banner17

Necip Fazıl'ın gerçek adı ne?

'Kafa Kağıdı'nda kendi hayat hikayesini anlatır üstad. İlginç bilgiler vardır kitapta.

Necip Fazıl'ın gerçek adı ne?

Kafa Kağıdı üstad Necip Fazıl’ın eserleri arasında farklı bir yerde durur. Her şeyden önce hayatının panoramik bir görüntüsünü sunar bize. Doğduğu konak, çocukluk günleri, ilk aşk, daldan dala konar gibi değiştirdiği mektepler, ilk gençlik yıllarında gittiği Erzurum, sonrasında İstanbul’a geri dönüş ve bugünki adıyla Edebiyat Fakültesi’ne kaydolduğu günler…

Son günlerinde bilinçli olarak rahatsız edildiNecip Fazıl Kısakürek Kafa Kağıdı

1982 yılında yazmaya başlamıştır üstad bu eserini. Hastanededir. Tek arzusu tek kişilik bir odada kalmaktır ömrünün sonuna yaklaştığı bu günlerde. Ancak bu isteği asla gerçekleşmez ve aksine kendisini bilinçli bir şekilde rahatsız eden, üstadın kendi ifadesiyle “hiçbir sapık Bektaşi şeyhinin uzanamayacağı şekilde ‘Allah Baba’ diye hitap ettiği Hakk’a zaaf ve beşeri sıfatlar isnat eden” bir doktorun elindedir üstad.

Bir gün bu doktor üstada sorar: “Musiki sever misiniz?” Üstad batıdaki orta sınıf halka mahsus beylik operalara tutkun bu adama “severim ama böylesini değil” diyerek cevap verir. Doktorun yeni sorusu kafasının nasıl çalıştığını ve maksadını gösterir niteliktedir: “Alaturka mı, alafranga mı?” Üstad cevap verir: “İkisinin de soylusunu ve iyisini…”

İlk metafizik ağrıları neredeyken hissetti?

Kafa Kağıdı’nı üstad bir takım başlıklarla hayatının belli dönemlerine ve olaylarına ilişkin olarak bölmüştür. Bunlardan biri de “Çocukluğum” bölümüdür. Üstad Çemberlitaş’taki bir konakta doğmuştur. Babası -deli sıfatıyla- Fazıl atları koşturarak doğumu kendi babasına bildirmek üzere yola çıkar. Tüm hikâye buradan başlar. Sonrasında dedesinin korumasında biraz şımartılacak olan Necip, ilk adıyla Ahmed Necip ilk metafizik ağrıları hissetmeye başlayacağı Bahriye Mektebi’ne kadar bu şekilde büyüyecektir. Kızlardan doğma diğer torunlara bir lira çeyreği verilirken Ahmed Necip’e bir altın verir dedesi.

Necip Fazıl KısakürekAhmed Necip her ne kadar yaramazlıklarıyla nam salsa da zekası herkes tarafından teslim edilmiştir. Doktoru halini sorarken “nasılsın bakalım benim büyümüş de küçülmüş yavrum” diyerek ona hitap eder. Yine ailesi tarafından sürekli kurşun dökülür ve tütsülenir bu büyümüş de küçülmüş çocuk.

 

Bahriye Mektebinde Ahmet Necip, Necip Fazıl olur!

Üstad “ne oldumsa bu mektepte oldum”, der Bahriye Mektebi dönemini anlatırken. Burada ilk defa ismi Necip Fazıl olarak kaydedilen üstad beş yılını burada geçirecektir. Heybeliada’daki mektebe başladığında ilk duyduğu şey “burada artık askersiniz” ifadesi olmuştur. Ancak 1054 numaralı Necip Fazıl burada da neşe ve şımarıklığı seçmiştir. İlk sigarasını 13 yaşında bu mektepte içmiştir. Kuralların oldukça katı olduğu bu mektepte… Geceleri nöbetçi bir hademe sigara içmelerine göz yummamakta ve müdüre şikayet etmekle tehdit etmektedir onları. Plan hazırdır: Cin oyunu. Bir gece dolapların içerisine çarşaflara girerek saklanan ve hademeyi korkutmayı amaçlayan bu grubun başını üstad çekmektedir. Ancak hademeyi görür görmez kaçmaya başlayan arkadaşları üstadı ele vermişler, planın başarısız olmasına sebep olmuşlardır. Sonrasında üstad okula müdür tarafından teşhir edilerek “haylaz” diye sunulmuştur.

Allahım, bana yolumu göster

Bu arada üstadın “ilk oluş ve berzah acılarını” sezen hocası İbrahim Aşki Bey olmuştur. Üstada iki kitap vermiştir. Biri Semerat-ül Fuad, diğeri ise Divan-ı Nakşi. Bu kitaplar üstadda bir şeyler uyandırsa da “ikisinde de bir şey anlamadım” diyecektir. Ve ilk oluş sürmektedir. Geceleri erkenden uzandığı yatakta başını iki eli arasına alarak dua edecektir: “Allah’ım bana yolumu göster.”

Bu sancılı dönemleri sürerken üstad son sınıftadır artık. Bahriye Mektebi’nden ayrılmak Necip Fazıl Kısakürekdüşüncesinde ve Darülfünun’a girmek derdindedir. Sonrasında tahsiline ilave edilen yılın imtihanında kağıda “bilmiyorum” yazarak teslim eder ve kaydı silinir.

Bu kitap karalama mı?

Kafa Kağıdı üstadın kendi dilinden kendi hayatını ana hatlarıyla ve bazen en küçük ayrıntılara girerek, hatıralara dalarak anlattığı bir kitaptır. Seferberliğin ilan edildiği, hürriyet naralarının atıldığı günlere eğilerek kendi tespitlerinin de yer yer karşımıza çıktığı bu eser üstadın zor anlarında “karaladığı” bir eserdir. Kendisi Çapa’da bir hastane odasında birçok sıkıntıyla muhatap iken eşi de başka bir hastanede bıçak altındadır. Bu zor günlerde üstad, oğlu Mehmet’in yardımıyla yürüyebilmekte ve Kafa Kağıdı’nı acıyla, merhametle, zor zamanlarında yazmaktadır. Zaten öyle ki her ne kadar bitirilmiş olsa da yarım kalmış bir eser olarak üstadın en önce okunması gereken kitaplarından biridir Kafa Kağıdı.

Necip Fazıl Kısakürek

Besim Bal bir kez daha okudu

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2016, 11:44
YORUM EKLE
YORUMLAR
ali
ali - 8 yıl Önce

necip fazıl denince aklıma: ipini pazara çıkarmak deyimi gelir... ve şüphesiz "kafa kağıdı" da üstadın son zamanlarında dahi elinde kendi ipiyle pazar aradığı bir "kendini ele verme" kitabıdır... ısrarla tavsiye edilir.

Üstad Aşığı
Üstad Aşığı - 8 yıl Önce

Çok güzel anlatmışsınız. En kısa sürede Üstad'ın bu kitabını okuyacağım.

Furkan ŞİMŞİR
Furkan ŞİMŞİR - 8 yıl Önce

12Yaşıma kadr Ustad ı tanımıyordm 15yaşndaym. Çile,Esselam ve aynadaki yalanı okudum.Ustad bir başkadır. Hayatmnın dönüm noktası 12 yaşımda oldu. Aynen USTadın 30.yaşı gibi. Paylaşm için tşk ederim. Ustad ın tüm anıları okuduğumu zannediodm. Yanılmışım.

banner8

banner19

banner20