Namaz, Allah’tan başka her şeyden soyutlanmaktır

Risale Yayınları etiketiyle okura sunulan “Namaz: Fert ve Toplum Hayatındaki Etkileri” kitabında Sudan’lı hukukçu âlim Hasan Abdullah Turabi, namazın kişisel ve toplumsal hayatımızı nasıl etkilediğini ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler ışığında izah ediyor.

Namaz, Allah’tan başka her şeyden soyutlanmaktır

Hasan Turabi Fert ve Toplum Hayatındaki Etkileri” kitabında namazın kişisel ve toplumsal hayatına etkilerini göstermeyi amaçlamakta, namaz ibadetinin idrakine vardırmak niyetiyle bir kapı açmaktadır. Namazın zekât, oruç, hac ibadetleri ile benzeyen yönleri gösterilmiştir. Namazın devamlı bir ibadet olması hasebiyle tüm hayatı kapsayarak ibadete dönüştürdüğü, dinin özü, iyiliğe yaklaştırıcı kötülükten uzaklaştırıcı etkileri anlatılmıştır. Namazı terk edip küfre ve oyalayıcı faydasız işlere dalan Müslümanlar ikaz edilmiştir.

Kitap özellikle dört grup kişiye öğüt niteliğindedir:

  • Namazını kıldığı hâlde manasını kavrayamamış olan gafletteki Müslümanlar
  • İçinde iman olan fakat namaz kıl(a)mayan Müslümanlar
  • İslâm’ı terk etmiş olan İslâm konusunda cahil kişiler
  • İslâm’ın hakikatlerini bildiklerini iddia eden fakat hakikatte İslâm’dan uzak olan kişiler

Allah’a yaklaştıran ibadet

Hasan Turabi’ye göre namaz, kulun Allah’a yakınlığını sağlayan bir ibadettir. Müslümana, diğer insanlarla birlikte takva, sabır, tevekkülü öğretir, diğer ibadetlerin tamamlanmasını sağlar. Namaz bir peygamberlik emanetidir. Vahyin yükünü omuzlayan insanların yerine getirdiği ilahi bir emir, vahiy ve tebliğin ağırlığına tahammül etmek için bir kaynaktır. Namaz, teselli edici bir ibadettir.

İbrahim suresinin 37. ve 40. ayetlerinde Hz. İbrahim aleyhisselamın namazın önemini idrak etmiş ve ailesini Kâbe’nin yanına, kuş uçmaz kervan geçmez bir vadiye yerleştirdikten sonra, insanların namazı gereği gibi kılmaları için dua ederek, namaza devam etmeyi ve neslinden namaz kılan nesiller gelmesini dilediği belirtilmektedir. Meryem suresinin 54. ve 55. ayetlerinde ise oğlu İsmail aleyhisselamın da Kur’an’da kavmine namaz kılmayı nasihat eden bir peygamber olduğu zikredilmektedir.

Hz. Musa (a.s.), Hz. Şuayb (a.s.), namazla emrolunmuş ve kavmine namazı tebliğ etmiştir. Âl-i İmran suresinin 43. ayetinde belirtildiği üzere Hz. Meryem’e de melekler tarafından namaz emri bildirilmiştir. Meryem suresinin 30. ve 31. ayetlerinde ise Hz. İsa (a.s.)’ya peygamberlik verildiğini ve hayatı boyunca kavmine namazın emredildiği görülmektedir. Lokman suresinin 17. ayetinde de Lokman aleyhisselama “Yavrucuğum, namazını özenle kıl, iyi olanı emret, kötü olana karşı koy, başına gelene sabret. İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir.” diye bildirilmiştir.

Allah Teâlâ, farz olan namazları bildirmek için Cebrail (a.s.)’ı göndermedi, Peygamberimizi (s.a.) Miraç mucizesiyle nimetlendirdi. Namaz Mekke’de emredilen ve Medine’de Ramazan orucu, hac, zekât ibadetlerinin emredilmesiyle tamamlanan bir ibadettir. Namaz, “Kıyamet Günü”nde kulun ilk hesaba çekileceği ameldir. Namaz Müslümanların İslâm’a bağlı olduklarının göstergesidir. Onları secde etmeyenlerden ayırır.

