Mustafa Özçelik'ten "Sezai Karakoç'un Yunus Emre'si"

13. İstanbul Edebiyat Festivali'nin devam eden program akışında Şair/Yazar Mustafa Özçelik "Sezai Karakoç'un Yunus Emre'si" konulu bir tebliğ sundu. Karakoç'un "Yunus Emre" eserini tahlil ettiği konuşmasının önemli detaylarını istifadelerinize sunuyoruz.

Mustafa Özçelik'ten "Sezai Karakoç'un Yunus Emre'si"

Çağdaş İslam düşüncesinin en büyük temsilcilerinden biri olan Sezai Karakoç’un şiir ve yazıları medeniyetimizin temel değer yargılarına göre şekillenir. Karakoç, bu yüzden medeniyetimizi “diriliş” kavramı etrafında “inşa” faaliyeti yürütürken edebiyatın hiçbir türünü boş bırakmaz. Edebiyat dünyasına şiirlerle girmekle birlikte biz onu zaman içinde bir deneme-makale-hikâye-inceleme yazarı olarak da görürüz. Karakoç, bu tür metinlerde medeniyetimizi tümüyle yeni bir yoruma tabi tutar ve çağdaş bir inşa faaliyetinde bakış açımızın, hareket tarzımızın ne olması gerektiğini çok sistematik biçimde izah eder.

Karakoç, bunu yaparken medeniyetimizin “abide şahsiyetleri”ne de özel bir önem verir. Eserleri tümüyle bir portreler galerisidir. Başta peygamberler olmak üzere bu medeniyetin kilometre taşları olan şahsiyetler İbn-i Arabi’den Hallac-ı Mansur’a; Fuzuli’den Şeyh Galib’e pek çok isim üzerinde bizi düşünmeye çağırır.

Karakoç’un üzerinde bilhassa durduğu ve haklarında birer inceleme kitabı yayımladığı isimler de vardır. Bunlar Mehmet Âkif, Mevlâna ve Yunus Emre’dir. Birincisi bilindiği gibi yakın dönemimizin en önemli fikir, sanat ve mücadele adamıdır. Mevlâna ve Yunus Emre ise 13. asrın ruh mimarları, medeniyetimizin o asırdaki inşacılarıdır.

Neden Yunus Emre?

Bu sorunun cevabı hem Yunus Emre’yi hem de Sezai Karakoç’u anlama açısından son derece önemlidir. Bu sorunun cevabı bizce şudur: İki şair arasında “şiirlerinin sureti” bakımından bir fark olsa bile “temelde bu iki şairin çizgileri (amaçları) yolları aynıdır. Sezai Karakoç’un mesajı’nın Yunus’unkinden farklı olduğu söylenemez.”

Her iki isim de İslâm ülküsüne bağlı şairlerdir. Yaşadıkları zamanların ve karşı karşıya oldukların sorunların da özde aynı olduğu düşünülecek olursak aralarındaki “ruh akrabalığını” anlamak zor olmayacaktır. Karakoç, çağında bir bakıma Yunus’un misyonunu üstlenmiştir.

Fakat bu misyon beraberliğine geçmişinde Karakoç’un daha çocukluk yıllarına dayanan bir Yunus sevgisinin bir sebep oluşturduğu da bir gerçektir. O da her Müslüman çocuğu gibi daha çocukluğundan itibaren Yunus ismiyle tanışmış, annesinin Yunus ilahilerine gönlünü açmış, başta Allah sevgisi olmak üzere, Hz. Peygamber sevgisini ve tabi Yunus Emre sevgisini de daha çocukluğunda içselleştirmiştir. Nitekim “Çocukluğumuz” başlıklı şiirinde geçen şu mısralar bu durumu göstermektedir:

Annemin bana öğrettiği ilk kelime

Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde

Annem bana gülü şöyle öğretti

Gül, O’nun, O sonsuz iyilik güneşinin teriydi.

Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus

Ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı, güneş ve ay mahpus

Sezai Karakoç’un çocukluk dönemine ait algı, bu olsa bile o zaman içinde Yunus Emre’nin bir “medeniyet inşacısı” olduğunu elbette fark etmiş ve ilgisini ona bu yüzden de yoğunlaştırmıştır.  “Şehzadebaşı’nda Gün Doğmadan” şiirinde geçen:

Külahıyla Yunus Emre

Sarığıyla Akşemseddin

Kavuğuyla mimar Sinan

Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda

Mısralarında Yunus’un da medeniyetimizin bir temsilcisi/inşacısı olduğu belirtilmektedir. İşte bu ilgi, yıllar sonra ona bir Yunus Emre biyografisi yazdırmıştır.

Karakoç’un Yunus Emre'si

Yunus Emre hakkında Millî edebiyat döneminden itibaren çok sayıda eser kaleme alınmıştır. Bunlar arasında kıymet taşıyanlar olmakla birlikte aralarında sığ bir ideolojik bakış açısının ürünü olarak yazılanlar da vardır. Yunus’u kendi gerçekliği içinde ele alanlar ise son derece azdır. İşte Karakoç’un Yunus Emre’si öncelikle bu açıdan dikkat çeker. Bu kitap, her şeyden önce “Yunusça bir duyarlığın ve titizliğin ürünü”dür. Aradaki gönül bağına rağmen Karakoç, Yunus’u son derece nesnel ölçüler içerisinde onun yetiştiği kültürel ve tarihsel ortam içerisinde resmetmiştir. Böylece fikir hayatımız Yunus Emre hakkında “rehber” sayılabilecek bir kitap kazanmıştır. Bundan olacak rahmetli Cahit Zarifoğlu bu eseri Yunus Emre üzerine yapılacak çalışmaların sağlıklı formülü” olarak görür. Zarifoğlu bu değerlenmeyi yaparken bir hususa daha dikkat çeker. Ona göre “Akademisyenlerin istif ve kullandıkları batıcı metotlar nedeniyle, yol alamadan, yol aralayamadan üst üste yığdıkları boğazlar, şartlanmışlık, bu kısa eserde aşılmaktadır.”

Zarifoğlu’nun dikkat çektiği bu husus son derece önemlidir. Zira Yunus, pek çok araştırmacı tarafından çağından, yetiştiği kültür ortamından soyutlanarak ele alınmış ve ortaya sahih bir Yunus portresi çıkarılamamıştır. Karakoç, bu yüzden eserine önce Yunus’un yaşadığı çağ ve yetiştiği kültürel ortamın değerlendirilmesiyle başlar ve böylece Yunus’u tarihsel bir çerçeveye oturtur.

“Haçlı taassubu ve Moğol barbarlığı”

Karakoç’a göre Yunus Emre’nin yaşadığı çağda Anadolu toprakları iki büyük felaketle karşılaşır. Bunlardan biri Haçlı, diğeri ise Moğol saldırılarıdır. Bu iki şer kuvvet, Selçuklu medeniyetini yıkarak Anadolu’nun ruhunda yalnız “bir tarih yarası açmakla kalmamış, bir metafizik yara” da açmıştır. İşte Yunus Emre’nin ve çağdaşı erenlerin fonksiyonları bu noktada önem kazanmaktadır. Onlar Anadolu’yu “büyük bir metafizik hamle” ile “büyük bir tarihi oluş”a hazırlamışlardır. Osmanlı bu yeni oluşun adıdır ve mimarlarından biri de Yunus Emre’dir. Karakoç’un ifadesiyle Yunus Emre “Bu büyük Anadolu’nun ilk horoz(müjdeci) sesidir.”

Karakoç’un bu noktada dikkat çektiği bir konu da bazı çevrelerin Yunus’un bu tarihi misyonun görmezlikten gelerek onu “babalık” ve “dedelik” geleneğine bağlayarak “Bektaşi” yahut “Batıni” olarak göstermek, böylece misyonunu daraltmak ve kimliğini saptırmak istemeleridir. Ona göre bu çabalar boşunadır ve Yunus Emre “Anadolu’nun bu çağdaki önder kurucularındandır. Hiçbir dar ekolün adamı değildir. Türklerin bir şairi olduğunun tam şuurunda olarak Türk-İslâm hareketini dünya karşısına çıkarma ödevliyle yüklenmiş” bir şairdir. Tarikatlar üstü bir tarikat şairi olarak çok zor gibi görünen bir görevi başarmıştır. Anadolu, onun şiirleriyle Moğol ve Haçlı yıkımının yaralarını iyileştirmiş, kendine gelmeyi başararak yeniden ayağa kalkmıştır.

