banner17

Nedvî'ye Göre İslam'ın Dokuz Özelliği

Risale Yayınlarından çıkan Kur’an ve Sünnet’te İtikad, İbadet ve Güzel Ahlak kitabında Ebu’l-Hasen en-Nedvî İslam dininin özelliklerini dokuz başlık altında toplayıp bunları sırasıyla izah eder. Fatih Pala yazdı.

Nedvî'ye Göre İslam'ın Dokuz Özelliği

Genç Birikim dergisinde ilk yazım, Ocak 2000 sayısında yayınlanmıştı. Bu sayıyı benim için önemli kılan ikinci bir sebep ise Aralık 1999’da vefat eden üstad Ebu’l-Hasen en-Nedvî ile ilgili yazıların da bulunmuş olmasıydı. O tarihten önce kitapları dolayısıyla tanıdığım Nedvî ile aynı derginin sayfalarında isimlerimizin bir araya gelmesi, vefat etmiş olsa da kendisine daha çok muhabbet duymamı sağlamıştı. Hindistan’da doğan Arap asıllı bu güzel âlimi, sonraki zamanlarda -okudukça- daha çok sevecektim. Özellikle Rahmet Peygamberi ve Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti? isimli kitapları, bir defa okumakla yetinilmeyecek hüviyetteki çalışmalardır.

Şimdi ise Risale Yayınları çatısı altında ilgilisine sunulan Kur’an ve Sünnet’te İtikad, İbadet ve Güzel Ahlak kitabıyla muhatabız. Bu değerli âlim şahsiyet, bahse konu kitabını, şimdiye kadar ki kitapları içerisinde davet ve terbiye/ahlak alanındaki tecrübelerinin özü olarak tavsif ediyor.

Çalışmasının ilk sayfalarında, Müslümanlar tarafından yüz yılları kapsayan bir teveccühle sahip çıkılıp faydalanılan başyapıt derecesindeki kimi eserlerden söz etmiş üstad Nedvî. Bunların içerisinde iki isme ait iki eser, dikkatlerimizi çekti. Biri, Müslümanlara yol gösterici ve başka kitaplara ihtiyaç bırakmayacak İslamî bir kütüphane niteliğinde gördüğü İmam-ı Gazalî’nin İhya-u Ulumiddîni; diğeri de sîret, sünnet, fıkıh, ilm-i kelam, ahlak, nefis terbiyesi gibi çeşitli konuları içeren -İhya istisna tutulursa- böylesi bir kitabın daha yazılmadığını düşündüğü İbn Kayyım el-Cevziyye’nin Zadu’l-Mead’idir. Nedvî, hatta Zadu’l-Mead’in, rivayetlerin sıhhati açısından çoğu zaman İhya-u Ulumiddîn’i geçtiğini yazar. Üstad Nedvî’nin bu kitabıyla müşerref olmadan önce de kıymetlerine kani olduğumuz bu iki eserbundan böyle biraz daha ilk saflara çekeceğimiz başvuru kaynaklarımız olacak. Aynı zamanda bu kaynak eserlerden bahis açmasına bir sebep de onlardan çokça faydalanmış olmasıdır; özellikle bu eserinde.

Nedvî, Kur’an ve Sünnet’te İtikad, İbadet ve Güzel Ahlak kitabını dört bölüme ayırmış. Her bölüm, kendi içinde ayrı bir önem arz etse de bizi, ilk bölümdeki Yüce Rabbimizin bize inanç ve hayat şekli olarak tercih edip bağışladığı bir din olan İslam’ın dokuz başlıkta incelenen özellikleri oldu. Bu dokuz karakteri ve özelliklerini sizlerle paylaşmamak, kitabın hakkını teslim etmemek olacaktır kanaatimizce.

Allah rızasından başka talepleri olmadı

İslam’ın ilk ve en belirgin özelliği, her şeyden önce akide/inanç üzerinde yoğunlaşması, en fazla önemi ona göstermesidir. İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’den (as) son Nebi ve Resul Muhammed Mustafa’ya (sas) kadar bütün peygamberler, kendilerine vahyedilen bir akideye insanları davet etmişler, ona sarılmalarını istemişler ve bu uğraşları karşılığında da onlardan hiçbir şey talep etmemişlerdir. Yazara göre ahlak, merhamet, iyilik, istikamet, hayat tarzı, devlet kurma, toplum oluşturma, inkılap gerçekleştirme vb. şeylerin akideyle ilgisi olmadıkça ve bunlar akideye dayanmadıkça, peygamberlerin nazarında hiçbir kıymetleri yoktur.

