banner17

Mustafa Kutlu, 'Nur' ile içimizi aydınlatıyor

Mustafa Kutlu, son kitabı 'Nur'da, modern zamanlarda pek rastlanmayan bir 'arayış'ın hikâyesini anlatıyor. Ayşegül Sena Kara yazdı.

Mustafa Kutlu, 'Nur' ile içimizi aydınlatıyor

 

 

Mustafa Kutlu hikâyelerini seven, bekleyen, bir çırpıda okuyanlar için güzel bir haberim var. Hikâyemizin ustalarından Mustafa Kutlu, Dergâh Yayınları'ndan çıkan son kitabı “Nurile içimizi aydınlattı. Kutlu, yeni bir kitap çıkarırsa, bize de alıp okumak düşer.

Kitap daha ilk cümlelerden ruhumuzu aydınlatacağının sinyalini veriyor. Öyle sıcak ve samimi bir anlatımı var ki elimiz kolumuz bağlanıyor, kendimizi hikâyenin ortasında buluveriyoruz. Tasavvuf ehli ve hak dostlarının nasihatlerinden tutun, “doğru yolu bulan” iş adamlarından, hapishaneyi Medrese-i Yusufiyye'ye dönüştüren ahir zaman dervişlerine kadar herkesin yüzü iyiliğe dönüyor kitapta. Öyle ki kitabın sonunda “Nur” kaplıyor her yanı. Tabi ki Kutlu kitaplarını okurken yaşadığımız ikilem yine peşimizi bırakmıyor. Hem bir an önce sonucu öğrenme isteği doğuyor içimizde, hem de kitabın bitmesine gönlümüz elvermediği için yavaş ve ağır ağır okumamız gerektiğini düşünüyoruz. Ne kadar ağır ilerlemek istesek de çaresiz, kitabın sonunda buluyoruz kendimizi göz açıp kapayıncaya kadar.

“Nur”, bitmek tükenmek bilmeyen bir arayışın hikâyesi. Kitap, ismini, mimar olan, zengin bir aileden gelen fakat maddi olan her şeye yüz çevirip, hakiki olanda medet arayan kadın kahramandan alıyor. Nur, maddiyatta bulamıyor aradıklarını. Eşyanın, varlığın hakikatini öğrenmek istiyor. Bir kalbi var, ruhu var, bunların aslını bilmek istiyor. “Aramakla bulunmaz ancak bulanlar arayanlardır” sözünü kendine şiar edinmiş; o tekke senin bu türbe benim diyerek geziyor şehirleri. Sorularına cevap istiyor, uykularını bölen kâbuslardan kurtulmak. Allah ona meslektaşı olan Sinan'ı gönderiyor fakat bu da yeterli olmuyor Nur için. Rüyasına giren yeni çiçek açmış bir erik ağacının peşine düşüp nasibini arıyor Nur.

Tekkeler yeniden hayat bulsun

Kitabın kendine dert edindiği konuları düşününce bir kaç katman olduğunu görüyoruz. Bunlardan birisi; tekkelerin kapatılmasının manevi hayatımızda açtığı büyük boşluk. Sorduğu soruların sonunda yolu ille de aynı kapıya, “bir mürşid-i kamile sormak lazım” cevabına çıkan, metafizik, mistik problemleri olan Nur'un derdidir bu. Dünyamızdan çekildiğini sandığımız hal ehli, gönül ustası insanların aslında hiç eksilmediğini okuyoruz satır aralarında. Şeyh Vefa Camii'nde başlayan, en sonunda bir viranede karar kılan arayışın duraklarına şahit oluyoruz. “Virane” diye anılan tekke, “Nur” hücresine dönüşüyor, hayat buluyor kitapta.

Bir diğer katman, Nur'un ilahi aşkın yanında mecazi aşka önem vermiyor olması. Önce kendini bulmak istiyor. "Sinan tevekkül sahibi idi, Hakk'a teslim olmuştu. Nur, daha fazlasına talipti." Fani aşka ehemmiyet vermemesi bu sebepten. Çok projesi var Nur'un. İçindeki iyilik kuşu durmaksızın ötüyor, el uzatıyor yetimlere, gönlü kırıklara. Kurtulmak için, kurtarmak lazım diyenlerden. Bir rahmet elçisi oluyor Nur; adı gönüllerde, dillerde hep en güzel makamlarda anılıyor. Adı zikredilince kalpler ferahlıyor.

Kaybolan şehirlerimizi bize geri verin!

Mustafa Kutlu kahramanlarını bu kez mimarlardan seçiyor. Kutlu hikâyeciliğinde temel sorunlardan biri olan “çarpık, düzensiz şehirleşme ve betonlaşmanın verdiği tahribatlar, yıkımlar” olduğu düşünülünce, bunun özel bir anlamı olsa gerek. Oldukça isabetli. Yazar bu konudaki fikirlerini kahramanların ağzından bizimle paylaşıyor. Yeşili yok edilen şehirlerimizi, insanı ezmek için yapılan koca binaları, kaybolan Bursa'yı, Konya'yı işaret ediyor.

Nur'un idealist bir mimar olan, kapitalist düzenin çarklarına teslim olmayıp herşeye rağmen inandığı gibi iş yapan, sadece ahşap, tek veya iki katlı, önünde bahçesi olan evler üzerine çalışan Sinan vasıtasıyla okuduğu dergide yayımlanan bir röportajdan okuyoruz yazarın fikirlerini:

"Modern mimâri, bireyin yerine eşyayı ölçü sektör bir bakış açısına sahip olmuştur. Bu mimari anlayış ne yazık ki kişiye değil tüketim toplumu yaratan kapitalist sisteme hizmet etmektedir. Bu düzende mimari sanayiye, mimarlar da sermayeye teslim olmuştur artık." Eskiyi unutup yeni yolu tuttuğumuzu hatırlatıyor yazar. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın “Beş Şehir”ini okuyor Nur, intisap edeceği birini bulmak için şehir şehir gezerken: "Maddeye geçmesini ısrarla istedikleri ruh ve iman vardı." "Cedlerimiz inşa etmiyor, ibadet ediyorlardı."

Diğer Kutlu hikâyelerinde olduğu gibi bu kitapta da, halk dilinde kendine yer bulmuş deyimlere, hikmet bildiren sözlere, Anadolu insanının samimi, mert tavırlarına bolca yer veriliyor. Bu sebepten, bizi bize anlattığı için yabancı gelmiyor kahramanlar, olaylar.

Hikayenin içine dâhil olan her kişiyi, bir ressam edasıyla gözümüzde canlandırıyor yazar; kelimeleri yormadan, incitmeden. Bir naiflik kaplıyor içimizi okurken. Tadı damağımda kalan Mustafa Kutlu hikâyelerinden biri olarak kitaplıkta yerini alıyor “Nur”.

 

Ayşegül Sena Kara bitmesini istemedi

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2016, 15:32
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20