banner17

Ne kadardır insanın yüreği?

Bu yüzden, Alissa ölürken pürüzsüz bir sevinç ve sevgiyle ölmüyor. Kırgınlık ve üzüntü kaplıyor kelimelerini ve ruhunu..

Ne kadardır insanın yüreği?

Andre Gide'in 1909'da yazdığı Dar Kapı'sını yeniden okurken insanın kalbinden kalb insanına acilen gitmem gerektiğini düşündüm. Çünkü Gide'in açmaya çalışırken 'dar'alttığı o alanda sorular gelip buluyordu beni. Can yakan sorular... Ne kadardır insanın kalbi? Neleri taşıyabilir? Sahibini aşabilir mi? Sevdiğinden nasıl kaçabilir? Gidip gidip bir yerlerde acıya çarpması önlenebilir mi?Andre Gide

Dar kapıdan geçmeye zorluyor

Gide, bu ilk dönem eserinde bir deneme yapmış gibi görünüyor. Tüm öğrendiklerini, Tanrı’ya kaçarak dünyanın gam ve çilesinden kurtulmak için kullanıyor. Kalbin ve tabiatın sınırlarını zorlayarak katışıksız mutluluğun peşine düşüyor. Gide, Alissa’yı ‘dar kapı’dan geçmeye zorlayarak Hıristiyanlık’ın Tanrı’sına kendini teslim etmek istiyor. Jarome’den bakıp kendini anlamaya çalışıyor.

Bu eserler bizi dağın zirvesine çıkarmaz ama…

Buradaki aşk, Hristiyan çileciliğinin yeni bir yorumu. Kendini, aşkını feda eden Alissa, İncil’in Hz. İsa’sını takip ediyor aslında. Soluk bir çiçeklenme gerçekleşiyor bu maceranın sonunda. Çünkü tam bir teslimiyet yok. Alissa yalnız başına, çekildiği gurbet odasında ölürken hâlâ tam bir huzur yakalayamamıştır. Kendi kendisiyle konuşmaktadır. Yani kendini, duygularını aşamamıştır. Tanrı’nın güzelliği ve merhameti sorularla gölgeleniyor.

Dar Kapı, Andre GideBatılı aklın ve kalbin felsefî ve sanatsal ürünlerde bahsettiği Tanrı, maalesef hep bir insanî dolayımdan geçirilerek okuyucuya ulaşıyor. Bu yüzden batıdan gelen eserler, müslümana bir yere dek eşlik edebilir, yol gösterebilir. Mevlana’nın aklı topal eşeğe benzettiğini hatırlayarak bu eserlerin bizi dağın zirvesine çıkaramayacağını düşünebiliriz. Müthiş bir fedakarlık gerçekten Alissa’nın yaptığı. Kardeşine yol açılsın diye… Ve  elbette Tanrı’ya giden yol açılsın diye. Ama bundan sonra Alissa yalnızdır. Elinden tutacak, kendisine yol gösterecek kimse yoktur.

Kalbin, bu dünya için istediklerinin yerini dolduracak yeni bir adanmaya ihtiyacı vardır. Tutup kendisi getirmeye çalışır Tanrı’yı. Çünkü kendisi gidemiyor Tanrı’ya. Gidemiyor; çünkü öyle flulaştırılmış ve insanileştirilmiş ki Tanrı. Nietzsche’nin öldürdüğü Tanrı’dır bu. O’nu kalbinin egemeni ve zaptedicisi ve sığınağı kılmaya çalışıyor. Bu yüzden, Alissa ölürken pürüzsüz bir sevinç ve sevgiyle ölmüyor. Kırgınlık ve üzüntü kaplıyor kelimelerini ve ruhunu.

Kendi tasarımının esiri oldu

Pastoral bir senfoni sunan doğa, Gide’e çok güzel şeyler söyletmiştir. ‘Dar’ kalıplardan, dar anlayışlardan, batı mantığının darlığından kurtulmuştur. Kendi kültürünün işleyişinden hoşnut olmayan hatta ondan nefret eden pek çok düşünür, yazar, sanatçıyla aynı kaderi paylaşmıştır Gide. Aklın zincirlerini kırmış, kalbin içine dalmış ama oradaki ilahî ışığın adını yanlış koymuştur. Kendinden bilmiştir bu baş döndürücü güzelliği. Bu algılayış ve bu şekilde kavrayış onu kendine hayran bırakmıştır. Her ne kadar kendisini çok hırpalamışsa da aslında kendi tasarımının esiri olmuştur. Buna gizliden gizliye rıza göstermiştir.

Pastoral Senfoni, Andre GideTüm belirlenmişliklere meydan okuyan bu tür duyarlı tipler kendilerinden; zevklerinden veya acılarından, yenilikçiliklerinden veya yılgınlıklarından geçip tüm bu hallerin Sahibi’ne teslim olamamışlardır. (Buna Dünya Nimetleri'nden vazgeçememek de diyebilir miyiz?) Bazıları oluşturdukları ‘kendilik’lerine meydan okuyup varlıklarını boşluğa teslim ederek intihar bile etmişlerdir. Ama ölmüş ve yeniden dirilmiş bir tanrısallığa nasıl güvensindiler ki?

Onlar en ‘dar’ zamanlarında bile yüz ekşitmediler

Hallac ‘Ene’l-Hakk’ demişti. Çünkü kendinden geçmişti. Hallac yoktu artık. Esriklikle, varlık sahibi olma zannını geride bırakmıştı. HAKikat denizine dalmıştı. Damla, Varlık Okyanusu’na dalınca ne olurdu başka? Bu vecd halinden geri dönemedi Hallac. Yaşadığı o zevk O’nu ebedi sarhoşluk boyutuna ulaştırsın istiyordu. Bu yüzden dönmedi sözünden. Ama başı kesilirken Hallac’ın veya derisi yüzülürken Nesimi’nin; hoşnuttular. Bahtiyarlıkla teslim ettiler canlarını bile Sahibi’ne. En zor, en sıkıntılı, en ‘dar’ zamanlarında bile yüz ekşitmediler. Kabz halinin içindeki Cemal’e açılan ‘genişleme’yi (bast) görmüşlerdi çünkü. En ‘dar kapı’dan geçtiler ama her an Sevgili’yle el eleydiler.

Böyledir, çünkü: Nüzul (iniş); taayyünün, tecellinin, tezahürün çiçekleri derlensin diye takdir edilmiştir. ‘Yasak meyve’ yenilirken, içinde uruc’un (yükseliş) tüm imkânlarını barındırıyordu. ‘Rahmetim herşeyi kuşatmıştır.’

 

 

 

Mustafa Nezihi Pesen değindi

Güncelleme Tarihi: 10 Mayıs 2010, 17:27
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20