Nefsin mertebelerinde O’nun isimlerine yolculuk

Halvetî azizlerinin nefsin mertebelerine dair tecrübelerini kaleme aldıkları risaleler Büyüyenay Yayınları tarafından bir araya getirilerek yayınlandı. Kitabı Cihat Demirci değerlendirdi.

Nefsin mertebelerinde O’nun isimlerine yolculuk

Her birimiz için gündem yoğun ve macera her daim devam ediyor. Bazı soruların peşinde geçiriyoruz günlerimizi, yıllarımızı, ömrümüzü; belki de yanlış soruların… Her birimiz bir arayış içindeyiz, kimimiz eğlence, kimimiz para, kimimiz mevki makam ve kimimiz başka başka şeyler... Hakikat arayışımız her birimiz için gündemimizin ilk sırasında olsun temennimiz ile tarihte sorulmuş ilk soruyu yine soruyoruz: “Peki, yani, aslında biz ne için varız?”

İnsanın var oluşuyla birlikte başlayan bir soru… İnsanın nefsini tanıması macerası insanlık tarihiyle yaşıt. “Nefsin ne olduğu” konusu hep düşünülmüş ve konuşulmuş, üzerine farklı görüşler serdedilmiş. Sûfiler eğer özellikle başka bir sıfatıyla anılmıyorsa “nefs” denildiğinde “emmare nefs” olarak algılamışlar ve terbiye edildiğinde Allah’ın marifetine erilebileceği bir vasıta kabul etmişler.

Âyet-i kerimede şöyle geçiyor: “Halbuki O, sizi hakikat türlü türlü tavırlar (haller)le yaratmıştır.” (Nuh, 14. ayet) Yani nefsin varlık düzleminde bir hareket halinde olduğunu söyleyebiliriz. İşte nefis mertebelerindeki hareketliliğin her bir derecesi bazı ahlâklara denk geliyor ve insanın hayatını şekillendiriyor. Böylece her birimiz için bir yolculuk başlıyor.

Nereden nereye?

1.Dıştan içe,

2. Maddeden mânaya,

3. Zahirden batına.

Yolun gereklerini yerine getirmek sureti ile yola çıkan kişinin iç dünyasında bir hareket oluşuyor. Aynı olaya, aynı insana, aynı ayete her birimiz aynı bakıyoruz ama her birimiz mertebemiz kadar görüyoruz. Nefis mertebemizce okuyoruz, o kadar anlıyoruz, o kadar hissediyoruz, o kadar şahit oluyoruz.

Neye?

1.Tayyünleri/yansımaları nâmütenâhi olan hakikate!

2. Böylece şunun gerektiğini anlayabiliyoruz; nefis terbiye edilmeli.

Nefis terbiyesi zikirle olur!

Nefsin terbiyesi ile ilgili ana husus, Cenâb-ı Hakk’ın zikri. Kur’an kalplerin ancak Allah’ın zikriyle mutmain/tatmin olacağını söyler. Bu ifade aslında nefsin terbiyesinde/tezkiyesinde ana unsurun ne olduğunu ortaya koyuyor. Nefisler Allah’tan gelmişlerdir, Allah’a döneceklerdir. Bu ihtiyari dönüş de yine Allah’ın zikri vasıtasıyla olacaktır.  Yani nefsi terbiye ve tezkiyenin asıl unsuru “zikir”dir. Geri kalan tüm metotlar da aslında zikrin farklı yönleridir. Her tarikat farklı uygulamalarla zikir çalışması yapmaktadır: Tezekkür, tefekkür, sohbet, hizmet… Belirli esmâyı belirli sayılarda tekrarlamak olan tezekkür zaten bir zikir çalışmasıdır. Tefekkür ya da murakabe kişinin düşüncesinin derinliklerindeki zikirdir. Sohbet, zikrin birbirine aktarımıdır ve bir etkileşim yoludur. Manevî sohbet denilebilecek rabıta da bunun hayaldeki gıyabî karşılığıdır. Allah’ın mahlûkuna hizmet etmek ise zikrin hayatın her alanına taşındığı bir olgunlaşma boyutudur.

Peki, bu eğitim sürecinde sonuçlar nasıl anlaşılacak?

Elbette, süreç içerisinde ortaya çıkacak belirtiler ve sonuçlar önemli. Nefis eğitiminde sağlıklı bir eğitim süreci uygulamaların sonuçlarını gözlemlemek ve ileri uygulamalara geçerek olgunlaşmanın tamamlanması gerektirir. Yani zikir, bizi nereye, nasıl ve ne kadar zamanda götürüyor; değişikliklerin izlenmesi gerekiyor. İnsan ilahî isimlerin terkibinden oluşuyor ve bir açıdan bu uygulamalarla kendisine en uygun kıvamı arıyor. Süreci mürşid-i kâmil takip ediyor elbette, fakat bize bu aşamada bazı deliller gerekiyor.

