Müslümanların şiarı, şahidi, senedi namazdır

'Namaz Çağrısı' eserinde namazın fıkhî boyutları harici, kılan kişiyi alakadar edecek a’dan z’ye her meseleyi irdelemeye çalışmış Ramazan Kayan. Fatih Pala yazdı.

Müslümanların şiarı, şahidi, senedi namazdır

Namaz… O ki, hakkında ne yazılsa, ne kadar yazılsa az… İçinde sonsuzluğa götüren sonsuz niyaz… Eğer namazla ilgili yazılıyorsa ve bir de kitap oluyorsa bu yazılanlar, orada din, orada dindar, orada dindaş var demektir. Maksatlı bir atmosfere gireceğinin farkındadır okuyucu orada. Gelişigüzel yazılmış, yazılmak için yazılmış bir metinle muhatap olmayacağını iyi bilir onun ilgilisi. Çünkü onda dinin direği, onda dinin yıkılmazı, onda imanın ta kendisi var olacaktır. Öyle bir konu gündeme getirilip kaleme alınmış ki, o konu, imanlıyla imansızı ayırma niteliği ve dahi netliği taşıyor.

Biricik önderimiz ve rehberimiz Rasulullah efendimiz, namazın imanla küfür arasındaki ayrışmayı ve dolayısıyla da iman eden ile imanlı olmaktan imtina edenlerin alamet-i farikası olduğunu beyan eder. Yine o Efendimiz, en büyük ve en çirkin hırsızlığın namazdan yapılan hırsızlıktan ileri geleceğini tüm çağların müminlerine bildirir. Onun bildirisine, beyanına ve mesajına bigâne kalmayan, bigâne kalmaktan Rabbine sığınan sevgili yazarımız Ramazan Kayan, bütün kitaplarının yayıncısı olan Çıra Yayınları’ndan okuyucularına ulaştırır Namaz Çağrısı kitabını. Kitabın bir de alt başlığı var: “Namaz Kılanlar ve Namaza Kıyanlar”!

İman eden, mümin olan insanları kapsama alanına konuk eden namaz mevzusu, tıbbi bir olayın önemli olduğu kadar önemlidir. Nasıl ki tıp, canla alakalıdır, hayatîdir; terki imana mal olacak, imanın en açık ispatı olan, iman etmenin, imana sahip olmanın, iman dairesinde kalmanın göstergesi olan namaz da en az tıp kadar hayatîdir. Şimdi siz, görülen ve görülmeyen, fark edilen ve fark edilmeyen bu kadar dünya nimetlerini karşılıksız olarak tüm kullarına bahşeden yüce Rabbimiz Allah Teâlâ’ya kulluğunu yerine getirmek gibi bir gayesi olmayan insanların yaşadığını mı sanıyorsunuz? Aksine, onlar yaşayan ya da yaşadığı sanılan ölülerdir. Öyle bir kişinin kalbinin atması, kolunun bacağının hareket etmesi ona kâr mıdır acep? İşte bütün bunların verdiği sızıyla, kattığı sancıyla oluşur Namaz Çağrısı eseri Ramazan Kayan’da.

Çalışmasında, namazın fıkhî boyutları harici, kılan kişiyi alakadar edecek a’dan z’ye her meseleyi irdelemeye çalışmış Kayan. Namazın anlam dünyasından niçin kılındığına ve nasıl kılınacağına, namazın -tüm âlimlerin ittifakıyla- olmazsa olmazı olan Fatiha’nın müthiş içeriğinden namazla dirilmeye, namazla kişilik geliştirmeye, namazla sosyal hayatı düzenlemeye ve sonra namaza kıyanlara, kıble krizine kadar uzanıyor kitabı kitap yapan hususlar. Yazarımızın, o kendine has üslubuyla ibadetlerimizin şahı olan namazı okumak, namaz deryasına dalmak başka bir güzel şey. Eleştirirken kendisini de unutmayan ve yalnızca eleştirmekle kalmayan yazar, olması ve yapılması gerekenleri bir bir işaret ederek, olmaması ve yapılmaması lazım gelenlere de parmak basmadan geçmiyor sayfalar arasında. Hayatın ve inancın tam merkezinde olan bir mevzuyu, hayatına inancıyla yön vermeye çalışan bir müminden okumak, olaya daha bir ciddiyet kazandırıyor.

