Müslüman duyarlıklı epik şair!

Aşırı imgecilikten gümbür gümbür bir şiire geçen Mustafa Celep'in şiir kitabı çıktı. 90 sonrası şairlerin en güçlü iki isminden biri, Zafer Acar, Celep şiirini yazdı.

Müslüman duyarlıklı epik şair!

Mustafa Celep’i, Yedi İklim’den önce Kertenkele dergisinde tanıdım. Kertenkele’deki genç şairlerden, bütün edebiyat dergilerinde olduğu gibi pek azı bugüne kaldı ve merkezi dergilerde kendilerine yer bulup şiirlerini kitap bütünlüğüne kavuşturabildi; Mustafa, işte onlardan biri. Kertenkele dergisinin o yıllarda bir şiir tarzı vardı: İsmet Özel. Özel, popüler denecek denli şiir ortamına yayılmıştı. İşte, Mustafa’nın şiirine de öncelikle İsmet Özel’den bakmak gerekiyor.

İsmet Özel etkisi

Mustafa’nın ilk başlarda, son dönemin pek çok Müslüman genç şairi gibi, kendine örnek aldığı şair, İsmet Özel’di. 90 kuşağı İslami kesim şairlerinin üzerinde İsmet Özel şiirinin baskısı olduğu artık kabul görmüş bir görüştür. Bu kuşağın sol menşe’li şairleri de İsmet Özel’i sıkı okumalardan geçirmişlerdi. Mustafa, 90 kuşağının uzantısı olarak, bir anlamda onlara özenerek ve güvenerek İsmet Özel’in zihin işleyişini, daha bir detay söyleyecek olursak, imgeyi kuruş şeklini ödünç almıştı; ama İsmet Özel gibi sağlam imajlar yaratmak kolay değildi. Kertenkele dergisinin tatil edildiği dönemlerde Mustafa, sıklıkla Yedi İklim’de göründü. Merkezi ve köklü bir dergi olması ve Mustafa’ya edebiyat ortamında bilinirlik kazandıran dergi olması nedeniyle, Yedi İklim çıkışlı bir şair de diyebiliriz onun için. Önceleri, şiirinin tökezleyen kimi tarafları vardı Mustafa’nın, ilk gençlik yıllarında imge konusunda kafası karışıktı. Şiirini konuşma dilinden uzak ve uzak çağrışımlarla, birbirini çağırmaktan uzak imgelerle kurmaya çalışmıştı uzun bir süre. Yedi İklim’deki akranı olmasa da dönemdaşı kimi şairin de bu tarz problemleri vardı. Sanırım, bunun kaynağı, Yedi İklim’e gönderilen şiirleri, Hasan Ali Binay ve daha sonraları Ali Günvar gibi şiire katı-imgecilik penceresinden bakan şairlerin seçmesiydi. Hasan Selami Binay’ın da şiiri imge konusunda fazlasıyla sıkıntılıydı zaten. O yılların Yedi İklim’inde yayımlanan şiirlere bakıldığında, durum açıklığıyla görülecektir. Yedi İklim’de benim de yayımlanan ilk şiirim, aslında imgeci tarzın sorunlu bir örneğiydi. Ama ben, o şiirimi dergiye gönderirken bile imge konusundaki sorunumun farkındaydım. Otomasyon tekniğini kullanmıştım; bu tekniğin yüz yıl evvelinden eskidiğini biliyordum. Birkaç şiirimden sonra bu teknikten hızla kaçtım. Yedi İkim ise Kamil Eşfak Berki’nin dergiyle organik bağ kurması ve özelde dergideİnsanı Aşan Kan yayımlanacak şiirleri belirlemesi ile imgecilik geleneğine son vermiş oldu. Neden sonra, Mustafa da kendi şiirindeki imge sorununun farkına vardı. İmgesizliği poetika ve politika haline getiren çıkışların –solda da bunun örnekleri var: Osman Serhat ve arkadaşları- etkisinde kaldı ve aşırı imgecilikten aşırı imgesizliğin belirişiyle kurtulabildi ancak. İmgesizliği poetika ve politika haline getiren çıkışların tepkiselliği, aslında birçok imgeci şairi dizginledi ve yola getirdi. Mustafa imgesizliğin yalınlık zannedilen basitliğine de düşmedi. Şiirinde, birçok hususta olduğu gibi imge hususunda da bir denge tutturdu.