Namaz Müslümanlar için ayırıcı bir özelliktir

Namaz iman etmiş bir kimsenin ilk ortaya koyması gereken ameldir. Kur’an-ı Kerim’de iman ehlinin sıfatları zikredilirken, başta ve sonda namaz muhakkak geçmektedir. Namaz insanları felaha erdiren salih amellerdendir. Pek çok surede müminlerin sıfatlarının neler olduğu anlatılmakta ve namazı hakkıyla kıldıkları da diğer salih amellerle bir arada bildirilmiştir. Akıl sahibi, mütevazı, itaatkâr kullar, Allah rızasını umarak namazı hakkıyla kılmaya gayret etmelidirler.

İman ve İslâm kelimeleri birbirinin yerine kullanılır. İman, İslâm’ın ilk şartıdır, inancın kişiye yerleşmesidir. İslâm ise lazım olan ibadetlerin yerine getirilmesidir. Kur’an’da önce iman, sonra da salih ameller emredilmiştir.

Bir kişinin “Dinim İslâm” demesi, İslâm’ı kalben kabul ve tasdik ettiğini, dini mesuliyetlerine teslim olduğunu ifade eder. Bazı kimseler, Müslüman olduğunu söyler, İslâm cemaatinde dolanır fakat asıl amacı, o cemaatte bulunmanın faydalarından istifade etmektir. Bu kişi münafıktır. Dünyada Müslüman gibi muamele görebilir ama öbür dünyada bunların karşılığını göremez, çünkü o nefsi bir fayda sağlamak için cemaatle birlikte olur.

Peygamberimiz (s.a.), biat için gelen insanlarla, İslâm’ın vecibelerine uyacakları konusunda anlaşma yapar, maddeleri de yazdırırdı. Durumu yetişmeyen Müslümanlara zekât ve cihad ibadetlerinde esneklik gösterirdi, fakat namazın terk edilmesini asla kabul etmezdi. Müşriklere muamelesi, onlar kelime-i şehadet getirene kadar yumuşamazdı. Kelime-i şehadet getirdiklerinde onlara tevbeyi telkin eder, namazı ve zekâtı emrederdi.

Namaz Müslüman cemaati diğerlerinden ayırır, çünkü namaz her vakit yenilenen ve sürekli olan bir ibadettir. Peygamber Efendimiz, “Küfürle iman arasında namazı terk etmek vardır.” diye buyurmuşlardır. Namazı terk etmek, İslâm’a ters düşer; fakat açık bir küfür olarak da sayılamaz. Dinden çıkaran küfür şirk koşmayı, peygamberi ve ayetleri yalanlamayı içeren küfürdür. Namazı terk etmek ise imanın aslını yok etmeyen masiyet küfrüdür. Namazı terk edenlere mürted denmemelidir.

Namaz Allah’a ibadetin devamlılığıdır

Namaz ibadetinin vakti, gün içinde belli zamanlara ayrılmış ve yerine getirilmesi kolaylaştırılmıştır. Sabahın olmasıyla uyanan ruhlar, rızık için çalışır didinir. Öğle vakti geldiğinde kimisi uyuyup dinlenir, kimisi karnını doyurur. Öğle vakti geçip güneş meyledince hava serinler, yorgunluk ise artmıştır. Akşam olduğunda çalışma sona ermiştir. Gece olduğunda yatmaya hazırlanılır. İşte beş vakit namaz, günlük meşgaleyi bölen bu vakitler içerisine yerleştirilmiş ve geniş bir aralığa yayılmıştır. Böylece kişinin, fiziksel olarak ve zihnen namaz kılmaya en uygun olduğu anda namaz kılması için fırsat verişmiş olur. Namaz ibadeti hakkındaki kurallar, bu anlamda hoşgörülüdür.

Namazın gün içerisine yayılmış olması, zamanın ne çabuk akıp gittiğini hatırlatır. Namazını önemseyen Müslüman, vaktini ona göre planlayarak vaktinde kılmaya özen gösterir. Vaktin dar olduğunu söylemek bir bahane olamaz. Bu husus, namazın zekât ibadeti ile benzerliğini ortaya koyar. Malından ve vaktinden cimrilik yapan kişi malının ve vaktinin bereketini yaşayamaz. Namaz ibadeti vaktin zekâtıdır. En hayırlı azık takvadır. Malı boş yere sarf eden gibi, vaktini de salt dünya işlerine veren insan da, şeytana uymaktadır.

