Nobel ödüllü bir büyülü "Mağara”

"Hayatımızdan bazı izleri görebileceğimiz, belki o sıkışmışlığı hissedeceğimiz, belki de olaylara farklı bir bakış açısıyla bakmamızı sağlayacak bir kitap olan Mağara’nın ana kahramanı, Cipriano Algor’dur." Nurşen Yılmaz yazdı.

Nobel ödüllü bir büyülü "Mağara”

Merkeze doğru giderken etrafta yazan sloganları okuyan çömlek ustası Cipriano şaşırmıştı: “Size ihtiyacınız olan her şeyi satabiliriz ama sattığımız şeylere ihtiyaç duymanızı tercih ederiz.” “Eğer bir şey alacaklarsa arkadaşlarınızı da getirin.”, “Bizimleyken başka yerde olmak istemeyeceksiniz.”, “Siz en iyi müşterimizsiniz ama bunu komşunuza söylemeyin.”

Bu yazıda sizlere, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişin ustalıkla ele alındığı bir kitaptan bahsetmek ve orada yaşanan sıkışmışlığı gözler önüne sermek istiyorum. Yazdıklarımı okuduğunuzda Platon’un şu sözü sizin de aklınıza gelebilir: “Ne tuhaf bir sahne bu anlattığın ve ne tuhaf tutsaklar, bizim gibiler tıpkı.”

Hayatımızdan bazı izleri görebileceğimiz, belki o sıkışmışlığı hissedeceğimiz, belki de olaylara farklı bir bakış açısıyla bakmamızı sağlayacak bir kitap olan Mağara’nın ana kahramanı, Cipriano Algor’dur.

Cipriano Algor kimdir?

Cipriano, çömlekçilikle ilgilenen, eski nesil yöntemleri kullanan ve yaşamını bununla devam ettiren bir çömlek ustasıdır. Çömlek yapımına büyük dedelerinden öğrendiği şekilde basmakalıp yöntemlerle devam etmiştir. Ta ki o gün gelene kadar... Bir gün mallarını teslim etmek için merkeze doğru yol alır. Satın alma müdürüyle görüşmek için yanına girdiğinde müdür ona yaptığı çömleklerin eskisi kadar satılmadığını, eskiye oranla daha az ilgi gördüğünü, böyle giderse artık mal alımını durduracaklarını söyler. Cipriano yol boyunca küçük işletmelerin, minik atölyelerin yerini büyük büyük fabrikaların aldığını görmüştür. Ne yazık ki çömlekçiliğin de sonu onlar gibi olacaktır.

Cipriano’un damadı Marçal, yakın zamanda alacağı terfi sonrası güvenlik görevlisi olarak merkeze taşınmayı düşlemektedir. Cipriano’nun kızı ve damadı onun da kendileriyle gelmesini ister. Fakat merkeze gitmek Cipriano için dünyanın en kötü şeyidir. Onun için dünyanın sonu olan şey başkalarının o dönem için hayallerini süsler. Artık herkes merkezden alışveriş yapmakta ve insanlar merkezde yaşamak için can atmaktadır. Bunları düşünmekten kendini alamayan Cipriano, merkeze doğru gittiğinde tabelada yazan bir yazıyı görür ve okur; “Başkaları senden daha az iş yaptı, daha çok ses çıkardı.” Anlamıştı ki artık değişen şartlarda üretim yapmaktan ziyade insanları tüketime çağırmak, ses çıkarmak gerekliydi. Yaptığın işin kalitesi değil, o işi ne kadar çok duyurduğun önemliydi. Bu sayede insanlar, o şeye ihtiyaçlarının olduğuna inanabilirdi. İhtiyacınız olduğu için bir şey almaktansa; aldığınız şeye ihtiyaç duymanız bu çağın beklentilerindendi.

Peki Cipriano, ne yapacaktı?

Cipriano’nun alışılagelmiş yöntemler ile yaptığı çömlekler artık istenmiyordu. Merkezin beklentisini karşılayamayan, eski yöntemlerle varlığını sürdüren çömlekçilik atölyesi yok olmaya yüz tutmuştu.

Kitapta geçen bir cümlede yazar aslında endüstri çağı ve sanayi çağına paralel olarak değişen tüketim durumlarına ayak uydurmak, eskiyi çağdaş yaşamda uygulayabilmek adına değişimler yapmak gerektiğini ve eski yöntemleri bırakmanın gerekliliğini çok güzel bir biçimde betimliyor: “Suç tamamen acımasız ticaret politikasında, sermayenin uygulamalarında falan değildir, bir kısmı Cipriana Algor’a aittir. Büyükbabasının zamanındaki zevklerin ve renklerin hiç değilse seramik söz konusu olduğunda kendi ömrü boyunca hiç değişmeyeceğine inandı. Geleneksel yöntemi modern dünyada sürdürmeye çalıştı.”

