Mustafa Kutlu ile Maddeden Manaya, İyiliğe, Güzelliğe Yolculuk

Eşyadan hakikate, maddeden manaya doğru yolculuk, Mustafa Kutlu'nun ''İlmihal Yahut Arzuhal'' kitabının temelini oluşturuyor desek yanlış olmaz sanıyorum. Günlük, gündelik meselelerin hikemî bir üslupla ele alınıyor oluşu, bu yazılara, hem zihinlere hem de kalplere doğrudan hitap eden bir mesaj olma özelliği kazandırıyor. Yavuz Ertürk yazdı.

Mustafa Kutlu ile Maddeden Manaya, İyiliğe, Güzelliğe Yolculuk

Bir kuşun sesine kulak kesilmek, bir çiçeğe benzemek, bir yetimin başını okşamak, bir garibanla ekmeğini bölüşmek, küçük bir çocukla oturup uzun uzadıya muhabbet etmek, onu bağrına basmak, çevreyle özenilesi bir ilişki kurmak, büyüklere saygı ve hürmette kusur etmemek…

Onlarca örnekle çoğaltılabilecek bir hâl onunkisi ve bunların tamamının temeline iman hakikatinin yaşanması çabasını koyduğunu görmek gerek.

Mustafa Kutlu, okurları için her eserinde yeni bir kapı açar. Hikâyelerinde de böyledir deneme kitaplarında da bu böyle. Yalın dili, süslü olmayan fakat edebiliğinden de ödün vermeyen anlatımının arasında hikâyeden hikâyeye yol alırsınız, her yeni eserle bir kez daha açılan bu kapılardan. Bir deyim, bir atasözü yahut bir terim ya da kavram alır götürür sizi tarihin derinliklerinde yaşanmış bir kıssaya, bir anlatıya ortak eder. Kahramanlarla el ele verip bir bahçeyi düzenlerken bulursunuz kendinizi. Bazen bir esnaf, bazen mahalli bir sanatkâr. Bazen de o hikâyenin yazarı oluverirsiniz bu samimi ve yalın anlatım sayesinde.

Eşyadan hakikate, maddeden manaya doğru bir yol alış

Mustafa Kutlu’nun gerek hikâyeleri gerek deneme kitapları hakkında sayısız yazı yazıldı, yazılıyor ve yazılacak da. Onun sosyal adalet vurgusu, kanaat ekonomisi temelli önerileri, güzelliklerin yok edilip her türlü çirkin işin yaygınlaştırılıp meşru hale getirilmesine olan itirazı, modernizm çıkmazına, kapitalizm sapkınlığına, tüketim çılgınlığına, bireysellik şaşkınlığına olan reddiyeleri, Kutlu’yu birazcık olsun okumuş olan herkesin malumudur.

Bugüne değin basılmış kitaplarının sonuncusu olan İlmihal Yahut Arzuhal kitabında da o bilindik Mustafa Kutlu tavrını görmek mümkün. Kutlu, ‘ilmihalinde’ de devam ediyor güzelliklere dikkat çekmeye. Önceki deneme kitaplarından biraz daha farklı bu kez. Eşyadan hakikate, maddeden manaya doğru yolculuk kitabın temelini oluşturuyor desek yanlış olmaz sanıyorum.

Hikemî üslup biraz daha öne çıkmış bu kitapta

Günlük, gündelik meselelerin –ki bunlar hepimizin yaşadığı ve ihtiyaç duyduğu konulardan müteşekkil- hikemî bir üslupla ele alınıyor oluşu, bu yazılara, hem zihinlere hem de kalplere doğrudan hitap eden bir mesaj olma özelliği kazandırıyor. Diğer kitaplarında farklı bir üslup ya da dil mi kullanıyordu? Tabi ki hayır; fakat bu ‘arzuhalde’ hikemî üslup biraz daha öne çıkmış durumda.

Hissî tecrübeler ve İslam tarihimizden kesitlerle...