Namaz kılan kişi şunu idrak eder: Hayatın gayesi Allah Teâlâ’yı zikir ve ahiret hayatına hazırlıktır. Namaz Allah’ı zikretmektir ve bu ibadet gün içine yayılarak insanın gaflete dalması engellenir, uyanık kalması için sürekli uyarılır. Namaz ile Allah’ı zikretmek, onu tazim etmek, birlemek, ondan korkmak, ona tövbe etmek gibi birçok zikri birleştirmektir. Namazın sürekli bir ibadet olması kişinin günlük işlerin verdiği huzursuzluğa kapılarak ebedi hayatını unutmasını engellemiştir. Kul namazına devam ederek Rabbi ile ilişkisini devam ettirmektedir.

İnsanın vaktinin tamamını uyanık geçirip, tüm ibadetinin şuuruna varması olgunlaşmayla olur. Bu olgunluğu sağlayan bir prensip vardır. Bu prensip ibadetleri kolaylaştıracak şekilde hayatın tamamına yayılmış olmasıdır. Mesela oruç senede bir aydır. Zekât, parası olana senede bir kez verilmesi farz kılınmıştır. Hac ibadeti ise gücü yetenin ömründe bir kez yapmasıyla yerine getirilmiş olur.

Namaz bu ibadetlerin tümünü bünyesinde birleştirir. Şehevi arzuları terk etmekle oruca, vaktin zekâtı olmasıyla zekâta, Kâbe’ye yönelerek Allah’tan başka her şeyden yüz çevirmesiyle Hac’a benzer.

Namazın diğer ibadetlerden ayrılan yönü ise devamlı olmasıdır. Hiçbir hâlde namazın farziyeti kalkmaz. Zorluklarda, özürde, engelde dâhil kalkmaz. Öyle hâllerde hafifletilerek yerine getirilmesi emredilmiştir. Böylece yeryüzünün tamamı, her an için temiz bir mescit kılınmıştır. Mesela su bulunmadığında toprakla temizlenmek kâfi gelir. Yolculukta namazı kısaltarak kılmak onu yerine getirmeyi kolaylaştırır. Savaşta bile namaz, belli bir usul üzere, yine kılınır. Kul, namaz sayesinde hayatı boyunca Rabbini hatırlayacaktır. İbadetin az da olsa devamlı olanı daha hayırlıdır.

Namaz Allah’tan başka her şeyden soyutlanmaktır

Namaza duran kimse, namazla ilgisi olmayan her hareketten men edilmiştir. Namaz fıkhına göre namazla alakalı olmayan şeyler namazı bozar. Hafifse bağışlanabilir. Namaz kılacak kimse aklını ve kalbini meşgul eden düşünce ve hisler, eğer bir ihtiyaçtan kaynaklanıyorsa önce onları doyurmalıdır. Bunu yapamayacaksa onların kendini meşgul etmesini engellemeye gayret etmelidir.

Namazda zihni meşgul eden bu tür düşünceler genelde ihtiyaçtan kaynaklanır. Bu yüzden ihtiyaç karşılanabiliyorsa giderilmelidir. Mesela akşamın vakti girdiğinde sofra da hazırsa karnını önce doyurup sonra namazı kılmalıdır. Aynı şekilde sıkışık hâldeyken namaza başlamak da iyi değildir. Böyle olunca bedenin ihtiyaçları meşgul edici olur. İhtiyaç giderilemiyorsa da nefis kontrol edilmeli ve kişi dikkatini namazına vermek için uyanık olmalıdır. Bunlarla birlikte kişi, bedenen ve zihnen en uygun zamanda namaza niyetlenmeli, bunu bir an önce sağlamak için çabalamalı, kendini namaza verip diğer şeylerden soyutlanmak için kendini eğitmelidir.

İmam-ı Gazali hazretleri “Namazın ruhu, kalbin huzur bulmasındadır. Tek bir anlık huzur bunun en alt derecesidir. Bundan daha azı olursa o namaz boş demektir.” demişlerdir. Tüm gayesini dünyevi zevklere indirgemeyi engellemek lazımdır. Çünkü bu dünyevi iştiyak, çeşit çeşit olan şehvetlerin kaynağıdır.

