Müslümanlar İçin Bazen Berekettir İhtilaflar, Bazen Felaket

Müslümanlar arasında çıkan ilk ihtilaflar karşısında ilk iki halifenin duruşu, problemleri ele alış şekilleri ve icraatları hem kendilerinden sonrakilere emsal teşkil etmiş hem de büyük krizlerin ustalıkla çözülmesini sağlamıştır. Onların bu kritik anlarda izledikleri yol, ayrıca Müslümanların bilgi üretme yöntemlerini de belirlemiştir.

Müslümanlar İçin Bazen Berekettir İhtilaflar, Bazen Felaket

İnsanlar dilleri, renkleri, tasavvurları, akıl ve algılamaları açısından birbirinden farklı yaratılmışlardır. Bu ise görüş ve kararların kişiye göre değişmesine yol açar. Tarih boyunca yeryüzünde birbirinden farklı medeniyet, kültür, düşünce geleneği ve sanat dalı ortaya çıkması da bu farklılıklarla alakalıdır.

Görüş ayrılıkları veya başka bir ifadeyle ihtilaflar insanoğlu için bir zenginlik kaynağıdır. İhtilaf ve muhalefet, bir kişinin söz ve hareketiyle başkasından farklı bir yol izlemesi olarak tarif edilir bizim geleneğimizde. Anlam bakımından ihtilaf, zıtlıktan daha geniş kapsamlıdır. İnsanın doğasındaki bu özellik, İslam medeniyetinin teşekkülünde de itici bir güç olmuştur.

Hz. Peygamber (sas) hayattayken çıkan problemler, onun vahye dayanan liderliği sayesinde, kolayca aşılıyordu. Ancak onun ebedi âleme irtihaliyle birlikte ihtilaflar, Müslümanların yüzleşmesi kaçınılmaz problemlere hatta büyük krizlere dönüşmüştür. Peygamber Efendimizin vefat ettiğini öğrendiğinde Hz. Ömer’in (ra) bunu kabullenememesi ve Hz. Ebubekir’in (ra) duruma müdahale ederek, peygamberlerin de bir ölümlü olduğunu hatırlatmak suretiyle, ilk krizi İslam’ın özü olan Tevhid akidesi çerçevesinde çözmesi Müslümanlar arasında yaşanan ilk ihtilaftır. Bunu, Hz. Ebubekir’in halife seçilmesiyle neticelenen, hilafet meselesindeki tartışmalar izlemiştir.

Hz. Peygamber’in vefatının ardından bazı kabilelerin irtidad etmesi ve bazılarının halifeye zekât vermeyi ret etmesi, yalancı peygamberlerin zuhuru gibi problemler peşinden çeşitli ihtilafları da beraberinde getirmiştir. Mesela “Müslümanım” dedikleri halde zekât vermeyeceklerini açıklayan kabilelerin durumu Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer arasında ciddi bir tartışmaya sebep olmuştur. Bu sorun getirdiği deliller daha güçlü olduğu için Hz. Ebubekir’in beyan ettiği yöntemle çözülmüş ve zekât vermeyen Müslüman kabileler üzerine ordu gönderilmiştir.

Siyasi ihtilafların yol açtığı travmalar

Bu ciddi meydan okumalar karşısında ilk iki halifenin duruşu, problemleri ele alış şekilleri ve icraatları hem kendilerinden sonrakilere emsal teşkil etmiş hem de büyük krizlerin ustalıkla çözülmesini sağlamıştır. Onların bu kritik anlarda izledikleri yol Müslümanların bilgi üretme yöntemlerini de belirlemiştir. Önlerine gelen sorunun çözümünü onlar önce Kur’an-ı Kerim’de aramışlar; orada emsali yoksa Hz. Peygamber’in uygulamalarına ve hadislere yönelmişler; aradıkları cevabı bulamadıklarında da bu temel kaynaklardan hareketle ictihad yapmışlardır.

Fetih hareketleriyle birlikte yaşanan siyasi, coğrafî ve ekonomik büyüme neticesinde Müslümanlar kendilerini sosyolojik açıdan kozmopolit ve dinamik bir toplum içinde buldular. İslam tarihinin ilk dönemlerinde çıkan bu ihtilaflar bir taraftan bilginin üretimi, buna yönelik yöntemlerin gelişmesi ve İslam düşüncesinin şekillenmesi açısından lokomotif bir güç olurken, bir taraftan da iç savaşlara ve bazı itikadî problemlere de zemin hazırlamıştır. İlmi alandaki görüş farklılıkları fıkıh, hadis ve tefsir gibi İslami ilimlerde farklı ilim çevrelerinin oluşmasını ve mezheplerin teşekkülünü hızlandırmıştır. Bu dönemde Medine, Basra ve Küfe çok canlı bir ilim merkezi haline gelmiştir.

