banner17

Nefs terbiyesiyle ancak marifet iklimini soluruz

Hakim Tirmizi'nin 'Nefs Terbiyes' adlı eseri bizi bir kez daha bu dünyanın, bu fenalığın kaosundan, dağınıklığından düzene, tevhide çağırıyor. Kaliteli tüketiciler değil, özgür kullar olmaya giden yolu işaret ediyor. Muaz Ergü yazdı.

Nefs terbiyesiyle ancak marifet iklimini soluruz

https://www.ktpkitabevi.com/urun/nefs-terbiyesiİslami literatürde, özellikle de tasavvufta nefs kavramı olumlu manalar içermez. Genellikle insanın dünyaya dönük yüzünü, kazanma hırsını, biriktirme şehvetini, bencilliği, menfaatçiliği, egoistliği, tamahkârlığı, sınır tanımamayı ifade eder. İnsanı yeryüzü yürüyüşünde menzile gitmekten alıkoyan, şaşırtan, ayartan bir yöne de işaret eder. Kişiliğimizin şeytana dönük yüzü de diyebiliriz nefs için. Yükselmek, insan-ı kamil olabilmek ve yaratıcıya layık kul mertebesine yükselmek demek, nefsin arzu ve isteklerine set çekebilmek demektir aynı zamanda. Bizim kâmil manada, gerçek anlamda âdem olabilmemiz nefsi tam manasıyla tanıyıp, onu irademizle aşmak ve hayatımızdaki belirleyiciliğini sıfırlamamızla mümkün olacaktır. Nefsle ne kadar mücadele o kadar olgunlaşma, mükemmelleşme…

Günümüz sosyo/ekonomik anlayışı bırakın nefsle mücadeleyi, onu kudurtan, şımartan bir paradigmanın gölgesinde şekilleniyor. Renkler ve reklamlar sürekli ben diyor. Devamlı surette insanlığımızın çamur yanına seslenen ve bedenimize üflenmiş olan Ruh-u Rahmani’yi silikleştiren bir yapının kuşatması altındayız. Hızın, hareketin kutsandığı, sükûnetin, varlık üzerine düşünmenin unutulduğu bu zamanlarda nefsi yeniden hatırlamak ve onunla bir mücadeleye girmek kaçınılmaz. İnsanlığı esir alan küresel kapitalist üretim/tüketim ilişkilerinden kurtulmanın yolu nefsimizle mücadeleden geçiyor. Çarkın, işleyişin dışına çıkmak ve bu sürece hiçbir surette katılmamak… Nefsin kontrol altına alınması suretiyle özgürleşerek kulluğu en zirvede yaşamak… Nefsi talim ve terbiye etmek…

Nasıl iyi bir kul olabiliriz?

Tasavvufun yoğunlaştığı, tasavvufi eğitimin merkezine aldığı olgu nefsin terbiye edilmesi ya da nefs tezkiyesi… Bizim klasik metinlerimize baktığımızda hayata ve insana dair hiçbir şeyin boşlukta bırakılmadığını görüyoruz. Tasnifler mükemmel. Metinler çok sağlam. O yüzden klasik metinler değerini hiçbir zaman kaybetmiyor. Hakîm Tirmizî’nin “Nefs Terbiyesi” adlı eseri de söylediğimiz gibi. Hakîm Tirmizî zâhid, hâfız, sûfî, imam, muhaddis gibi unvanlarla nitelenen biri. Küçük yaşlarda dini ilimleri tahsil ediyor. Bağdat, Kûfe, Basra gibi ilim merkezlerinde önemli âlimlerden ders alıyor. Tasavvuf alanında da kendini yetiştiriyor. Erken dönem tasavvuf anlayışını öğrendiğimiz en önemli kaynaklardan. Elimizdeki “Nefs Terbiyesi” adlı kitap “Riyâzetü’n Nefs” adlı eseri. “Kitabbü’r Riyaze” adıyla da anılıyor. Bu kitapta ayet ve hadislerin ışığında nefsin yetkinleşme, olgunlaşma ve şeytani vesveselerden kurtularak arınma serüveni konu ediliyor. Dünyaya gönderiliş amacımız olan iyi bir kulluğun nasıl olacağı anlatılıyor. Dediğimiz gibi klasik metinler boşluk kabul etmiyor. Yazar da öncelikle nefsin tabiatını, ne olduğunu ortaya koyuyor. Yaratılış, ruh/beden ilişkisi ve dünyanın ruhumuz üzerindeki etkileri ele alınıyor. Nefsin saldırılarının nasıl püskürtüleceği üzerinde ayrıntılı bir şekilde duruluyor.