Yunus’un şiir dünyası

Karakoç’un kitabında üzerinde özellikle durduğu bir konu da Yunus’un şiirlerinin dünyasıdır. Ona göre Yunus Emre’nin şiirleri tüm olarak “İslam’ın duyuş, düşünce ve inanç âlemini çizer. Bu şiirlerde İslâm’ın temel prensiplerini, İslam büyüklerini, onların mucizelerini, vaadlerini, insanın bu açıdan geçmişini ve bu açıdan geleceğini bulmak mümkün” hale gelir. Fakat, Yunus bunu yaparken asla bir şair olduğunu unutmaz. Böyle olduğu için de onun şiirleri kuru, didaktik manzumeler olmaktan çıkar ve gerçek birer sanat şaheserine dönüşür. Bu şiirlerin çağlar boyunca yaşamalarının bir önemli sebebi de budur.

Karakoç’un Yunus’un şiiriyle ilgili olarak yaptığı bir önemli tespit de şudur. Bu şiirler hem Yunus’un şahsi macerasını anlatır hem de çağına tanıklık eder. Böylesi ağır bir muhtevanın yükünü aslında şiirin çekmesi zordur. Fakat Yunus’un şiiri o kadar güçlüdür ki bu ağır yük altında ezilmez. Tersine bu zorluk bu şiiri adeta “çelikleştirir”. Karakoç, bu işin sırrını açıklarken de sözü Yunus’un poetikasına getirerek özle biçim arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çeker.

Menkıbelerin Yunus’u

Bilindiği üzere kültürümüzde, tarihi şahsiyetlerle ilgili çok ayrıntılı yazılmış hal tercümeleri ne yazık ki yoktur. Bu durum, Yunus için de böyledir. Onun tarihi şahsiyeti ve hayatı yeterince bilinmemektedir. İşte bu noktada menkıbeler önemli bir imkâna dönüşmektedir. Evet, menkıbe bir masaldır, bir tür destandır. Ama bu durum, menkıbeleri gerçeklikten uzak metinlere dönüştürmez. Karakoç’a göre yalanın menkıbeye dönüşmesi imkânsızdır. Buradaki zorluk sembollerin dilini çözmekle ilgilidir.

İşte Karakoç’un Yunus Emre kitabını önemli kılan bir husus da Yunus menkıbelerine getirdiği ilginç yorumlardır. Karakoç, Yunus’un inanç dünyasına girebilmeyi başardığı için menkıbelerin dilini çözmekte hiç zorlanmamıştır. Bu başarı da Karakoç’un şairliği de bir avantaj oluşturmaktadır. Çünkü her büyük şair gibi o da sembolik anlatımı çok iyi bilmektedir. Bu yüzden bu menkıbelerden bize adeta bir Yunus portresi çıkarmakta ve Yunus’un meçhul tarafları malum hale gelebilmektedir. Böylece biz, Yunus Emre’nin biyografisini bu yorumlarla büyük ölçüde öğrenme imkânı bulabilmekteyiz.

Mesela, Hacı Bektaş dergâhına gidişle ilgili olarak anlatılan menkıbede buğdayın ilim sembolü olarak görülmesi, eğitiminin Tabduk Emre dergâhında yapılmasını bu dergâhın Yunus’un sanatkâr mizacıyla ilgili olduğu şeklindeki tespiti, Molla Kasım menkıbesindeki şiirlerin bir kısmının balıklara bir kısmının kuşlara atılması meselesinin Yunus’un şiiri hakkında “tabiattaki bütün sesleri toplayan bir şiir olduğu” şeklindeki açıklaması okura Yunus konusunda çok farklı bakış açıları kazandırmaktadır. Yine dağdan kırk yıl odun getirme meselesini Yunus’un “hep ideal çizgi” peşinde koşması, ideal bir dünyanın adamı oluşu şeklindeki yorumlar da son derece özgün değerlendirmelerdir.

