Necip Fazıl: “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın”

Dünya Bizim Kitaplığı etiketiyle yayımlanan Hasan Hüseyin Ceylan’ın “Ayasofya İhaneti” kitabında 1973 yılında Necip Fazıl’ın Ayasofya üzerine bir konferans verdiğini öğreniyoruz.

Necip Fazıl: “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın”

Ayasofya sadece bir taş yığını değildir. O Doğu Roma İmparatorluğu’nun gücünü simgeler.  Tarihte eşi benzeri olmayan büyüklükteki kubbesiyle Doğu Hıristiyanlığının kuşatıcı ruhunu resmeder. Roma hükümdarlarının taç giydiği mabeddir. İktidar onun eşiği öpülmeden elde edilemez.

Hz. Peygamberin Müslümanlara çizdiği bir hedeftir Ayasofya. Onun bulunduğu şehri fethedecek komutan da asker de Peygamber duası almıştır. Bu dua hatırınadır ki nice Müslüman hükümdar ve komutan gücünü topladığında soluğu İstanbul kapılarında almıştır. Boşuna değildir 80 yaşında saçı sakalı ağarmış bir şekilde Eyüp el-Ensari Hazretlerinin surların dibinde Rabbine kavuşması…

Nihayet Hz. Peygamberin asırlar öncesinden verdiği müjde 29 Mayıs 1453’te gerçekleşmiş ve İstanbul, İslam dünyasının sınırlarına dahil olmuştur. Anlamı kendisinden de büyük olan Ayasofya kılıç hakkı olarak camiye çevrilmiştir.

Ayasofya, İstanbul’un fethini takip eden 1 Haziran 1453 Cuma günü Akşemseddin’in imamlığında ve Fatih Sultan Mehmed adına okunan hutbe ile cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Osmanlı döneminde defalarca tamirat geçiren bu kutlu mabedin bugüne gelebilmesi için Mimar Sinan’ın hünerli elleriyle mümkün olmuştur.

Tadilat bahanesiyle başladı süreç

Ayasofya 1 Haziran 1453 tarihinden 1931 yılına kadar Müslümanların alınlarının secdeye gittiği bir cami olarak dolup taştı. Ancak 1923’te kurulan Cumhuriyet’in yöneticilerinin zihniyeti Doğu’nun Batı’ya galebe çalmasının simgesi olan Ayasofya’nın elinden “cami” vasfının alınmasına yol açtı. Milleti zorla laikleştirme girişimleri, kılık ve kıyafete yönelik düzenlemeler, alfabenin değiştirilmesi, Türkçe ibadet ve uzun süre devam eden Arapça ezan yasağı…  Bu süreçte ahır yapılan, depo olarak kullanılan ve arsası için satılan nice cami oldu. Müslümanların mabedlerine bu kadar hürmetsiz bir zihniyet Ayasofya’nın cami olarak kalmasına izin verebilir miydi? Hele de küresel sistemde liderlik Batılı Hristiyan devletlerin elindeyken…

1931 yılında önce tamirat, tadilat bahanesiyle Amerika’nın Boston şehrinde bulunan Bizans Enstitüsünün Ayasofya’da incelemeler yapmasına izin verildi. Ardından Bizans Enstitüsünün müdürü Thomas Whittemore’ye çalışma izni verildi. Bu çabalar boşuna değildi elbette. Daha o günlerden hedefin Ayasofya’nın müze yapılması olduğu çok açık. Thomas Whittemore’nin Ayasofya Camii’ndeki çalışmaları 1934 yılı sonlarına doğru tamamlanmış ve Ayasofya Camii 1 Şubat 1935 tarihinde müze olarak açılmıştır.

O günden itibaren Ayasofya işgal altındadır. Evet, Ayasofya bizim topraklarımızdadır, ancak bizim egemenliğimizde değildir. Öyle olsa akşamdan sabaha cami olmasına ne mani olurdu. Ayasofya dünyanın efendilerine bağlılığımızı gösteren bir biyat sembolüdür. Ve biz ancak Ayasofya’yı tekrar cami yapmaya kudretimiz yettiğinde ayağa kalkmış olacağız.