İnsanoğlunun göz, kalp, beyin, kulak, burun, bacak, kol, mide, akciğer, dalak, el gibi görünen, bilinen organlarının yanında akıl, ruh ve duygular gibi görülemeyen, dokunulamayan yönleri var. Hakîm Tirmizî, Allah’ın akıl nurunu beyne, tevhit nurunu da kalbe koyduğunu söylüyor. Kalpte hayatın nuru var. Allah bizlerin şekline şemaline bakmaktan ziyade beyin ve kalbimize bakıyor. Vücudumuzun dışındaki gözler yerine kalp gözünün görmesine ve gördüklerine değer veriyor. Tevhit nurunun kalbin kapısından ışıldayarak sadrı aydınlatması ve hayat nuruyla görür hale gelmesiyle kendisinin varlığını ve birliğini tasdik etmenin doyulmaz tadını hissetmemizi diliyor. Evet, Allah’ın varlığını ve birliğini ayne-l yakin tecrübe etmek. Varlığın en doruğunda nefeslenmek… Bu, nefsi terbiye etmekle gerçekleşecek bir süreç. Oturarak değil… Gerçekten yaşadığının farkına varmak, zamana ve varlığa dokunmak… Nefsi terbiye etmenin sonucunda marifet iklimini solumak… Hevâ ve hevesin varlığı ateşten. Bu hal, bu ateş süs ve zevkle dolu şehvetlerden iyice harlanır. Nefsi hegemonyası altına alır. Bir rüzgâr gibi damarlarda dolaşır. Bedenin bütününü kapsar. Şehvet bir arzu halini alarak kalbi esir eder. Kalp aslında istemediği bir harekete zorlanır. Şehvetin ve nefsin hâkimiyetinde istenmeyen davranışlar ortaya çıkar. Marifet ise bütün bu şeytan çağrısına ilimle, anlayışla, hıfz ve zihnin hâkimiyetiyle karşı koymadır. Marifet kalpte, anlayış gönülde, akıl ise beyindedir. Hevâ ve heves marifetin, anlayışın, aklın üzerini adeta bir bulutla örter. Bu anlarda kulun mücahede süreci başlar. Zor ve güç bir mücadele… Buradan nefsine galip gelenler ve onu terbiye edenler Allah’ın açtığı sükûnet ve özgürlük yolunda ilerler.

Marifet, ilim, samimiyet arttıkça sadrımız aydınlanıyor

Nefs Terbiyesi”, yeryüzündeki yolculuğumuzu sağ salim tamamlamamız ve ideal bir kul olmamız konusunda önemli konulara değiniyor. Aynı zamanda önemli tecrübeler de mevcut. Modern bilim ve felsefe gibi insanı çözümleyip bir yerlerde tek başımıza bırakmıyor. Menzile yürürken yanımızda, elimizden tutuyor. Mücahede, riyazet, seyr, Allah’a yürüyüş, marifet bütün yönleriyle anlatılıyor. Kitaba kulak vererek kalbimizi, gönlümüzü, zihnimizi, sadrımızı faniliğin kirleriyle doldurmak yerine Allah’la beraber olmanın verdiği güveni, doyumu hissetmeyi ve ömrü tamamlamayı tecrübe etmeliyiz.

Hâkim Tirmizî, yedi tabiata sahip olduğumuzdan bahsediyor: Gaflet, şüphe, şirk, arzu, korku, şehvet ve öfke. Allah’ı hakkıyla tanıyıp hidayetle şereflendiğimizde gaflet, şüphe ve şirk gidiyor. İnsanı ayartan şehvet ilmin ışığıyla sönüyor. Marifet, ilim, samimiyet arttıkça sadrımız aydınlanıyor ve kötücül tabiatımız nurla doluyor. Allah’ın azamet ve celali bizleri bu yedi tabiattan kurtarıyor. Allah’la aradaki mesafe azaldıkça, örtü aralandıkça yakîn ortaya çıkıyor ve şek, şüphe, şirk, korku, şehvet, arzu kayboluyor. İnsan şehvetiyle, hazzıyla değil Rabbini zikirle meşgul oluyor.

Nefs Terbiyesi” kitabı bizi bir kez daha bu dünyanın, bu fenalığın kaosundan, dağınıklığından düzene, tevhide çağırıyor. Kaliteli tüketiciler değil, özgür kullar olmaya giden yolu işaret ediyor. Allah’a teslimiyetten ve O’na layıkıyla kul olmaktan başka bir çıkar yolun olmadığını ve olmayacağını söylüyor. Bu sese kulak vermek ve bu sesin dediklerini uygulamak gerekir.

Muaz Ergü yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Aralık 2018, 14:57
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20