banner17

Nuh’un gemisinde ulus inşa etmek

Ahmed Cevdet Paşa dinî, etnik ve kültürel zenginliğini vurgulamak amacıyla “Nuh’un Gemisi” kavramını kullanmış Lübnan için. Çok da haklı… Zira ülkede Hıristiyan ve Müslümanlardan müteşekkil 17 farklı mezhep mevcut.

Nuh’un gemisinde ulus inşa etmek

Feyruz’un büyülü sesi ve Halil Cibran’ın Doğu erdemini serpiştirdiği mısraları eşlik ediyor elimdeki kitaba: Lübnan Marunîleri.

Ahmed Cevdet Paşa dinî, etnik ve kültürel zenginliğini vurgulamak amacıyla “Nuh’un Gemisi” kavramını kullanmış Lübnan için. Çok da haklı… Zira ülkede Hıristiyan ve Müslümanlardan müteşekkil 17 farklı mezhep mevcut.

Tufana karşı aynı gemiye sığınan insanlar arasında farklılıklar bir tehdit olarak algılanırsa sonuç ne olur? Cevap için Lübnan’ın yakın tarihine bakmak yeterli… Sosyal bilimciler geminin enkazıyla meşguller. Artık Lübnan çok mezhepli toplumsal yapısı ve eşsiz tarihî deneyimiyle kimlik ve çatışma arasındaki ilişkileri incelemek açısından bir laboratuvara benzetiliyor. Herkesin selamette olduğu bir gemiye değil…

İşler nasıl bu noktaya geldi diyarsanız Yasin Atlıoğlu’nun Kaknüs Yayınları’ndan çıkan Lübnan Marunîleri kitabına bir göz atmakta fayda var. Atlıoğlu oldukça hacimli kitabında Marunî kimliğini merkeze alarak Lübnan’da kimlik ve çatışma arasındaki ilişkiyi analiz ediyor. Ve bizlere Nuh’un gemisinde benlik derdine düşmenin herkesi nasıl bir felakete sürüklediğini gösteriyor.

Ülkenin siyasî tarihinin şekillenmesinde en başat rolü oynayan grup Marunîler kitaba göre. 8. yüzyıldan itibaren Cebel Lübnan (Lüban Dağı)’da yaşayan Marunîler, inançları etrafında güçlü bir asabiyet geliştirdiler. Marunî Kilisesi Doğu kiliseleri arasındaki en eski ve köklü kilise olduğunu savunuyor. Ayrıca etnik kimliğin tanımlanmasında dinî ve toplumsal bir role sahip.

Tarihte aranan kurucu mitler

Marunî Kilisesi 18. yüzyıl ortalarından itibaren Avrupa devletleriyle ilişki kurarak bağımsız bir sosyo-ekonomik güç haline gelmiş. Kilisesinin geçirdiği bu değişim 19. yüzyılda Levant bölgesini etkileyen siyasî şartlarla birleşince yeni bir süreç başlar. 1798’de Ortadoğu’yu Fransız-İngiliz rekabetinin merkezine çeken Napolyon’un Mısır işgali ve Mehmet Ali Paşa’nın Suriye’de uyguladığı reformlar, Albert Hourani’nin tabiriyle, Osmanlı Devleti’nin özenle korumaya gayret ettiği bölgeye has geleneksel siyasî, sosyal ve ekonomik dengeleri alt üst ederek Lübnan’ı geri dönülmez bir biçimde Batı müdahalesine açar.

Misyoner okullarının açılması ve Avrupa konsoloslukların faaliyetleriyle bölgenin Batı medeniyetinin etkisine girmesi farklı milliyetçi görüşlerin doğmasına yol açmış. Öte yandan sayıları gün geçtikçe artan gazete ve mecmualar bu fikirlerin yayılmasını kolaylaştırır. Bölgedeki toplumlar kendilerini etnisiteye dayalı yeni kavramlarla tanımlamaya çalışırlar. Marunîler gibi…

Ulus inşa sürecinde Marunîler tarihten gelen paylaşılmış değerlere, kavramlara ve deneyimlere ihtiyaç duydular. Ortak bir ata ve köken arayışına girdiler. Başka bir ifadeyle kendilerini meşrulaştıracak tarihî kaynaklara ihtiyaçları vardı.

Marunîlerin etnik köken arayışları sırasında en fazla kullandıkları argümanlardan biri soylarının Merdaitlere dayandığıdır. 7 ve 8. asırlarda Suriye’nin kuzeyinde yaşadığı bilinen bu halkın, Anadolu’dan geldiği ileri sürülüyor. Ancak Marunî milliyetçiliğinin yaratılmasında ve bir “Hıristiyan Lübnan” inşasında kullanılan asıl etnik köken Fenikelilerdir. Onların tarihi ve yaşadıkları coğrafya Marunîler için çok daha uygundu. Hem Fenikeliler aradıkları soyluluk, güç, kurtuluş, çöküş ve yeniden doğuş gibi mitlere cevap verebilecek özelliklere de sahiplerdi. Marunîler böylece muzaffer bir geçmişe, yani asr-ı saadete sahip oluyorlardı.

Modern Lübnan’ın handikabı

Kozmopolit Lübnan toplumu ortaya çıkan bu ayrılıkçı fikirler sebebiyle hızla kırılganlaştı. İsyanlar, kanla sonuçlanan gerilimler arka arkaya sıralandı. 1860’daki Maruni-Dürzi çatışması ve 1975-94 Lübnan İç Savaşı bunun en kanlı örnekleri. Bugünden geriye baktığımızda ülkenin adı siyasî krizler, katliamlar ve suikastlarla özdeşleşmiş durumda.

Ortadoğu’daki tüm halklar gibi, ortak değerlere dayalı bir ulus inşa edebilmek modern Lübnan’ın en büyük handikabı oldu. Bu süreçte tarihî ve kültürel çeşitliliği Lübnan için büyük bir dezavantaja dönüştü. Ülkedeki her toplumsal grup, bir diğerini kendi varlığına tehdit olarak görmeye başladı ve Nuh’un gemisi kan gölüne döndü. Batı’dan devşirilen ulus devlet ideolojisi Ortadoğu halklarının dokularıyla uyuşmadı. Ve İslam medeniyetinin asırlar içinde inşa ettiği bir arada yaşama pratiği heba edildi.

Feyruz’un iç savaşın ardından Lübnan’da verdiği ilk konserini 50 bin kişi dinledi ve Arap ülkelerinde yapılan canlı yayın yaklaşık 125 milyon insan tarafından seyredildi. Suudi Arabistan Kralı ertesi gün yaptığı konuşmada; “Feyruz’un sesi Lübnan’ın kalbinden yükseldi, Lübnan geri geldi” diyordu.

Ortadoğu halkları yeniden kadim bilgelerin sesine, vicdanlarının sesine dönmeli. Nuh’un başka gemisi var mı?

Munise Şimşek                                                            

Güncelleme Tarihi: 24 Ağustos 2018, 13:14
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20