Namazı hem dış görünüş itibariyle hem de kalben ve zihnen, hakkıyla, kulluk bilinciyle kılan insan, hayatının her safhasında namazın etkilerini görür. Aynı zamanda imanı ve ihlası güçlenir. Şüpheden uzaklaşır ve imanını korur. Namaza davet eden ezan, vahdaniyeti söyleyerek başlar, şehadetle biter. Namazda da bunlar tekrar zikredilir. Fatiha ve ondan sonra okunan surelerle bu sözler tasdiklenmeye devam eder. Oturuşlarda ve son oturuşta Tahiyyat okunarak şahitlik edilir, Peygamber Efendimize (s.a.) salavat getirilir. Namazdan sonra Subhanallah, Elhamdulillah, Allahu Ekber teşbihleriyle, Allah Teâlâ tesbih edilir.

İnsan namaz kılarak sözünü tutmuş olur. Bu vesileyle Allah’la ilişkisi kuvvetli olur. Nefsin hastalıkları iyileşir. Kişi şeytanın vesvesesinden ve dünya kaygılarından uzaklaşır.

Namaz arınma, tövbe ve takvadır

Namaz mümin için bir randevudur. Dünya telaşı içinde daldığı gafletten uyanarak ve farkında olarak ya da olmayarak işlediği günahlardan arınıp bu randevuya icabet etmelidir. Uyumak, şehveti gidermek, def-i hacet insana bulaşan, onu uyuşukluğa sevk eden dünyevi kirlerdir. Kişi abdest, gusül ve teyemmüm ile bu kirlerden maddi olarak temizlendiği gibi manevi olarak da temizlenip Rabbinin huzuruna çıkmaya hazırlanır. Rabbiyle pis ve gaflet hâlindeyken buluşmamaya gayret gösterir.

Abdest bedenimizi temizlemeyi sağlar. Üstümüzü başımızı temiz tutmak konusunda bizi diri tutar. Ayrıca manevi olarak da temizlenmeyi sağlar. Abdest alan kişi uzuvlarını yıkarken onlarla işlediği günahlardan da kendini arındırmakta ve namaz kılarak tövbe etmeye hazırlanmaktadır. Bu amel Müslümana temizlik alışkanlığı da kazandırır. Namaza devam eden kişi kirlenmemek ve temizlenmek için çok dikkat eder.

Bir de avret mahallini örterek ayıplarını kapatır. Aynı zamanda içindeki çeşitli şehevi duyguları ve aklındaki düşünceleri durdurur, üstünü örtüp gizler. Böylece örtünmek hakiki manasını bulmuş olur. Esasında Allah gizlenenleri dahi bilir. Örterek zahiren gizlesek de Allah hepsini bilir. Takva elbisesini giymek bu nedenle önemlidir. Ancak böyle bir hayâ ile gizleyebilir, tövbe ederek de uzaklaşabiliriz gizlediklerimizden.

Namaz kılan kişi, namazıyla günahlarından arınır. Temizlenmeyi umarak abdestini alır, huşu ile namazını kılar, namazda hamd, sena ve tövbe eder. İstikameti bellidir, doğru yola iletmesi için Allah’a yalvarır.

Namazına önem veren bir Müslüman yaptıkları için tövbe etmeye günde beş kez fırsat bulur. Bir günah işlediğinde bu günah kalbini işgal etmeden, davranışlarını şekillendirip rehavete sevk etmeden önce, her namaz vaktinde tövbe ederek hafifler ve imanını kuvvetlendirir. Namaz aynı zamanda, affedici ve azabı şiddetli olan Allah’ı hatırlamalıdır. Bu açıdan namaz, tövbe usullerinin en mükemmelidir.

Namaz kılan kişi Allah’ın huzuruna çıkacağı anın şuuruyla yaşar, bilir ki o anda hiçbir şey gizli kalamaz. Allah’tan korkar. Takvalı olmaya gayret gösterir ve içtenlikle tövbe eder. Affedilmeyi umar. Bunlar kişiyi hayatında diri tutar. Namazı terk eden kişi ise Allah’la ilişkisini kuvvetlendirme fırsatını kaçırdığı gibi onun hayatını güzelleştirecek, günahtan sakındıracak ayetleri okumaktan da mahrum kalır. Fayda sağlayamaz. Kendini ve imanını koruması güçleşir. Namaz kılıp tövbe etmediği için günahları birikir ve kalbini sarıp katılaştırır. Onun için artık din yük olmaya başlar.

Ferihan Batum

Güncelleme Tarihi: 29 Haziran 2020, 23:57
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26