Müslümanın iletişim dili nasıl olmalı?

Kur’an-ı Kerim üzerine bugüne kadar her alanda incelemeler yapıldı. Süleyman Gümrükçüoğlu’nun ‘Kur’an’da İletişim Dili’ adlı kitabı da iletişim kavramları üzerinden Kitabımızı inceliyor. İsmail Kaplan yazdı..

Müslümanın iletişim dili nasıl olmalı?

Gözümüzün nuru, hayat rehberimiz, “şifa eczanemiz” Kur’an-ı Kerim hakkında bugüne kadar ciltlerce kitaplar yazıldı, saatlerce sohbetler edildi. Zira materyalist bir bakışla “kutsal bir metin” diye geçiştirilebilen Kitabımız, biz Müslümanlar için içinde barındırdığı hazineler bakımından aklımıza gelebilecek her konuda ve her alanda bize rehber olabilecek ve hatta olması gereken bir kitap.

Örneğin son zamanlarda siyaset ve milliyetçilik tartışmalarında sıkça konuşulan “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık.” mealindeki Hucurat Suresi 13. ayetinin iletişim bilimi açısından gösterdiği yolu ilk kez Süleyman Gümrükçüoğlu’nun “Kur’an’da İletişim Dili” adlı kitabında okudum.

Müellif bu eserini 2011 yılında doktora tezi olarak yazıp, 2014 yılının hemen başında Etkileşim Yayınları’nda kitap halinde yayınlamış. Doktora tezi olması sebebiyle, konu ile yakından ilgili olmayan okurları ayrıntılara boğabilecek bir eser olduğunu da hemen başta belirtmek isteriz.

Müslüman için iletişim neyi ifade eder?

Müellif “Kur’an’da İletişim Dili”ni üç ana başlık etrafında toplamış. Öncelikle iletişim bilimi hakkında bilinmesi gerekenleri ve kavramları ele almış, ikinci bölümde Kur’an ayetleri üzerinden iletişim biliminin kavramlarını ayrıntılarıyla açıklamış ve son bölümde de Kur’an’da kullanılan iletişim formlarına değinmiş.

“Kur’an, Yaratan ile yaratılan arasında, iletişim mesajları içeren bir kitaptır” diye başlıyor elimizdeki kitap. İslâm’ın yeryüzüne huzuru ve barışı getirmeyi amaçladığını ve bunun da ancak doğru iletişim kurma yoluyla gerçekleşebileceğini hatırlatıyor. Gerçekten de günümüzde yaşadığımız problemlere baktığımızda çoğunun altında iletişimin sağlanamamasını görüyoruz. Konu özelinde İslâm’ın doğru anlaşılamamasını ele alacak olursak, yine iletişim konusunda problemlerin olduğu aşikâr.

Tebliğde iletişim dilimiz nasıl olmalı?

İletişim sürecini oluşturan “Kaynak – Mesaj – Kanal – Hedef ve Geri Bildirim” kavramlarına şöyle bir göz attıktan sonra dikkat etmemiz gereken konu şu oluyor: Bizim karşımızdakine ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimiz de büyük önem taşıyor. Hani meşhur bir söz vardır, “Sen ne söylersen söyle, anlatabildiklerin ancak karşındakinin anladığı kadardır” şeklinde. Konuya iletişim tarafından bakınca bu sözün ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor.

Bu noktada İslamî tebliğin nasıl olması gerektiği konusuna bir dönüp bakmamız gerekiyor. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) onunla aynı çağda yaşayan insanlar arasından seçilip İslâm’ı tebliğ ile görevlendirilmesi elbette tesadüf olamaz. Hz. Peygamber, İslâm’ın mesajını hedefe en iyi ulaştıracak özelliklere sahipti peygamberliğinden önce de. Bu özelliklerin en başında da “el-Emin” sıfatını taşıması geliyordu ki, Mekkeli müşrikler O’nun peygamberliğinden sonra dahi emanetlerini ona güvenerek bırakabiliyorlardı. Kur’an-ı Kerim bu noktada bize yine iletişim nazarında önemli çağrılarda bulunuyor. İsra suresi 53. ayette Allah “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler.” diye buyuruyor. Burada tebliğ sırasında kullanılacak mesajın hedef kitleye uygun şekilde kodlanması ve uygun bir kanalla ulaştırılması gerektiğine ciddi bir işaret var. Yine Kur’an’da Hz. Peygamber’e ithafen Zümer suresi 18. ayette “Güzel söze uyan kullarımı müjdele”, Nahl suresi 125. ayette ise “Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır” derken doğru bir iletişim modelinin kullanılması gerektiği bize işaret ediliyor. Kur’an’ın ilk inen ayetlerinden olan Müddessir suresi 4. ayet de “elbiseni temiz tut” derken hem beden diline, hem de hayatımızdaki samimiyete ve dolayısıyla iletişimdeki inandırıcılığımıza vurgu yapıyor. Kur’an genel olarak İslâm’ı tebliğ ederken, karşımızdaki kişinin algı dünyasında anlam kazanacak mesajlarla kendisine tebliğde bulunmamızı bize öğütlüyor.

Cahiliye Arapları iletişimin önemini biliyor ve bunu sonuna kadar kullanıyordu. Şuara suresinde işaret edildiği üzere, o günün şartlarında kamuoyu oluşturma amacıyla şairlerden yararlanıyor, İslâmî tebliği de zaman zaman bu şairler yoluyla engellemeye çalışıyorlardı. O günkü şairlerin yerine günümüzün medyasını koyarsak aslında Kur’an’ın bize ciddi bir medya okuryazarlığı eğitimi verdiğini de görebiliriz.

Derdimizi nasıl anlatmamız gerek?

Kur’an-ı Kerim’in iletişim metodunu incelerken mesajın kodlaması ile ayrıca ilgilenmemiz gerekiyor. Kur’an, Allah’tan insana gelen bir mesaj olduğu için dikey bir iletişim modeli sunuyor. İnsan idrakinin anlayamayacağı şeyler Kur’an’da insanın somut olarak gördüğü nesnelerle kodlanıp Kitap’ta yer alıyor. Kur’an’da birçok yerde geçen “Altından ırmaklar akan cennetler” vaadi, Arabistan çöllerinde susuzluğun ne demek olduğunu iyi bilen insanların Cennet hakkında bilgi sahibi olmasına fazlasıyla yetiyordu. Yine Kur’an’da bir ikna metodu olarak önceki ümmetlerin başına gelenlerden bahsediliyor, örnekler veriliyor, mesajın doğru anlaşılması için bu kıssalar vesile ediliyordu. Kitapta, iletişimin tüm bu unsurlarının Kur’an’da nasıl kullanıldığı ile ilgili detaylı bir inceleme bulunuyor.

İsmail Kaplan yazdı

Güncelleme Tarihi: 20 Aralık 2018, 15:11
YORUM EKLE

banner19

banner13