İkinci özelliğe geldiğimizde, peygamberlerin davet, çaba ve cihadlarının temelindeki asıl etkili gücün, Yüce Allah’ın rızasını talep etmelerinden başka bir şeyin olmadığını görüyoruz. Bu hakikat, yazar için her şeyi kesen ve her şeye galebe çalan keskin bir kılıç gibidir. Dünya malı, idarecilik, devlet başkanlığı arzusu, makam, mevki, insanlara vaziyet etme, lüks ve refah içerisinde yaşama, taraf tutma, ırkını yüceltme, zulmetme, intikam alma ve yalnızca kavmini, toprağını savunma gibi şeyler onların gözünde asla yoktur. Tam burada yazar, Allah Resulünün Taif şehrindeyken cereyan eden taşlanma hadisesini gündeme almış. Gördüğü cefaya ve halinin hassaslığına rağmen isyan etmeyen, intikama yönelmeyen, gücünün zayıflığını Rabbine şikâyet eden, O’ndan hoşnutluk bekleyen Allah’ın Resulü ki Taif’deki bu tavrıyla çağlar üstü bir örneklik, akıllar üstü bir öncülük sergilemişti.

Üçüncü özellik, peygamberlerin, Yüce Allah’ın dininin bizlere ulaşması yolunda üstün gayret halinde olmaları gerçeğidir. Bu mücadelelerinde Allah yolunun aziz elçileri, akidevî ilkelerde en ufak bile olsa asla bir değişikliğe razı olmamışlardır. İslam davetinin yayılması, maslahatı, başarıya ulaşması, savaş halinde olunan düşmanın şiddetini hafifletme adına dahi olsa kesinlikle bir toleransa, pazarlığa, tavize, geri dönmeye, gevşeklik göstermeye başvurmamışlardır. Resulullahın; tevhid, akide ve İslam’ın uygulanması noktasındaki yaklaşımı, teslimiyetçi, siyasi ve yumuşak olmamıştır.

Üstad Nedvî, İslam’a davetin ve İslam’ın şiarlarının dördüncüsünü, peygamberlerin davetlerinde, devamlı surette ahirete dikkat çekip ondan çokça bahsetmeleri ve davetlerinin esas noktalarından biri kılmaları olarak belirlemiş. Peygamberler, Yüce Allah’ın buyruklarının künhüne vakıf olan herkesin gözlerinin önüne, ahireti mükâfat ve cezalarıyla birlikte bizzat sermeye çalışmışlardır. Böylece iman edenler, mü’min olmanın lezzetine varanlar, cennete karşı büyük iştiyak duyarken, cehenneme karşı da aynı oranda korku içerisinde olurlar. Kitap insanlara ahireti tüm ayrıntılarıyla tanıtan peygamberlerin, bunu yaparken ihlasla, samimiyetle ve zorlama usulüne başvurmadan hareket ettiklerine vurgu yapıyor.

Şeksiz ve şüphesiz bir teslimiyet

“Hüküm, ancak Allah’ındır” mealindeki En’am suresinin 57. ayeti ile “Yoksa o kâfirlerin, Allah’ın izin vermediği bir dini kendilerine meşru kılacak bir ortakları mı var?” mealindeki Şuara suresinin 21. ayetinden yola çıkarak beşinci özelliğin, hüküm ve hâkimiyetin mutlak surette Yüce Allah’a ait olduğuna dikkat çekiyor kitap. Bu ayetlerin içerdiği mesaj uyarınca imanına çekidüzen vermesi gereken bir Müslümanın, aynı zamanda yaratılan ile yaratan arasındaki bağın; hâkim ile mahkûm, amir ile memur, sultan ile halk arasındaki bağlardan çok daha derin, çok daha ince ve çok daha geniş içeriğe sahip olduğunu anlaması gerekiyor. Nedvî’nin şu sözleri, oldukça açıklayıcı nitelik taşıyor bu özellik kapsamında: “Kur’an-ı Kerim’de, Yüce Allah’ın isim ve sıfatlarının ayrıntılı bir şekilde, güzel ve çekici bir üslupla sunulması bize gösteriyor ki kuldan beklenen; sadece Rabbinin mutlak hâkimiyetine inanmak, O’nun yüce saltanatını idrak etmek ve hükümranlıkta hiçbir şeyi O’na ortak koşmak değildir. Kur’an’da çokça geçen esma-i hüsna, sıfatlar ve ilahi fiiller, Yüce Allah’a karşı duyulan sevgiyi öven ve O’nu daima hatırlamaya teşvik eden ayetler; kulun, aynı zamanda Rabbini kalben ve cismen bütün içtenliğiyle sevmesini, O’nun rızası uğrunda yok olmayı bile göze almasını, O’nu her haliyle, her zaman tesbih ve zikretmesi gerektiğini açıkça gösterir.”

