banner17

Müslümanlar 'özne' olabiliyorlar mı, mesele bu

Atasoy Müftüoğlu, her alanda yerel ufukları aşarak ümmet ufkuna geçmemiz gerektiğine ve uluslar üstü, mezhepler üstü İslamî bir dile, düşünceye, bilince ve kültüre sahip olmamıza dikkatimizi çekiyor Ağır Hasarlı Algılar kitabı ile. Fatih Pala yazdı.

Müslümanlar 'özne' olabiliyorlar mı, mesele bu

https://www.ktpkitabevi.com/urun/agir-hasarli-algilar-121130162Atasoy Müftüoğlu üstad (Rabbimiz ömrünü bereketlendirsin), 26. kitabı olarak çıkan Ağır Hasarlı Algılar’da (Hece Yay., 2014), ağır hasarlı algıları ve ağır hasarlı zihinleri, algılarımızın ve vicdanlarımızın parçalanmasını, resmi sömürgecilikten neo-sömürgeciliğe geçişi, paradigma savaşları sürerkenki halimizi, kaybedenlerin direnerek tarih yazabileceklerini, gelinen süreçte toplumların yaşadığı cinnet halini, algı bozukluklarını, günlük ve yerel ufukları aşmanın gerekliliğini, patolojik algıları ve bu meyandaki yanılsamaları, utanç verici, yüz kızartıcı tercihleri ve karşıtlıkları, bilinç yoğunluklarını ve bilinç zehirlenmelerini, nitelikli umutları ve nitelikli inşaları, kanıksanmış bağımlılıkların nasıl aşılacağını, travmatik bir tarih ile trajik karşıtlıkları ve daha fazlasını o müthiş değerlendirişi, sorumluluk şuuruyla önümüze koyuyor.

On beş bölüme ayırdığı çalışmasında, diğer bütün kitap ve yazılarında koruduğu o sorgulama, eleştirme, değerlendirme ve çözüm önerilerinde bulunma tavrını koruyarak cümlelerine nefes veriyor. İnsanların ve özellikle de Müslümanların uyarılmaya, kendilerine dönük özeleştiriler yapmaya olan ihtiyaçları her zamankinden ve her dönemdekinden daha çok. Bunun verdiği ağır sorumlulukla kalemini ümmet yönüne doğru çeviriyor hep Müftüoğlu. Ümmetin fertlerinden birer fert olan bizler de onu dinlememiz gerektiği düşüncesinin kapsayıcılığıyla bu güzel eserinin satırları arasından yakaladığımız ve ehemmiyet addettiğimiz notlarımızı paylaşalım istedik.

Atasoy Müftüoğlu, İslam toplumlarında yaşanan parçalanmaların, çözülmelerin, bozulmaların, yabancılaşmaların, düşünce, hareket ve eylem üretme yeteneğimizi kaybetmemize neden olduğunu ve toplumlarımızın düşünce ve kültür sorunlarıyla, hareketler ve oluşumlarla ilgilenmediklerinin, bunun aksine ve belki de inadına daha çok cemaat, tarikat, parti liderlerinin hamasi söylemleriyle ilgilendiklerinin ve böylece de düşüncelerin yerini kişilerin aldığının üzerinde duruyor.

İslamî akımlar, eğilimler, statükonun içerisinde kalarak çözümlemeler yapıyor

Atasoy Müftüoğlu’na göre aydınlanma tarihi, gerçek anlamda boş inançlar tarihidir. Çünkü evrensel emperyal projeler için araç haline getirilen bu boş inançlarla İslam toplumlarına halen büyük acılar çektiriliyor. Uygarlık maskesi altında sürdürülen barbarlık sebebiyle Filistin, Afganistan, Irak, Libya, Mısır, Suriye ve Tunus gibi topraklar, sömürgeci eziyetle karşı karşıyadır. Gerçek tarih şahiddir ki, insanlık dünyası tarihin son iki yüzyılını aydınlanma diktatörlüğünün zihinsel, ideolojik, politik baskısı altında geçirdi ve geçiriyor. Tartışma götürmeyen bir hakikat ise İslam’ı, İslamî hareketleri, gelişmeleri, oluşumları etkisiz ve başarısız kılma yönündeki bütün girişimlerin seküler ve liberal seçkinler eliyle gerçekleştirildiğidir. Müftüoğlu’nun derdi, Müslümanların tüm bu olup bitenlere karşı duyarsız, sağır ve kör olmamalarıdır.