Dünya Bizim Kitaplığı etiketiyle yayımlanan “Ayasofya İhaneti” kitabında Hasan Hüseyin Ceylan bizlere Ayasofya’nın ne anlama geldiğini, neden müze yapıldığını, bu süreçte ne tür düzenbazlıkların yapıldığını tüm ayrıntılarıyla anlatıyor. Aslında daha önce yayınlanan kitap 1996’da toplatılmış ve 28 Şubat sürecinin ardından yazarı 1999 yılında hapse atılmış.

Ayasofya tartışmalarının tekrar hararetlendiği ve içimizdeki heyecanın kabardığı şu günlerin ruhuna uygun olarak kitaptan Necip Fazıl Kısakürek’in 1973 yılında Milli Türk Talebe Birliği Birliği’nde verdiği konferansı sizlerle paylaşalım. “Ayasofya Mezalimi! Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın!” başlığını taşıyan bu konferansa Hasan Hüseyin Ceylan şahitlik etmiş. Dinleyiciler arasında bugün Ayasofya’nın cami olmasına dair umutlarımızı perçinleyen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da bulunuyormuş.

“Ayasofya mezalimi! Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın!”

 “Ayasofya’yı kapatmak; bu toprağın üzerindeki 30 milyon ve altındaki 30 milyar Türk ve Müslümanın semayı tutan lanetine düçar olmaktır… Ayasofya’yı kapalı tutmak; Fatih’in vakfiyesinde buyurduğu gibi Allah’ın lanetine, Resulullah’ın lanetine, Kur’an-ı Azimüşşan’ın lanetine, gelmiş geçmiş bütün Ümmet-i Muhammed’in lanetine muhatap olmaktır.

Gençler, bugün mü yarın mı bilemem, bir gün mutlaka Ayasofya açılacak ve ben göremesem de sizler onu açacak ve orada belki de ömrümüzün en güzel namazını kılacak ve en ulvî secdelerinizde Ayasofya camininde Rabbinize yalvaracaksınız. O ne muhteşem mabed ve o secdeler de ne mukaddes secdeler olacaktır, Ayasofya’da… Ayasofya bir gün mutlaka açılacak! Bu Allah’ın sarsılmaz kaderidir. O

gün gelecek ve Ayasofya öyle bir açılacak ki kalpleri mühürlü olanların onu zincire vurarak mühürleyip ibadete kapattıkları gibi; kalpleri açık gözleri ferasetli nice mümin idareciler de onu kapatanların zıddına milyonlarla birlikte, bütün semayı ve arzı kuşatan tekbirlerle, tahmidlerle, tehlillerle onu yeniden camiye ve cemaate kavuşturacaklardır. Öyle bir açılacak ki Ayasofya; rükû ve secdeleri ile sıddık sözlüler, Yusuf yüzlüler, Hamza yürekliler dolduracak Ayasofya’yı… Gün gelecek Ayasofya önüne geçilemeyen milyonlarca mazlumun duası ve Allah’la aralarında perde bulunmayan icabetlilerin sel hâline gelen yakarışları ile açılacak. Bekleyin gençler… Milyonlarca müminin gözyaşları biraz daha biriksin ve sel hâline gelsin ki bu tsunaminin önünde kimse duramasın! Benim ve sizin tek duanız olsun; o muhteşem ve mukaddes selin önünde bir saman çöpü olsam da Ayasofya’nın cami olmasına şahidlik edebilsem. İnanın dünya ve ahiret kazancı olarak bu bana yeter… Gençler bu sel çok yakındır:

Surda bir gedik açtık,

Mukaddes mi mukaddes,

Ey kahpe rüzgâr,

Artık ne yönden esersen es”

Yazarın aktardığına göre Üstad bu müthiş konuşmasını, “Ayasofya, cami olduğunda beni de unutmayın ve beni de dualarınıza ortak edin e mi?” diyerek tamamlamış.

Nihan Su

Güncelleme Tarihi: 07 Temmuz 2020, 11:12
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26