banner17

Necip Fazıl'la Batı'dan Doğu'ya bir yolculuk

Necip Fazıl'ın 'Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu' isimli kitabında Batı’nın fikri tarihini geçmişten günümüze açıklamış olması, daha sonra da Doğu'yu ele alması oldukça önemlidir. Ülkü Tatar yazdı.

Necip Fazıl'la Batı'dan Doğu'ya bir yolculuk

Kişiliğiyle, fikirleriyle, yaptıklarıyla, hem yaşadığı dönemde hem de yaşamından sonra konuşulmaya ve tartışılmaya devam eden bir dava adamıdır Necip Fazıl Kısakürek

Şiirde hece ölçüsü dendiği zaman öncü olarak kabul edilmiş ve aslında bu serüvenine çok erken yaşta, Bahriye Mektebi’nde başlamıştır. Necip Fazıl’ın Paris'e gitmesinin akabinde orada yaşadığı “çöplük” hayatının, 1934'ten itibaren inişli çıkışlı da olsa farklı bir boyut kazanmasını herkes az veya çok biliyordur. Arayışlarının sonucunda Allah'ı bularak ve hissettiği o boşluğu doldurarak kendine bambaşka bir yön çizen Necip Fazıl, bundan önceki hayatı ile çok eleştirilmiştir. Aslında onun genel olarak talihsizliği, anlaşılmadan benimsenmek ve tanınmadan dışlanmaktır!

Necip Fazıl'ın davası neydi?

İnsan hayatının inişli çıkışlı bir yol olduğunu unutanlar, onu hep geçmişiyle yargılama yoluna başvurmuş; hatta başörtülü olmadığı için eşine dahi laf uzatacak kadar acımasız eleştirilerde bulunmuşlardır. Yaptığı hataların doğru olduğunu savunmuyorum. O da zaten hiçbir zaman yaptıklarının doğru olduğunu savunmak gibi bir gaflete düşmemiş ya da hata yapmadığını inkâr etmek gibi bir girişimde bulunmamıştır. Fakat o, sürekli artık geçmişte yaşamadığını ifade etmiştir. Bizim artık bu noktadan sonra yapabileceğimiz, defalarca yargılandığı, defalarca hapse girdiği ve defalarca dergisi kapatıldığı halde, davasından, fikirlerini savunmaktan vazgeçmeyen Necip Fazıl'ı değerlendirmektir.

Evet, şair yönü dışında polemikleri, kavgaları, siyasi kimliği ile Necip Fazıl, yaşadığı dönemdeki konumu, bu süreçteki taşıdığı aksiyon insanı sıfatıyla önemli bir değerdir. Onu benimsemek ve dışlamak yerine önce anlamaya ve tanımaya çalışmalıyız. Peki, sürekli bir kavganı içinde olan Necip Fazıl'ın davası neydi? Neydi “çöplük” hayatını geride bırakıp onu bu davanın içine sürükleyen?

İnsanların hayata bakışları, eğitim durumları, algıları, kavramları yorumlamada da önemli bir rol oynar. Bugün “tasavvuf” kelimesi kimi insan için basit bir “evliyalık” mertebesi iken, kimi insan için İslam'a sonradan dâhil olmuş bir kurumdur. Şeriatı arka plana atmak istemeyen kimi insanlar da, çözümü onu doğrudan reddetmek düşüncesinde bulmuşlardır. Dinin esasında bulunuyor diyenlerin olduğunu da hatırlattıktan sonra tasavvuf dinin tamamlayıcısı demek en doğru tanım olacaktır bana kalırsa. Ve tasavvuf bazı hikmetleriyle “felsefe”ye yakındır diyebiliriz. Fakat her şeyi akıl ile bulmak için yola çıkan felsefe ve onun yöntemlerinin yanına, “vahy”i de ekleyen kelama karşı tasavvuf şöyle diyecektir: “Bu iş ne akılla olur, ne de akılsız...”

Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu

Ve işte böylece Necip Fazıl, hayatını değiştiren kişiyle tanıştığında ve aslında İslam ile tanıştığında dini tamamlayıcı olduğuna inandığı tasavvuf etkileriyle de karşılaşmıştır. Bu önemli etki elbette fikirlerine de yansımıştır. Böylece konuşmaları ve eserlerinde tasavvufa dair düşüncelerinde tasavvufu savunucu olduğunu görmek mümkündür. Her şeyi kendine mal etmek isteyen Batı'nın, tasavvufun İskenderiye Mektebi'nden alınmış olduğuna dair iddiasına karşı tavrı da bunu göstermiştir. “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” isimli kitabında doğrularını savunmadaki tavrı, Batı tefekkürüne hâkim olması ve Batı’nın fikri tarihini geçmişten günümüze açıklamış olması, daha sonra da Doğu'yu ele alması oldukça önemlidir.

Bir felsefeler zincirinden oluşan Garb'ın, Yunan temelli ve ona bağları olan bir arayış zinciri olduğunu unutmamalıyız. Arayış içindeki aklın sürekli şüphe ve inkâra maruz kalması, onun yanında ortak noktada yani maddecilikte birleşmesi karşısında Necip Fazıl, insanı eşya ötesine taşıyan ve aklın bir noktaya kadar varabileceğini gören, ondan sonraki kısımda insanın bir aracıya ihtiyaç duyduğunu bilen Doğu ile tanışmıştır. Yani insanın fıtratını en iyi şekilde bilen ve insan için her türlü uygun koşul ve şartları oluşturan İslam ile tanışmıştır.

Bu tanışmadan sonra artık davası da başlamıştır. Batıdaki fikir ve akımların çok önemli birer buluş olduğunu belirtmiş, dünyayı fethetmekle görevli bir akla sahip olan Batı'nın, “ruh” olmadan eksik olduğunu görmüştür. Ve ancak bunların birleşmesiyle yaşanılabilir bir hayatın olabileceğini söylemiştir.

Batı'dan Doğu'ya doğru yaptığı anlatımıyla “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” kitabı ve kendi deyimiyle “ideolocya” örgüsüne bağlı olarak en başa alınması gereken eseri, davasının temellerine inmemize mutlaka yardımcı olacaktır.

Zaten kendi hayatında da Batı'dan Doğu'ya doğru yaptığı bir yolculuğu görmemiz mümkün değil midir?

 

Ülkü Tatar yazdı

Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2016, 15:34
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20