetçi denildiğinde akla gelen, dine karşı olan; dinci denince akla gelen ise beyni hurafelerle dolu vatan, millet şuuru olmayan insandır.  Fakat gerçekte bu, asla böyle değildir. Gerçek din ve millet şuurunda İslam ve milliyetçilik birbirini kucaklar. 20. asırda dini ve milliyetçiliği aynı sinede kucaklayan ve ikisini birleştiren ve neredeyse yıkılmak üzere olan milliyetçiliğin ipinden tutan isim yine Mehmet Akif’tir.

 Safahat

Mehmet Akif’e ait 7 Safahat, onun fikri ve ruhi değişimlerinin de gösterir niteliktedir. Akif’in Safahatları, bu eserleri kaleme alırken içinde bulunduğu ruh ve düşün dünyasına dair ipuçları vermektedir. Akif’in iç dünyasını yansıtan ve onun eserlerini hangi geçmiş izleriyle, hangi fikir dairesi içinde yazdığını ortaya koyan şiirleri, üslubunu yani sesini de açıkça belli etmektedir.

Akif’in nasıl bir insan olduğunu, onun yaşam felsefesini, uğrunda canhıraş emek verdiği idealinin Safahat’taki yansımalarını görmek mümkündür. Akif’in devrine isyanı, sitemi, her şeye rağmen milletine dair olan umudu, düzeltme gayreti ve ateş dolu yüreği de Safahat’ın satırlarına işlenmiştir. Bugün hala gerçek anlamda anlaşılamamış olan bu şaire, ne edebiyatçılar ne realistler ne dindarlar kendilerince kusurlar isnat etmişlerdir.

Akif’in dikkat çeken bir yönü de realist oluşudur. Akif’in realizmden mistisizme giden yoldaki değişimlerini eserlerinde açıkça görmek, bu geçişi izlemek mümkündür. İlk Safahat’ında realist ve dindar biri olan şair, ilerleyen yıllarda – özellikle Mısır yıllarından sonra- dinin mistik yönünde gezinmeye başlamış ve bu ruhu son eserlerine yansıtmayı başarmıştır.

Mehmet Akif Ersoy’un hayatına, ideallerine, felsefesine ve Safahatlarına dair geniş malumatlar bulabileceğiniz eserde, özellikle onun fikri yönlerine dikkat çekiliyor. Akif’in bir dava adamı olduğu ve bu uğurda gösterdiği mücadele anlatılırken; yazar okuruna, onun ve davasının kutsiyetini aktarmayı da ihmal etmiyor. Mehmet Akif’e ait 7 Safahat’ın sıklıkla ele alındığı ve şiirlerinden parçaların paylaşıldığı eserde, Akif’in bu eserleri kaleme alırken içinde bulunduğu ruh ve düşün dünyasına dair ipuçları paylaşılıyor. Akif’in iç dünyasına ve onun eserlerini hangi geçmiş izleriyle, hangi fikir dairesi içinde yazdığına dair malumatlar bulunuyor.

Akif’i ve yazdıklarını Nurettin Topçu perspektifinden daha iyi irdeleyip anlayabileceğiniz kitapta, hürriyet, isyan, idealizm, milliyetçilik, inkılapçılık, muhafazakârlık gibi birçok olguya dair farklı bakış açıları da kazanabileceksiniz. Nurettin Topçu’nun Mehmet Akif Ersoy’a övgülerini sıraladığı satırlar, okuru Safahat eserlerine karşı daha farkı bir bakış açısı kazanmaya sevk ediyor.

Yayın Tarihi: 31 Aralık 2020 Perşembe 19:18 Güncelleme Tarihi: 01 Ocak 2021, 19:28
banner25
YORUM EKLE

banner26