Günümüz dünyasında, İslam adına, radikal eğilimler mahkûm edilirken ılımlı ve pasif eğilimlerin meşruiyet kazanması Atasoy Müftüoğlu’nun nazenin yüreğinde yaralar açıyor. Zira ona göre, İslam toplumlarında İslamî hareketler, bugün daha çok İslamî içeriği olmayan pragmatik bir dille rasyonel stratejik bir çerçeve üzerinde çalışıyorlar. Konjonktürel gerçeklerle Müslüman toplumlarda devlet, otoriter, baskıcı niteliğinden, İslamî unsurlar da ilkesel ölçütlerden taviz vererek uzlaşmalar gerçekleştiriyorlar. Ve Müftüoğlu’nun nazarında öyle bir boyuta geliniyor ki, şu an yaşadığımız dünyada lime lime edilmiş bir İslam algısı yürürlüğe girmiş vaziyettedir. İslamî akımlar, eğilimler, statükonun içerisinde kalarak çözümlemeler yapıyor, kendilerini konumlandırmaya çalışıyor. Bu akımlar, İslamî yaklaşımların daha esnek, daha liberal bir biçim almasını, radikal ve İslamcı çözümlemelerin yerine reformcu çözümlemelerin geçmesini istiyorlar. Bu nedenle de her toplumda İslamî akımlar niteliksel olarak gün geçtikçe küçülüyor, görünür olmaktan çıkıyor.

Atasoy Müftüoğlu, rahatsız olduğu belli başlı durumları söz konusu etmekten ve çözüm yollarını göstermekten beri durmuyor. Ahlakî değerleri, ilkeleri, duruşu savunmanın konformizmi (uymacılık), iktidarı savunmak anlamına gelmeyeceğinden, gelmemesi gerektiğinden dem vuruyor. O, Türkiye’de Müslümanların her türlü iktidarın (siyasal, ekonomik, manevî) yabancılaştırıcı etkilerini aynelyakîn olarak gördüklerini, yaşadıklarını ve hâlihazırda yaşıyor olduklarını ifade ediyor. Konformizmi, iktidarı, kurulu düzeni ve statükoyu savunmanın, bunları meşrulaştırmanın sağcı bir yaklaşımla özdeşleştirilebileceğinin, ancak İslamî bir hassasiyetle asla özdeşleştirilemeyeceğinin altını çiziyor. Karşı duruşların yeni duyarlılık biçimlerine aşina olunmayı beraberinde getireceğine ve taşlaşmış alışkanlıkların, tutumların bu vesile ile gözden geçirilebileceğine dikkat çekiyor.

Olması gerekenleri hiç konuşmuyoruz

Sayfalar arasında kimi zaman, içinde tavsiye, öğüt, nasihat niteliği taşıyan bir ümit kuşağı oluşturuyor Atasoy Müftüoğlu. Yeni özneler yetiştirmek isteyen kültürlerin, toplumların her şeyden önce bir bilinç yoğunlaşmasına yönelmeleri gerektiği noktasında uyarıyor konunun ilgililerini mesela. Gerçek bir ayaklanmanın, tarihe büyük bir not düşecek okkalı bir ayaklanmanın, Batılılaşmayı, sekülerleşmeyi, modernleşmeyi, liberalleşmeyi ve daha başkalarını reddetmekle, bu yöndeki tercihleri, baskıları tanımamakla olacağını özellikle söylüyor. Kitlesel ayaklanmaların tarihsel bir nitelik kazanabilmesi için yapılması gereken şeyin sisteme dâhil olmak değil, o sisteme meydan okumak, sistemi değiştirmek olduğunu savunuyor tüm cesaretiyle. Müftüoğlu’na göre devrim, yüzleri ve yüzeyleri değil, yapıları ve derinlikleri dönüştürerek başlar.