Halkın şairi

Yunus hakkında önemli kitaplar yazan isimlerden biri olan Abdülbaki Gölpınarlı, Yunus’u yaygın görüşün aksine “halk şairi” değil “halkın şairi” olarak tanımlar. Bu tanım, Sezai Karakoç’ta da benzer bir anlayışı yansıtır. Karakoç, onu halkla, toplumla ilgili bir şairi olarak görür. Ona göre Yunus, “şiiriyle halkı erdiren” bir şairdir. Halka sanat yoluyla gitmiş, tamamen halk ruhunu esas almış, şiirini o büyük zenginlikten aldığı malzemelerle kurmuştur. Bilindiği gibi bir menkıbede Yunus’a gökten çift sofra iner. Karakoç, bunlardan birini din diğerini sanat olarak yorumlar. Bu, şu anlama gelmektedir. Yunus, “hakikatin toplumda büründüğü biçim, sanat ve şiir gücünü yedeğine alarak” ilerlemektedir. Bu da halkın ruhuyla içi içe olmayı gerektirmektedir.

Yunus’un halkın şairi olması meselesi ruh beraberliğinin yanı sıra şiirlerinin biçiminde ve dilinde de görülür. Yunus’un Türkçesi, halkın Türkçesi’dir. Hece ölçüsünü esas almıştır. Karakoç bu durumu da şöyle yorumlar: “O, Türk’ün ilerdeki çağlardaki ödevini biliyor, onun için var gücüyle onun dil ve edebiyatını kurmaya, geliştirmeye, ilerletmeye çalışıyordu.” Karakoç’a göre bu durumu sadece kavmi kaygılarla anlamak da doğru değildir. Yunus, aynı zamanda bir İslâm şairi olarak İslam medeniyetinin diğer önemli iki dilinden yani Arapça ve Farsça’dan da şiirine kelimeler alarak, hece ile yazdığı şiirleri aruza da uygun forma dönüştürmeye elverişli bir yapıda yazarak, mesela yine koşmayı gazelle birlikte kullanarak bir bakıma “altın bir sentez”i gerçekleştirmektedir.

Çağdaş edebiyata katkı

Karakoç, kitabında Yunus’un hayatını, sanatını bir bütünlük içinde ele almaktadır. Bunu yaparken tek gayesinin Yunus’la arasında olan “ruh akrabalığı” olduğunu söylemek eksik bir yorum olacaktır. Bence bir önemli sebep de Karakoç’un Yunus vasıtasıyla çağdaş edebiyatımıza sağlam temeller bulma ve gösterme çabasıdır. Bu mesele için Yunus Emre’den daha uygun bir isim düşünülemezdi. Şüphesiz, Yunus’a Milli Edebiyat devrinden itibaren bu tarz bakışlar da olmuş, ama hiçbiri Karakoç’un kuşatıcı bakışına erişememiştir. Çünkü, diğerlerinde tam bir “Yunus fotoğrafı” bulmak zordur. Kimi dilini, kimi sınıfsal gerçeğini öne çıkarmış, kimi sadece evrenselliğine vurgu yapmıştır.

Karakoç’ta ise tam bir bütünlük vardır. Bu yüzden onun eseri, Yunus hakkındaki kitaplar arasında çok özel bir yerde durmaktadır. Hak ettiği ilgiyi de görmüş olacak ki Karakoç’un bu eserinden sonra Yunus Emre, yeni ve canlı bir ilginin konusu haline gelmiş, okuyucularda ve yazarlarda Yunus araştırmalarının “kılavuz kitap”ı olarak karşılık bulmuştur.

Mustafa Özçelik

Kaynakça:

Sezai Karakoç, Yunus Emre, Diriliş yayınları, 4. baskı, İstanbul, 1979.

Gaffar Taşkın, Yunus Emre, Gelişme dergisi, sayı 7, Güz, Ankara, 1974.

Şaban Sağlık, Sezai Karakoç’un Gözüyle Yunus Emre, Yedi İklim dergisi, sayı 44–45, İstanbul, 1993.

Turan Karataş, Doğunun Yedinci Oğlu Sezai Karakoç, Kaknüs yayınları, İstanbul, 1998.

Yayın Tarihi: 23 Aralık 2021 Perşembe 10:00 Güncelleme Tarihi: 23 Aralık 2021, 16:35
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26