Nice çokları yenen nice azların sırrı nedir?

İlk emre, “İkra!” çağrısına, gerden-beste bir gönülden gelen “Lebbeyk” nidasının yansımalarıdır “Kur’ân Okumaları” kitabı..

Nice çokları yenen nice azların sırrı nedir?

https://www.ktpkitabevi.com/urun/kuran-okumalari-1-kalbimizin-bahari

İlk emre, “İkra!” çağrısına, gerden-beste bir gönülden gelen “Lebbeyk” nidasının yansımalarıdır Kur’ân Okumaları. Emre amade bir kulun, Metin Karabaşoğlu Hocamızın Kur’ân’ı, sünnet-i nebeviyi, kâinatı ve kâinattaki her bir zerreyi okuma gayretinden hâsıl olan semerelerin bir diğer emir ile infak edilmesi sonucu nazarlarımıza akmıştır bu satırlar.

Kur’ân;  kula verilebilecek olan en büyük armağanlardan biri olan Rabb-i Rahim’i tarafından muhatap alınması ve O’nun kelam-ı azimüşşanının okunmasıdır.

Sünnet-i nebevi; Kur’ân-ı Kerim’in bir insanın> bir ümmetin>bir kâinatın ömrüne yansımasıdır.

Kâinat; esma-i hüsnanın tecellileri ile vücuda gelmiş renkler cümbüşü, Kur’an ayetlerinin meşheri, sünnetin alâmetleridir.

Yazar, Kur’ân’ı, sünneti, kâinatı bir senkronizasyon içinde okur.

İnsan Rabbiyle nasıl konuşur? Kendisini eşref-i mahlûkat yapan Rabbe nasıl yönelir?Metin Karabaşoğlu, Kur'an Okumaları

Modern Müslüman tarafından nazil olduğu döneme münhasır bırakılmak istenen ayetleri okuyan yazarın kalbine bahşedilen manalar, çağın ruhunu dürter bu satırlarda. Her başlık bir denklemi simgeler gibidir. Elimizdeki açık bilinenlerden yola çıkarak kaybettiğimiz bilinmeyenleri yeniden bulup yerleştiririz yerlerine. İhlâslı okunan her kelam ilmek ilmek işlenmiş zarif ve nazif bir nakış gibi işlenir sadrımızın derinliklerine. Unuttuğumuz bilinmeyenleri bildirircesine.

Yazar, Kelam-ı İlahi’den katrelerle yıkadıktan sonra (bildiğimizi sandığımız) kelimeleri, tesbih taneleri gibi düşer bilinmeyenler, heybemize. Amellerin başına nakşedilen niyetin biz göremesek de her yanını sardığını, o niyetle kulluk şuuruna ve ubudiyete ilk adımın atıldığını derk ettirir fehimlerimize. Samimiyetle niyetini getirip kulluk libasını giyen, (İblisi Şeytan yapan) kibri ayağının altına alarak aczini sertac eden bir abdin çektiği euzü besmele yankılanır (mühürlenmemiş ise) kulaklarımızda.

Anlamak için dinlemek, rahmete ulaşmak için dinlemek

Kur’ân’ın hakikatlerini fehmedemeyen idrakimizi dünyevî ve nefsanî kirlerin içinde körelmiş buluruz. Ve satırların ardından bir ayetin tefsirinin kendisine bahşettiği duyguyla abdest almaya yönelmiş bir ruh çıkar karşımıza.

Metin Karabaşoğlu, Kur'an OkumalarıArdından dinleme ve susma vakti gelir. Anlamak için dinlemek, rahmete ulaşmak için dinlemek. Yalnızca dil ile susup kulakla işitmekten öte bize hizmetkâr kılınan aklımızla ve tüm duyularımızla dinlemek. Rahmete ulaşmak için dinlemek…

Okunan Kelam-ı İlahidir. Yazar bizlere okunan Kur’ân’ı özümsemenin yollarını çizmeye devam eder. Düşünerek, sindirerek, tane tane, ciddiyetle kendisine muhatap olanlara nurani sırlarını açar bu Aziz Kelam. Kur’ân’ın mucize hitabıyla uyanışa geçmemizi engellemek içindir ki, hızlıca okumayı fısıldayıp durur Şeytan. Hava gibi ihtiyacımız olan mucize hitap…

Hz. Ömer’in hayatını anlatır gibidir satırlar; dinleme > akletme > tefekkür > itaat > rızaya giden süreç… Ahlakı Kur’ân olan Peygamberin sadık dostu büyük halifenin hayatı.

Kitabın bu ilk bölümü gibi kıssaları anlatan, Kur’ân ülkesine seyahate çıkaran, kısa surelerin sınırsız dünyalarına götüren diğer bölümleri de tefekkür sahneleriyle kaplıdır.

Hz. Zekeriya ve Hz. Meryem’in kıssaları, esbaba sarılmış, gözleri perdelenmiş bizlere bir şua gibidir. Mahlûkatını bir düzen içinde ve sebeplere bağlı yaratan Rabbin o sebeplerin mahkûmu olmadığını görür perdeleri kalkan gözler. Rabbinin kudretinin sınırsızlığı akıl sınırlarını acıtır.

Meryem’in orucunda öğreniriz, orucun yeme içmeyle sınırlı olmadığını. Dünyevilikten sıyrılmış bir ruhun her mahlûkun gerçek yüzünü gördüğüne, O’nun sonsuz kudretini fısıldadığına şahit oluruz.

Nice çokları yenen nice azların sırları

Çağın aile sorunlarına en büyük devaları sunan peygamber kıssalarını yazarın nazarıyla tefekkür ederiz. O nazarlar ki gördüğü ufuk, satırları okuyanı mu’cib bırakır.

Elitizm… Irkçı Milliyetçilik… Ateşi topraktan üstün sayan, ikisini de Rabbin yarattığını bildiği halde kibre ve ardından küfre koşan İblisin yolundaki ırkçı takımının yolu ve sonu…

Asr-ı Saadet’ten gelen sese kulaklarını tıkayıp, peygambere karşı sesini yükseltenler, kendisine verilen nimetleri kendinden bilen ve helake giden Karunlar, aynı hakikatin iki ayrı ucunu gösteren Musa’nın (a.s.) asası, nice çokları yenen nice azların sırları, Süleyman (a.s.)’ın imtihanı, imtihanlarımız, tamire muhtaç iç dünyamız, Nuh’un gemisine binmenin şartları, tufandan kaçmanın yolları, şehrin öbür ucundan koşarak gelen adamın iç içe geçmiş tefekkür ve şefkati de bu tefekkür yolculuğunda yer alan kıssaların imgeleri konumundadır.

Kur’ân ülkesine ve kısa surelerin dünyasına girdikten sonra ise artık sığınılacak mercii bellidir. Anahtarlar heybemizde, rızaya giden kapıya koşma zamanıdır.

Zeynep Görünmek yazdı

Güncelleme Tarihi: 27 Aralık 2018, 14:07
YORUM EKLE

banner19

banner13