Yüce dinimiz İslam’ın, dile getirilmesi ve kendisine işaret edilmesi gereken karakteristik özelliklerinden birinin de –yani altıncısının- peygamberlerin, gönderildikleri toplumlarla olan ilişkileri olduğunu hatırlatıyor yazar. Bu konuyu, Efendimiz (sas) özelinde değerlendirmeye tabi tuttuğumuzda, toplumuyla olan münasebetinin, postacılıktan öte olduğunu görmekteyiz. Zira postacının vazifesi elindeki mektup, paket vb. şeyleri muhatabına ulaştırmaktır. Oysa peygamberler, mesajlarını getirip ilgilisine teslim ederek arkalarını dönüp gitmezler. Mesajlarının muhatabı olanlara örnek, rehber ve öğretmen olurlar sözleri, düşünceleri, hayat tarzları ile. Önlerinde onlarca gidilecek yol olmasına rağmen peygamberlerin sunduğu yolu takip ve tercih edenler, onlar gibi olmaya gayret edenler; kurtuluşa erecekler, mutlu olacaklar ve nihayetinde altlarından ırmaklar çağıldayan cennetlere varis kılınacaklar.

Bu tastamam dinin mükemmel ve ebedi oluşunu da yedinci özellik olarak sunuyor Üstad Nedvî. Kerim kitabımız Kur’an’ın açık bir şekilde belirtmesinden anlıyoruz ki İslam, insanlığın ihtiyaçlarına cevap veren ve kemale erdirilmiş tek dindir. Ve kıyamete kadar bozulmadan bekasını koruyacaktır. Resullullah Efendimiz ile birlikte risaletin son bulmasının hikmetine olan vukufiyeti hayran edici Üstad Nedvî’nin: “Peygamberimizle risaletin kesilmesi, insanın kadr-u kıymetini yükselten bir şereftir. Bu, insanlığın, rüştüne erdiğinin ilanıdır, yüksek ve olgun bir merhaleye ulaştığının belirtisidir. Asırlardır yaşadığı dar çerçeveden çıkıp, ilim, medeniyet, vahdet, kâinatı gücü altına alabilme, tabiatın önüne çıkardığı engellerle, coğrafi bölünmelerle mücadele edip siyasi farklılıkların üstesinden gelebilme derecesine yükselmeye hazırdır artık insan.”

Kur’an ilahi teminat altında

Nedvî’nin kategorize ettiği özelliklerin sekizincisi, İslam dininin hiçbir değişikliğe uğramadan doğru çizgisi üzerinde kendine has canlılığıyla baki olması, Kitabının ilahi teminat altında ve anlaşılır olması, bu ümmetin, geçmiş ümmetlerin başından geçen sapıklıklardan uzak kalmasıdır. Hicr suresinin 9. ayeti, Kur’an’ın korunmuşluğuna en açık ve net delildir. Bozulmayan, değişmeyen, ilahi teminat altında olan, bütün mesaj, ilke, prensip ve yaşanılırlığıyla asırlardan asırlara, nesillerden nesillere aktarılan bir dinin mensubuyuz, eşsiz bir hayat şeklinin talibiyiz elhamdülillah.

Sonuncu –yani dokuzuncu- özellik ile dinimiz İslam’ın, müsait atmosfere ve hava şartlarına ihtiyaç duyduğunu öğreniyoruz Nedvî’den. Bu dinin, felsefi bir ekol ya da düşünce sistemi olmayıp insanlara has ve canlılık ibaresi taşıyan bir hayat sistemi olduğunu ifade ediyor. Ona göre İslam, hem inanç, hem eylem, hem ahlak ve hem de şuur dinidir. Düşünmeye ve bilince hükümranlık ettiği gibi, eşyanın ve değer ölçülerinin şekil ve şemailini de belirler. Bu din, insana yeni bir biçim vermiş ve hayatı yepyeni bir şekilde yoğurmuştur. Kur’anî ifadeyle “Sıbğatullah/Allah’ın boyası” ile canlılık, farklılık ve renklilik vermiştir hayata.

Nedvî’nin saydığı İslam’ın bu karakteristik özellikleri, onu diğer dinlerden ayırt eden ve bütün Müslümanların bilmek zorunda olduğu onun tabiatını oluşturan ana noktalardır. Yazarın hepsini, dinin yürüyen, yaşayan hali peygamberler özelinde sunması, konuları daha ilgi çekici ve anlaşılır eylemiş.

Merhum yazarımız ve âlimimiz, söz konusu eserinde ayrıca İslam akaidinden, Müslümanların hayatını bir ölçü ile yaşamalarını sağlayan ibadetlerden, güzel ahlak ve nefis terbiyesi gibi konulardan da bahsediyor. Resulullahın her farklı durumu için yaptığı öyle dualar ve zikirler okuyoruz ki kitapta, onları anlamlarının idrakinde olarak ezberlersek huzura doğru yol alacağız demektir.

 

Fatih Pala

Ebu’l-Hasen en-Nedvî ,Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti? , Risale Yayınları

Güncelleme Tarihi: 04 Kasım 2018, 18:24
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20