banner17

Niyazi Mısri'nin İzinde Akıp Giden Roman: Dem Yüzü

''Dem Yüzü'' adlı romanında Niyazi Mısri’yi rüyasında gören bir yazarın hayatını, serüvenini anlatıyor Leyla İpekçi. Sedat Palut yazdı.

Niyazi Mısri'nin İzinde Akıp Giden Roman: Dem Yüzü

Leyla İpekçi farklı bir yazar. Seçtiği konular kadar kullandığı dil de değerli ve farklı. İpekçi değişime açık bir yazar. Ruh âlemindeki değişimi sözcüklere, yaşadığı an’a yansıtan ve insanın içinde ilmek ilmek farklı bir dünya kurmayı başaran bir yazar. Yazmanın ve yaşamanın farklı iki unsur olmadığını okurlarına her daim hissettiren içsel bir yazar.

Kullandığı dil popüler olmaya çok yakın olsa da günümüz medyatik romanlarının izinden gitmiyor Leyla İpekçi. Okunması ve düşünmesi zor, hazzı kolay romanlar yazıyor. Zamana değil, zamanın ruhuna dokunan romanlar yazmayı tercih ediyor. Bu da okurla metin arasındaki mesafeyi daraltıyor.

H Yayınları’ndan Dem Yüzü adlı bir romanı yayımlandı Leyla İpekçi’nin. Roman içinde bir roman bu. Niyazi Mısri’yi rüyasında gören bir yazarın hayatını, serüvenini anlatıyor İpekçi. “Onun XVII. yüzyılda yaşamış büyük mutasavvıf Niyazi Mısri olarak tecellisi ise yine rüyamda oldu. Hızır’la yoldaş olmayı talep etmem Mısri’nin şiiriyle tanışmamla gerçekleşti. Nasıl bir oyunun içinde, oyunculara bizzat oyun olduğunu fark etmem için üst üste belalara maruz kalacaktım. Ben onun legosoyum.” (S. 12)

Biz, yani Tevhid hakikatini yaşantısıyla ispat edememiş herkes

Mısri’nin izinde akıp giden roman katman katman ilerliyor. Yazar romanında insana kendi nefsini hatırlatıyor, nasıl bakıyorsak öyle görüyoruz. An’ların romancısı yazar, bize Mısri’nin kapısını cümle cümle ama okuyanı da içine alarak açıyor. İpekçi’nin nefes alan cümlelerini okurken, harflerin insanın dilinde nasıl bir yük olduğunu düşünüyor insan.

Rüyamda hiç tanımadığım biri bana Mısri hakkında bir roman yazmamı önermişti, evet. Tuhaf olan şu ki; ben de ona olur demiştim.” (S. 13) Okur, bu cümleden itibaren Leyla İpekçi’nin cümlelerinde Niyazi Mısri olur, onun şiirlerinde dünya âlemini unutur, kendi âlemine dalar, bulunduğu yeri sorgular. Mısri’yi ve kendini öğrenir. Roman, uzun meşakkatli bir yoldur.

İki: Nasıl oluyor böyle, sizinle mi konuşuyorum, kendimle mi. Bilmiyorum.

Bir: Fark eder mi?

İki: Size aşkımı anlatmak istiyorum.

Bir: Kendine anlat.

İki: Kendimi anlatıyorum zaten, onu da kendime mi?

Bir: Aynen. Kendinden kendine.”

Roman, Bir ile İki’nin konuşması şeklinde ilerliyor. Yazar bir röportajında neden böyle farklı metot kullandığını şöyle açıklıyor: “İki dediğim biziz, aslında tevhid hakikatini yaşantısıyla ispat edememiş herkes. Yani varlığın Hak’la kaim olduğunun ispatıdır insan olma yolunda bizi irşad edecek olan. Tevhidin ne olduğunu yakinen yaşamadan aktarmamız mümkün değil.”

Dem Yüzü bildiğimiz romanlardan değil. Susmanın romanı. İnsan sustuğunda içindeki kelimeler ruha dökülür ya, işte öyle. Leyla İpekçi uzun süren suskunluğunda biriktirdiği Mısri’nin cümlelerini, okura kendini hatırlatarak selam gönderiyor: Aleyküm Selam.

Leyla İpekçi, Dem Yüzü, H Yayınları

Sedat Palut

sedat.palut @ gmail.com

Güncelleme Tarihi: 18 Aralık 2018, 16:47
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20