banner17

Nefisleri temizlemek için yazıldı

Anadolu’da tasavvufun ve güzel ahlakın yerleşmesinde önemli eserlerdendi Müzekki’n-Nüfus

Nefisleri temizlemek için yazıldı

 

Klasikler, her dem diri, önem ve değerini hiç kaybetmeyen ve her çağa söylenecek sözü olan eserlerdir. En önemli yanlarından biri de sonraki zamanlar için de bir beslenme kaynağı oluşlarıdır. İşte bu yüzden bütün büyük kültürlerde klasiklerin devamlı olarak yeni baskıları yapılıp o devrin okuruyla buluşmaları sağlanır. Ya da ortada bir dil ve anlama engeli varsa sadeleştirme yahut uyarlama yoluyla yeni okurlarına ulaştırılır.

Klasik eserlerin bir önemli yönü de, farklı zamanlarda/çağlarda yaşayan insanlar arasında duygu, düşünce birliği sağlamalarıdır. Böylece; bir kültür, dünden bugüne ve geleceğe bu ana ırmağın sularından beslenerek gelişir, büyür ve böylece o milletin fertleri “köksüzlük” gibi bir trajedinin acılarıyla karşı karşıya kalmaz.

Bir Osmanlı klasiği

İşte kültürümüzün bu tür temel eserlerinden biri de XV. Yüzyılın büyük ahlakçısı, sufi şairi Eşrefoğlu’nun Müzekki’n- Nüfus adlı eseridir. Asırlar boyunca tıpkı Mesnevi, Yunus Divanı, Mevlid, Muhammediye gibi milletimizin severek okuduğu ve feyizlendiği bir eser olmuştur.  Feyzilendiği dedik çünkü; bu tür eserlerin yazılış gayesi halkı eğitmek, insanların ruh, gönül ve zihin dünyalarını beslemektir. Bu yüzden Müzekki’n-Nüfus’u da benzeri eserler gibi, temel amacı halka din ve ahlak eğitimi vermek olan bir eser olarak görmek gerekir. Anadolu’da benzer tarzda yazılan Türkçe eserlerin ilklerinden olan ve İstanbul’un fethinden beş yıl önce 1448’de yazılan bu eser, dini ahlaki ve tasavvufi bir kaygıyla yazılmıştır. Yazarı, bu durumu yani eserin yazılış gerekçesini “Gördüm ki bizim müridlerimizin ve karındaşlarımızın halleri bir türlü dahi oldu ve dünya muhabbeti üzerlerine galip oldu ve nefs-i emarenin çirkin huylarını huylanmaya başladılar.” Şeklinde açıklar. Dolayısıyla eser, bu hallerden nasıl kurtulabileceğimizin bilgilerini vermektedir.

Eserin bölümleri

Eser, iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde dünya sevgisi üzerinde durulduğunu görüyoruz. Şair,  ahireti unutacak kadar dünyaya bağlanmanın kişiyi nasıl bir felakete götüreceği üzerinde durur. İkinci bölümde de gurur, kibir, kendini beğenme, cimrilik gibi yine kişiyi felakete sürükleyen hususlar üzerinde durulduktan sonra kişinin bu hallerden nasıl kurtulacağı, nefsini nasıl temizleyebileceği, terbiye edilebileceği gibi tasavvufi ahlakın temel konuları ele alınır. Bu kavramlar arasında zikir (Allahı anma), namaz, oruç, sabırlı olma, cömertlik, az yemek az uyumak az konuşmak, tövbe etmek, iyilik ve ihsanda bulunmak, edepli olmak… üzerinde daha çok durulur.

Eserde asıl referans kaynakları Ayet-i kerimeler ve Hadis-i şeriflerdir. Fakat bu iki kaynaktaki derin anlamları halkın algısına sunabilmek için doğu edebiyatlarının “kıssa” geleneğinden yararlanılmış, tıpkı Mevlâna’nın Mesnevi’sinde olduğu gibi hikâyelere, mesellere, evliya menkıbelerine ve nazım parçalarına da yer verilmiştir. Yine eserde Hasan-ı Basri, Mevlana, Yunus Emre, Feridüddin Attar, Gazali, İbrahim Edhem gibi önemli şahsiyetlere de atıflarda bulunarak onlardan söz ve kıssalar da nakletmektedir.

Eserin dili ve üslubu

Müzekki’n-Nüfus, muhtevası kadar diliyle de dikkati çeken bir eserdir. Eserde son derece temiz, güzel ve yalın bir Türkçe kullanılmıştır. Bu, şairin bilinçli olarak yaptığı bir tercihtir. Kendisi bu durumu “Bu kitap âsân Türk dilince söylendi kim mübtediye yol âsân ola” sözleriyle açıklar.  İşte bu özelliği de eserin geniş halk kitlelerince benimsemesinin en önemli bir sebebidir. Zira, halk bu eserde kendi dilini, kendi üslubunu görmüş, kullanılan dil bu yüzden eserle okuru arasında bir engele dönüşmemiştir.  Eserin üslup olarak da çok belirgin özellikleri vardır. Tahkiyenin dışında konu anlatılırken doğrudan muhataba hitap etme yani hitabet yöntemini kullanma, soru cevap yöntemine ve tekrarlara başvurma belirgin özellikler olarak dikkati çeker.

Müzekki’n-Nüfus, yazıldığı günden bu yana önemini sürekli olarak koruyan bir eser olmuştur. Asaf Halet Çelebi’nin ifadesiyle “..tasavvufi ahlakın halk muhitine inmesi hususunda en büyük vazifeyi bu eseriyle Eşrefoğlu görmüştür.” Eser, bu yönüyle kendisinden sonraki benzer eserlere de kaynaklık etmiştir.

 

Mustafa Özçelik dikkat çekti

Güncelleme Tarihi: 12 Kasım 2012, 14:12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Aktaş
Mehmet Aktaş - 6 yıl Önce

Bu yazıya yorum yazmadan kitabı okumak lazım. Genel huyumuzdur, göstermek istediğimiz yere merceği tutar dev gibi gösteririz. Resme genel bakma alışkanlığımız yok denecek kadar azdır bizim. Kitabı 1977 yılında Rüstempaşa Medresesi Yurdunda kaldığım zamanlar okumuştum. Çok etkileyici gelmişti. İyi güzel de bir müddet sonra da az kalsın kafayı sıyırıyordum. Allah korudu, O'na şükürler olsun. Okumak isteyen buyursun okusun...

Süleyman Çelik
Süleyman Çelik - 6 yıl Önce

Bu değerli eserimizi hatırlattığı için Mustafa Özçelik ağabeyimize teşekkür ederim.Dili de harikadır.Sanki yakın bir zamanda yazılmış gibi.

banner8

banner19

banner20