Yirmi yıla yaklaşan bir Atasoy Müftüoğlu okurluğumun verdiği birikime ve aşinalığa dayanarak, üstadın/büyüğümüzün şu gerçeği çoğu zaman dile getirdiğini -ve hatta biraz daha ileri noktada ifade edersek haykırdığını- görüyorum: “Olanları, bıkmadan – usanmadan konuşuyoruz, ama olması gerekenleri hiç konuşmuyoruz.” Burası olabildiğine önemlidir işte. Olmuş bitmişleri veya önümüze konulmuşları sınırsız bir şekilde dilimize sakız edebiliyoruz. Ancak ilahi istemin ne olduğu, ne söylediği ve neleri yapmamız gerektiği hakikatine pek yer vermiyoruz gündemlerimizde. Yer verenlerimize elbette ki sözümüz olamaz; fakat istisnalar da kaideleri bozucu olmuyor maalesef. Dua edelim de güzel ve erdemli istisnalar mevcut halleri bozsun, en güzele ve en erdemli olana doğru bir evrilmenin gerçekleşmesine vesile olsun. O kadar zengin bir geçmişe ve külliyata sahibiz ki, bu zenginliğin içinde neredeyse söz ve eylem fakirliği yaşıyoruz. İşte Atasoy Müftüoğlu’nun yakındığı şey tam da budur. Etki de yetki de inancımızda, davamızda en bereketli haliyle mevcut. Muhtaç olduğumuz şeyi kavramamız kâfidir esasen. Sanırım ihlâs, samimiyet ve azim eksikliği, hamurumuzun kıvamınca yoğrulmasına engel teşkil ediyor.

Kurtuluşumuzun, her birimizin iyiden iyiye kaliteli bir Müslüman özne olmakla başlayacağını zihnimize kazıyan Atasoy Müftüoğlu, şunları hatırlatıyor kendisine kulak verenlere: “İslamî kimliğimizi, aidiyetimizi; kültürel, siyasal, toplumsal mücadeleler yoluyla bir bütünlük içerisinde inşa etmek suretiyle Müslüman özneler haline gelebiliriz. Müslüman özne olmayı başaramadığımız takdirde modern, seküler mutlakçılık ve keyfîlik karşısında bugün yaşadığımız üzere tutunamayacağız, savrulacağız.” Bunu gerçekleştirmek için üzerimize boca edilen İslamsızlıklara karşı sessiz durmayacağız, neyi tercih ettiğimizin ve neyi terk ettiğimizin bilincinde olarak tavır takınacağız, hayatımızı ekonominin yönetmesine müsaade etmeyeceğiz, düşünce ve dava adamlarımız kendilerini tek boyutla ve tek yorumla kısıtlamayacaklar ve aydınlarımız, yüzergezer resmî uzmanlar, danışmanlar, memurlar olmaktan çıkıp bağımsız, muhalif ve eleştirel kimliğe bürünecekler.

Atasoy Müftüoğlu, her şeyden önce, her alanda yerel ufukları aşarak ümmet ufkuna geçmemiz gerektiğine ve uluslar üstü, mezhepler üstü İslamî bir dile, düşünceye, bilince ve kültüre sahip olmamıza dikkatimizi çekerek ümmetsel bir tefekküre yoğunlaşmamıza önayak oluyor Ağır Hasarlı Algılar kitabı ile. Birkaç ay önce elimize ulaşan yeni çalışması Varoluşsal Belirsizlikler de okunmak için bizi bekliyor şu andan itibaren. Fazla bekletmek iyi olmaz sanırım değil mi?

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Aralık 2018, 15:00
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20