Tüm bu olanların ardından Cipriano’nun üzüldüğünü gören kızı Marta babasına, artık değişim vaktinin geldiğini, çömlek istenmiyorsa biblolar ya da küçük heykelcikler yapabileceklerini ve satın alma müdürüne sunabileceklerini söyler. Bunu kabul eden Cipriano, Marta’nın da yardımıyla, biblolar ile ilgili sunumunu tamamlayıp satış müdürünün yanına gitmek için tekrar kırsaldan ayrılır. Yoldayken Cipriano’nun dikkatini çeken tabelalardan birindeki yazı şudur: “Size ihtiyacınız olan her şeyi satabiliriz ama sattığımız şeylere ihtiyaç duymanızı tercih ederiz.”

Tüketim çılgınlığının bataklığı, tüketimin mağarası, üretimden uzak, tüketime yakın bir çağın sloganı ancak bu olabilirdi diye düşünür. Cipriano, yapmış olduğu küçük heykelcikler çizimini satın alma müdür yardımcısına iletmiştir. Aradan birkaç gün geçmiş ve nihayet beklenen telefon gelmiştir. Satın alma müdür yardımcısı, bibloların ilk aşamayı geçtiğini dile getirir. Dahası biblolar için sipariş verir ve onları görüşmeye çağırır.

Çömlekten biblolara

Cipriano’nun kızıyla yaptığı biblolarda sınıfsal farklılıkların da ortaya koyulduğu görülür. Örneğin, fakir olan bibloyu diğerlerinden daha küçük yapmışlardır. Cipriano bu sefer bibloları teslim etmek için merkeze doğru yola koyulur. Şimdi ise müşterilerin ilgisi ölçülecek, biblolar için anket yapılacaktır.

Birkaç gün sonra telefon çalar. Marta ve Cipriano Algor yine heyecanla telefonu açarlar. Satın alma müdürü, anket sonuçlarının olumsuz olduğunu ve onlarla iş ilişkilerinin sona erdiğini açıklamıştır. Artık karşılığını alamadığı bir işi devam ettirmek istemeyen Cipriano, merkeze gitmek için hazırlıklara başlar. Yol boyunca tabelalardaki sloganlar dikkatini çeker: “Eğer bir şey alacaklarsa arkadaşlarınızı da getirin. Bizimleyken başka yerde olmak istemeyeceksiniz. Siz en iyi müşterimizsiniz ama bunu komşunuza söylemeyin.”

Bu ve benzeri çeşitli sloganları gören Cipriano Algor, bunların müşterilerin hoşuna gittiğini düşünmüştür. Bireylerin özel hissedebilmesi adına yazılan bu sloganlar üzerinde düşünülmeye değerdir. Çünkü tüketim toplumunda bireyin biricikliği ve satın aldığı şeyin ona kendini özel hissettireceği o kadar çok vurgulanır ki birey ihtiyacı olmasa dahi birçok şeyi almak zorunda hissedebilmektedir.

Merkeze vardıklarında Marçal, gizli bir görevi olduğunu söyler. Cipriano ise merkezde bazı işler döndüğünün farkındadır. Damadı Marçal’ı takip eder, asansör ile eksi beşinci kata iner ve bir mağarada oturan ölü üç kadın ve üç erkek görür. Gördükleri karşısında şok içerisinde kalan Cipriano eve döndüğünde kızına olanları anlatmış ve ölü gördüğü insanların aslında merkezde bir mağarada yaşadıklarını ve sonrasında o mağarada öldüklerini belirtmiştir. O gördüğü insanlar kızı, damadı ve kendisidir. Merkezdeki insanların bu şekilde hapishanedeymiş gibi yaşadıklarını ve bu şekilde öldüklerini belirten Cipriano, kırsala geri dönmek istemektedir. Hemen hazırlanır ve kırsala doğru yol alır. Daha sonrasında Marta ve Marçal da dayanamayıp onun yanına gelecektir. Marçal, iki arkadaşının da mağarada olanlar yüzünden istifa ettiğini dile getirir. Ne yapacaklarını bilemeyen üç kişi komşuları İsaura ile konuşurlar ve bir sonuca varırlar. Tekrar merkeze gitmekten başka çareleri olmadığını anlayan bu dört kişi her şeyi akışa bırakmak gerektiğini düşünürler. Sonunda hepsi hazırlıklarını tamamlar ve merkeze gitmek için yola koyulurlar. Cipriano, yola çıktığında minibüsü durdurur iner ve çömlek atölyesinde bulunan biblolarını bahçeye dizer. Onlar artık, yağmurun ve güneşin gücüyle yok olacak, toprağa karışacaklardır. Tıpkı kaybolan, zamana ve değişime direnemeyen küçük atölyeler gibi.

Merkezde yaşayanları nasıl zamanlar bekliyor bilinmez ama merkezin büyülü mağarası dört tüketim insanını daha içine çekmeyi başarmıştır.1

Ne büyük başarı…

Nurşen Yılmaz

1 Jose Saramago, Mağara, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2019

Yayın Tarihi: 05 Mart 2022 Cumartesi 10:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26