Fatiha ahlakını kuşanmalıyız

Ümmü’l-Kitap/Fatiha” başlığını verdiği bir makalesinde yazarımız, adeta Fatiha Suresi’nin içe dönük tefsirini yapmış, kendindeki Fatiha’yı okuyucusuna sunmuş. Dilleriyle Rabblerine hamd edip de elleri ile zalimleri alkışlayanların kulluklarına ağır bir darbe indirdiklerinden dem vuran Kayan’ın şu sözleri gerçekten ibret verici: “Nesillerimizin belleğine Fatiha’yı yerleştirmeye çalışırken gönüllerinde taht kuran starların, seçkinlerin, soyluların, sermayedarların, siyasilerin, sanat yıldızlarının, şöhretlerin onları nasıl bir ikileme sürüklediği göz ardı edilemez. Para, şehvet, ün, unvan, iktidar karşısında bel bükenler, serfürû edenler, hakikatte tüm övgüleri kime tahsis etmiş oluyorlar?”

Yazara göre, ister korkudan, ister sevgiden, ister çıkar ilişkisinden dolayı olsun kişi, kimi, hangi seviyede ve nasıl bir içtenlikle övdüğüne bir bakmalı. İşte o zaman kulluğunun seyir çizgisi ortaya çıkmış olacak. Fatiha ile çelişmemeli ve hamdini zedelememeli kişi. Fatiha ile fiili durumun örtüşmesi gerekir. Bundan dolayı bir Fatiha ahlakını kuşanmanın aciliyetinden bahsediyor Kayan. Ticarî hayatta ürün pazarlanırken, mal övülürken bunun ahlak, adalet ve hakkaniyet ölçüleri çerçevesince yapılıp yapılmadığına dikkat edilebiliyorsa, o vakit Fatiha ahlakı kuşanılmış demektir. Yok, eğer hile, hurda ve aldatma ile işler raconuna uyduruluyorsa, orada Fatiha ile irtibatlı bir vasıftan eser kalmamıştır. Siyasî parti, sosyal grup, ırk, etnik köken, sportif takım tutkusu, vurgusu, övgüsü yaparken Fatiha’nın kazandırdığı bir kriter ile hareket edilmiyorsa, Fatiha’nın kattığı bir ahlak öne geçmiyorsa, okunulanların Rasulullah efendimizin tabiriyle, gırtlaktan aşağıya inmediğini anlamak hiç de zor değil.

Demek ki namaz, kılanını adam ediyormuş, adam kılıyormuş. Onun için boşa dememiş diyen “Kıl beni ey namaz!” diye. Ramazan Kayan’ın satırları arasında daha neler gizli, neler! “Namaza Kıyanlar” başlığı altında birbirinden önemli cümleleri kardeşlerinin hayrı için sıralamış kıymetli yazarımız. Belki de bu başlık altında yazılanları özveriyle okuduğunda, namazın ehemmiyetine ve ciddiyetine tekrar varabilecektir namazında ciddi olmayanlar, ona gereken değeri vermeyenler, onun gibi bir değeri görmezden gelerek ömürlerini tüketenler…

Müslümanların şiarı, şahidi, şuuru, senedi namazdır

Kalbimizin temiz olmasının bizim için asla yeterli olmayacağını ifade eden yazar, yeryüzünün gelmiş geçmiş en güzel, en temiz ve en büyük kalbine sahip olan Rasulullah efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kıldığını örnek veriyor temiz kalp borazancılarına. Yemek için, tatil için, istirahat için bulunan vaktin ve bunlar için ara verilen işin-gücün, söz konusu namaz olunca bulunamaması, ara verilememesi ne kadar da garip değil mi?

Gündüzleri iş yoğunluğuna, geceleri yorganların sıcaklığına terk edilen bedenlerin Allah’tan bizlere emanet olduğunu vurgulayan yazar, bu bedenlerin Allah için günde bir saatliğine yorulmaya değip değmeyeceğini soruyor. Ölü değilsek, deli değilsek, kâfir değilsek, hayvan değilsek namazın peşimizi asla bırakmayacağını öğütlüyor. Ondan kaçış yok, kurtuluş yok, kaytarmak yok. Çünkü biz Müslümanız, Müslümanlardanız. Sözün burasında Kayan: “Müslümanların şiarı, şahidi, şuuru, senedi namazdır.” diyerek bize kocaman bir ilkeyi hatırlatmış oluyor.

Bütün bu uyarı ve hatırlatmalardan sonra Müslüman’a, namazına sahip çıkmak, namazının üzerine daha bir titremek, hayatına onunla çeki düzen vermek, onsuz bir hayatı yaşanmamış kabul etmek, son nefesine kadar onunla diri kalmanın derdinde ve dersinde olmak düşer.

Rabbimizin kerim kitabında defaatle yazdığı, Rasulümüzün şerefli sözlerinde hep üzerinde durduğu imanımızın şahidi olan namaz ibadetimiz elimizden, zihnimizden, kalbimizden, ruhumuzdan, ömrümüzden gitmesi, kıyamet sabahının “merhaba” dediği vaktin gelmesi demektir vesselam.

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2019, 17:20
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13