Buna mukabil hilafet konusu, sosyal ve ekonomik alanlardaki çatışmalar ise büyük travmalara yol açmıştır. Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali’nin (ra) katledilmeleri, Sıffin ve Cemel vakaları Müslümanların hafızasında acılı izler bırakmış; yeni ve çözümsüz problemlerin tezahürüne kapı aralamıştır. Siyasi alandaki bu ihtilaflar güçlü, adalet ve ehliyet gibi temel prensipleri öne çıkaran liderler döneminde İslam birliğinin yeniden sağlanmasıyla son bulmuştur. Buna bağlı olarak Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Memlukler ve Osmanlılar gibi büyük siyasi yapılar tarih sahnesine çıkmıştır.

Iraklı âlim Cabir Alvanî, 20. yüzyılda Müslümanların içinde bulunduğu parçalanmışlıktan hareketle, İslam tarihindeki ihtilafların kısa tarihçesini verdiği Müslümanlar Arasında Görüş Ayrılığı ve İslam’da İhtilaf Usulü isimli kitabında konuyla ilgili önemli tespitlerde bulunuyor. Hangi zeminde değerlendirilmesi gerektiğini göstermek amacıyla ihtilafları, “tasvip edilenler” ve “zararlı olanlar” şeklinde bir ayrıma tabi tutuyor. Âlimler arasındaki ihtilaflarla siyasi ihtilafların farklı neticeler doğurduğuna dikkat çekiyor. Bu yönüyle ihtilaflar Müslümanlar için hem rahmet olmuş hem de felaketlere yol açmıştır.

Mezhep imamlarının ihtilaf adabı

Mezhebi ihtilafların cehalet, tarafgirlik ve taassup gibi sebepler yüzünden sonradan Müslümanlar arasında fitneye yol açtığını vurgulayan Alvanî, bu önyargıları kırmaya yönelik değerlendirmeler yapıyor kitabında. Ona göre fıkhî alanda görüş ayrılıkları caizdir ve bu Allah’ın kullarına verdiği büyük bir nimettir. Bazen kavramların farklı anlama gelmesi, bazen başvurulan bir hadisin kaynağı ve metni veya hüküm çıkarma yöntemlerindeki farklılıklar ihtilafa yol açabilir. Ancak hem bu süreç hem de neticede elde edilen hüküm ilmi çalışmaları zenginleştirir, İslam düşüncesini besler. Bu sebeple ilmi ihtilafları farklı gözle değerlendirmek gerekir.

Büyük mezhep imamları, ilmi alandaki ihtilaflarına karşın, birbirlerinden saygıyla bahsetmişler ve birbirlerine hürmet göstermişlerdir. İmam Şafiî, İmam Ebu Hanife’nin kabrinin yakınlarında namaz kılarken, kendi mezhebine göre, kıyamı uzun tutması gerektiği halde bunu yapmaz. Kendisine neden böyle yaptığı sorulduğunda “Onun (Ebu Hanife) yanında ona nasıl muhalefet ederim” diye karşılık verir.

Fıkıhta izledikleri yollar farklı olsa da, birbirleriyle kıyasıya tartışmalar yapsalar da büyük âlimler adab dışı hareket etmemiştir. Leys b. Sa’d’ın anlattığı bir hadise buna güzel bir misaldir: “Medine’de Malik (İmam Malik) ile karşılaştım. Ona, ‘Bakıyorum alnının terini siliyorsun’ dedim. Bana, ‘Ey Mısırlı Ebu Hanife ile birlikteyken terledim. Şüphesiz o tam bir fıkıh âlimi’ dedi. Daha sonra Ebu Hanife ile karşılaştım. Ona ‘Bu adamın (İmam Malik) senin hakkında söyledikleri ne kadar güzel’ dedim. Ebu Hanife ‘Ondan (İmam Malik) daha hızlı cevap verene ve eksiksiz tenkid edene rastlamadım’ dedi.”

Allah onlardaki bu olgunluk ve basiretten bizlere de nasip etsin.

 

 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 11 Ağustos 2018, 00:13
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER