banner17

Mustafa Kutlu Hira'ya mı çıkarıyor

Mustafa Kutlu'nun yeni çıkan kitabı 'Zafer Yahut Hiç' ne anlatıyor bize?

Mustafa Kutlu Hira'ya mı çıkarıyor

Mustafa Kutlu’nun Zafer Yahut Hiç kitabını okuyalı neredeyse 10 gün olacak. Kitap için hemen yazmayı, bir süreliğine erteleme kararı aldım her nedense. Biraz da tepkileri merak ettim her halde. Mustafa Kutlu bu sene okurlarına “Aşk” konulu bir hikâye verdi. Heyecanla bir gecede kitabı hatm u meratip eyledim. Bir önceki hikâye ile farkını düşündüm. ‘Mustafa Kutlu, film tadında hikâye etmeye devam ediyor’ diye geçirdim içimden.

Biz kimiz? Kutlu kim?Mustafa Kutlu -Zafer Yahut Hiç

Kutlu’nun bir derdi var. Ama bu dert, son hikâyede anlatılan ve hemen duyduğumuzda hissettiğimiz bir kadın ve erkek aşkından öte bir dert. Bu derdin kendisi, ‘niçin Kutlu okuruz ya da okumalıyız?’ sorusunda gizli bence. Evet, bizler neden Kutlu okuruz?

Ben söyleyeyim, ilk hikâyeden beri Kutlu bizi bize anlatır çünkü. Bizim hikâyecimizdir Kutlu. O zaman “biz”im “kim”liğimiz, ortada kocaman bir şekilde durur. Gerçekten biz kimiz? Herkes bir an şöyle bir etrafına dönsün ve bu soruya yanıt arasın. Biliyorum ki bu soruya yanıt arayanlar arasında özendiğimiz ve özenilen yaşamların sahipleri yoktur bence. Olup olmaması ayrı bir soru olarak varlığını sürdürsün.

O zaman ‘Kutlu kimdir?’ sorusu bizim kimliğimiz kadar önemli bir şekilde duruyor. Hemen cevap verelim kimdir Kutlu?

Dutu dut zamanı yiyen bize ne oldu?

Bugün pek çoğumuzun ya evdeki büyüklerden bir sürü ‘acaba’larla dinlediğimiz ya da kitapların yazdığı ve bizlerin ‘bunlar da olmuş’ diye burun kıvırdığımız günleri yaşamış, o günlere şahit olmuş bir sözcüdür. O günlerde kapılar açıktı, kimse kimseden endişe duymazdı. Millet ne hırsızlık, ne kavga, ne de cinayet bilirdi. Bir mahalle yaşamı vardı ve o mahallede yaşayanlar birbirinden haberdardı. “Sevgi bağ”ları güçlüydü.

Hayat zordu ama genç taştan su çıkaracak güce sahipti. Yeni yeni konuşmaya başladık ‘sade yaşama’nın ne olduğunu. Bizler için sade yaşam biraz pahalı galiba semt pazarlarından ya da büyük alışveriş merkezlerinin sattıklarından. Mevsiminde mevsimindekinden beslenen, dutu dut zamanı, elmayı elma zamanı yiyen bizlere ne oldu?

Bu kadarı bile Kutlu’nun derdini anlatmaya yeter. Şimdi biz bu günlerin ya da yaşamın neresindeyiz? Yoksa Kültepe ile Tepeköy arasında sıkışmış, ne oralı ne buralı bir hayat mı yaşıyoruz?

Mustafa KutluKapaktaki genci her an görebiliriz çevremizde

Para delisi, marka delisi bizler. Delikanlı olan bizlerin yanında bir genç kız ya da giyimi fark etmez genç kızın yanında bir delikanlı. Yemekler fast-food. Eski evlerde oturmayı gurur meselesi yapıp yerine apartmanlar yapılmış. Eski sözcükleri bile unutmuşuz. Gündemdeki sözcükler: Çıkmak, organize sanayi bölgesi, kooperatif, faiz, kredi kartı, borsa, bizim gazete, bizim otorite, bizim araba. Düşmanlar zebun.