Farklı konularda ve uzun bir süreçte kaleme alınmış bu yazılar içlerinde hikâyecikler de barındırıyor. Kendi kişisel tecrübe ve yaşanmışlıklarından oluşan bu hikâyecikler adeta birer ibret ve nasihat aynası görevi görüyor. Aynı zamanda bolca hadis-i şerifin de bulunduğu yazılar, İslam’ın ilk yıllarındaki birçok tecrübi bilgiyi içinde barındırıyor.

Yazılar bir ilmihal sırasıyla toplanmış kitapta. Allah (cc), Peygamberimiz Efendimiz (Sav), yüce Kitabımız ve diğer konularla ilgili yazılar sıralanıyor peşpeşe. İman, itikad, edeb, erkân ve daha birçok konu; hüzün, tesadüf, sevinç, keder, korku, yakarış gibi hissî tecrübeler ve İslam tarihimizden kesitlerle sunulmuş okuruna.

Ne de güzel olmuş.

“Ey bu kolun sahibi, yahu sen bu kollarla arabayı itsen ne olacak, itmesen ne olacak”

Bu “ilmihal”in “Yardım Eli” başlığından bir alıntıyla bitirelim yazımızı.

“(…) Kadim dostum, kardeşim İsmail Kara’nın naklettiğine göre hadise şöyle cereyan ediyor:

Karla karışık yağmurun İstanbul’u zaptettiği bir gün. Hani insan kendini bir an önce evine, sıcacık soba başına atmak ister ya, işte öyle.

O yıllarda Sultanahmet-Beyazıt hattı henüz trafiğe açık, açık olmasına ya, o havada o sıkışıklıkta arabalar saatte ancak on metre gidebiliyor.

Bir eski Pleymouth veya Dodge, her neyse o koca taksilerden biri, tam da Çemberlitaş’ın dibinde arıza yapmış.

Yolu tıkadığı için vasıtalar habire korna çalıyor. “Çek şunu şurdan be adam” diyen el-kol işaretleri, şoför çaresiz, eli böğründe gelip geçenlerden yardım istiyor.

Kimse oralı değil.

İsmail elindeki [her zaman kitap dolu] çantasını yere indirerek: “Dayan hemşerim, itelim” diye sesleniyor.

Şoför memnun, bir eli direksiyonda omuzuyla abanıyor arabaya.

Bir, iki… I… Ih… Mübarek sanki gâvur ölüsü, kıpırdamıyor.

Derken o hengâmede İsmail’in kaportaya uzanan kollarının yanına pırasa sapı kadar ince; zayıflıktan, yaşlılıktan damarları fırlamış iki kol daha uzanıyor.

Ey bu kolun sahibi, yahu sen bu kollarla arabayı itsen ne olacak, itmesen ne olacak.

İsmail “Kim acaba?” diye şöyle bir dönüp bakıyor. Kim dersiniz?

Kırçıl sakalı, gülen gözleri, pembeleşmiş yanaklarıyla, büyük İslam âlimi Muhammed Hamidullah.

O yıllarda İstanbul’da bulunuyor ve İsmail’in tanıdığı bir sima.

Siz belki inanmakta zorlanacaksınız ama “hoca arabaya el atınca, o koca alâmet yürüdü” diyor İsmail.

İşte böyle…”

Mustafa Kutlu, İlmihal yahut Arzuhal, Dergah Yayınları

 

Yavuz Ertürk

Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2018, 18:27
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Edebiyatçı
Edebiyatçı - 7 ay Önce

Bir Mustafa Kutlu klasiği daha.Allah razı olsun Mustafa dedemden

Malik Can
Malik Can - 7 ay Önce

Bu güzel cümlelerin altında bir kelime birikintisi kalacak olan sözlerimi fazlaca uzun tutmak istemem. Lakin; bu mecra üzerinden bizlere Mustafa Kutlu'yu sevdiren, bir bahar vaktinin pencere önü çiçeği misali müellifin dünyasından "misk" ler sunan Yavuz Ertürk'e teşekkürü bir borç biliyorum.Okuyup yazma "aşk"ını, güncele mahkum olmuş bir çağda, meşale belleyenlere sonsuz muhabbetle..

banner8

banner7

banner6