İşte bu noktada önemli bir husus da rüyalardır. Çünkü zikirle yapılan terbiyede güzergâh şu şekildedir: Yoğunlaştığı zikir nefsinin sıfatlarını önce ortaya çıkarır, sonra terbiye eder. Bu ortaya çıkma sırasında varlık mertebelerinde içinde bulunduğumuz madde âleminin üzerinde bulunan berzah âleminde kişinin nefsinin sıfatları temsiller şeklinde rüyada görünmeye başlar.

Rüyaların dilinden kim anlar?

Rüyaların dilinden Mürşid-i kâmil anlar. Rüyasından müridinin zaaflarını ve ne yapılması gerektiğini yalnızca mürşidi anlar. Rüyalar her ne kadar hususi olsalar da kayda geçirildiği de olmuştur ve fakat şu bilinir ki rüyalar ve yorumları herkese kısmî şeyler söylese de aslında sülûk ehli için özel anlamlar taşır. O yüzden bunlara bakarak herhangi biri kendi tahlilini yapamaz.

Mehmed Şâkir Efendi’nin dilinden söylersek: “Sâlikin rüyada başkasında gördüğü şey de kendinin sıfatı ve halidir. Çünkü tarikatte rüya tabiri enfüsîdir; afakî değildir. Başkasının hali ile tabir olunursa afakî olur ve afakî tabirle sâlik mahvedilmiş ve öldürülmüş gibi olur, fazlasıyla kaçınmak gerektir. Rüya tabir eden kimse de bu durumda katil olur.”

Etvâra ait nurların hangi makamda zuhur edeceği etvâr cetvellerinde mevcut. Ancak bunlarda da farklılıklar olabilir. Çünkü bir makamda farklı bir esmâ veya başka bir uygulama uygun görülüyorsa ya da kişinin mânevi yapısında başka unsurlar mevcutsa nur başka bir renkte de görülebilir. Veya bu nuru bir sâlik görmeyebilir, bir başkası görebilir.

Nefis terbiyesinde en net sonuçlar ya direk gelen bir mübeşşirat ya sâlikte oluşan idrak dönüşümü ya da mürşidin kararıdır. Çünkü esas olan kişinin değişimi ve dönüşümüdür. Bu yetkili kişi tarafından takdir ediliyorsa kâfidir. Kişi içinde bulunduğu mertebenin sıfatlarını zorlama olmaksızın taşıyorsa maksat hasıl olmuş demektir. 

Etvâr-ı seb’a

Tasavvufî bir ıstılah olarak etvâr, nefsin sıfatlarına dayanan safhalarını ifade eder. Bunlar olgunlaşma sürecinin ana basamakları göz önünde bulunulduğunda yedi mertebe olarak belirlenmiş ve “etvâr-ı seb’a” ismini almıştır. Yedi mertebe Kur’an ifadeleri ile şöyledir: Emmare, Levvame, Mülheme, Mutmainne, Razıyye, Merziyye, Kâmile/Safiyye.

Tasavvuf geleneğinde zamanla etvar birikimi zenginleşmiş ve her bir yol genel anlayışa bağlı kalmak suretiyle kendi usulünce etvar anlayışı geliştirmiştir. Bu da elbette eğitim müfredatı diyebileceğimiz terbiye usulünü izah eden risalelerin de çeşitlenmesi anlamına gelmektedir. Halvetîlik müstakil etvâr risalesi yazma kültürünün zirvesidir. Halvetî dervişlerinin konuyla ilgili risaleleri Büyüyenay Yayınları tarafından bir araya getirilerek Halvetȋ Azizlerinin Etvâr-ı Seb’a Risâleleri adıyla yayınlandı. Fatih Yıldız tarafından yayına hazırlanan kitapta 15. yüzyılın son çeyreğinden 20. yüzyıla kadar bu alanda eser veren 19 Halvetî büyüğünün risalesine yer verilmiş. Arapça yazılmış risaleler böylece Türkçeye de kazandırılmış oldu.

Cihat Demirci

Aziz Mahmud Hüdai’ye ait olduğu düşünülen etvar cetveli şu şekilde:

Yayın Tarihi: 30 Kasım 2019 Cumartesi 07:00 Güncelleme Tarihi: 27 Kasım 2019, 14:08
banner25
YORUM EKLE

banner26