Durmanın vaktinin gelip geçtiğini anlatıyor Kutlu. Kitabın kapağındaki gence dikkat edin. Hele hele ayakkabıları neler söyler bize neler. Aslında o delikanlı genç biziz. Bizden biri. Bıyığından top sakalına, kaşkolünden pantolonuna biz olan bir genç. Ümitsiz bir yüzle en son ne zaman karşılaştık bir hatırlayalım? Yoksa şu an sizin yüzünüz ümitsiz bir asıklığa mı sahip?

Hira mı, Himalayalar mı?Mustafa Kutlu

Bırakalım Ferit’i, Canan’ı, Komser’i, Oya’yı, Neriman’ı. Bizim kendi Ferit’lerimize, Canan’larımıza, Komser’lerimize ya da Oyalar’ımıza bakalım. Çünkü dönüşümüz hep kendimizedir. Her gece yanımızda biri de uyusa dönüşümüz kendimizedir.

Mustafa Kutlu’yu iyi okumak gerekir. Çünkü onu okumak kendimizi okumaktır. Şimdi dönüş kendinedir. Aşklarımıza, dostluklarımıza bir an dönelim. Niçin’lerimiz inletsin âlemi. O zaman şu soru yerini alsın: Sorudan Hira mı çıkacak yoksa Himalayalar mı? Geçenlerde sevgi üzerine konuştuğumuz bir dost bana şöyle dedi: Abi, 70 model arabayla Himalayalar’a çıkılmaz.

İçimde bir yara: Himalayalar’a çıkmak nerden çıktı; Hira’ya çıkmak varken?

 

Zeki Dursun hemi okudu hemi yazdı

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 11:59
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Said  Ramazan
Said Ramazan - 8 yıl Önce

Öncelikle Mustafa Kutlu kendini çok fazla tekrar ediyor bunu bu kitabında da görüyoruz rahtalıkla.Yazıda belirtilen film vurgusu önemli.Son dönem dizi kültürünü fazzlasıyla içinde taşıyor bu kitap.Polisiye bir sonla noktalanıyor.Ferit karakteri nedense hep Tarık akan gibi geldi bana..Sitede arada yzıları çıkan ferit Yüksektepe vardı bir de onu hatırladım.Belki en önemlisi bu kitap kent taşra vs bağlamlarda en fazla Topçu'nun Müslüman Anadolu Sosyalizmini hatırladım.

ekkemettin gelenek
ekkemettin gelenek - 8 yıl Önce

Ferit: Yalnız,tek,biricik(hikayenin kahramanı;model tip)Oya:güzel sanatlardan biri(Tepeköyde onu sevmeyen yok)Neriman:pehlivanın bozulmuş hali (erkek gibi kız) Samet: tam olmasa. Da hep veren (devlet) canan:sevgili (muhtemel Ferit bu şartlarda ancak onunla evlenebilir). İsimler karakterlerle mündemiç=içkin kolsuz,Ceneviz,vs.Tepeköy (model yerleşim birimi) fabrikadan vazgeçemeyen bahçeden ve topraktan vazgeçemeyen fakat sanayinin sorunlarıyla cebelleşen,hikaye de aslında film senaryo

hakan arslanbenzer
hakan arslanbenzer - 8 yıl Önce

Kitabı elime geçer geçmez, uykumdan taviz vererek, gözyaşları ve gülümsemeler arasında bir kerede, bir gecede okuyup bitirdim. Şu sayfaya geleyim ha dedikçe bir türlü elimden bırakamadım. Capcanlı, taze kan getiren bir Türk filmi gibi bir hikaye. İnsanlar da olaylar da tanıdık, bazıları tip bazıları karakter, hikayenin teknik değerlendirmesi bir tarafa, insan sevgisiyle yazılmış, Mustafa Kutlu'nun yazı ustalığının yanında insan soyunu ne kadar bağışlayıcı tonda ele aldığını gösteren bir eser.

suveyda
suveyda - 8 yıl Önce

sayın ekkemettin gelenek gerçekten karakter isimlerine harika bir tahlil yapmışsınız,fakat ben en çok bulut ismini karakterine yakıştırdım.hani bulut çekilsede güneş görünse diyor iansan,am ne bulutsuz oluyor nede güneşsiz...

asa
asa - 8 yıl Önce

her kitap ayrı bir kutlu yolculuk

banner8

banner19

banner20