Neden aldım o kitabı?

Son beş yılın Mustafa’sı şiiri bilerek konuşuyor. Özellikle, onun son üç dört yıldır Kertenkele’de kaleme aldığı poetik yazıları, bu paragrafın ilk cümlesine ispat olarak gösterilebilir. Hatta, Mustafa, yazılarında kimi zaman referans gösterdiği ağabeylerinden şiiri daha iyi biliyor. Onun “Okur Kitaplığı Yayınları”ndan çıkan “İnsanı Aşan Kan” kitabını görünce hiç düşünmeden aldım. Halbuki, Mustafa’nın bütün şiirlerini dergilerden okumuştum, peki niçin almıştım bu kitabı? Güzel kapağı nedeniyle değil elbette. Almıştım, çünkü, dergilerde farklı zamanlarda okuduğumuz şiirler, kitapta bir araya gelip sıralanınca, yeniden, taptaze bir şiir yazılmış oluyor. Hemen söylemek istiyorum, bu kitap, ustalığın getirisi bir tematikliği taşıyor, şiirler sağlam bir kafa tarafından bir araya getirilmiş,  kusurlardan büyük oranda arındırılmış, bu nedenle, “İnsanı Aşan Kan”ı soluklu bir şiir gibi okumak da mümkün; çünkü imgeler spontane ve samimi bir şekilde birbirine sarmallanıp eklemlenerek, bütünlük içerisinde kitabın sonuna dek kusursuz ilerliyor. O çok önemsediğim ve has şiirlerde hissettiğim lirik tadı damağımda bırakıyor; Mustafa’nın epik şiirlerinde lirizm daha bir öne çıkıyor. Bizde, özellikle de Erdem Bayezıt’ın ortaya koyduğu Müslüman duyarlılıkta taşan epik şiir, bu son yıllarda birçok şairimizde olduğu gibi Mustafa Celep’te de belirdi, göverdi, bu şiiri besleyen su değil kandır. Solda Nazım Hikmet ve Ahmet Arif’ten sonra devrimci-Marksist şairler çıkmaz oldu, epik şiir tükendi; çünkü, artık eskisi gibi Marksistler silahlı mücadele vermiyor ve daha da önemlisi ezilip zulme uğramıyor, iktidarla barışıklar. Evvelde de olduğu gibi hâlâ Müslümanlar, saldırgan dünyaya karşı, savunma savaşı veriyor. Geçen yüzyılın ikinci yarısında İsrail’in Ortadoğu’ya konaçlanması ve Müslüman kanı akıtması, Amerika’nın Irak’ı işgal etmesi ve diğer birçok ülkede Müslümanlara yönelik tacizde bulunulması bizde epik şiirin canlanmasının en büyük sebebidir. Dünyada büyük epik şiirler yazılacaksa, bunu Müslüman şairler yazacaktır. Mustafa, işte bu bilinçle hareket ediyor.

Mustafa, dünyaya Müslümanca bakıyor, kendini, yanlış bir vatan inanışı  içerisinde konumlandırmıyor. “Misak-ı Milli”yi aşarak bütün bir İslam coğrafyasının acılarına ortak olmaya çalışıyor. “İnsanı Aşan Kan” da geçen “dirilmek”, “dirim”, “diriliş” gibi göstergeler, onun bu bilinci zamanımızın en yakın büyük tanığı Sezai Karakoç’tan aldığını gösteriyor. Tam da burada, yazının girişinde sözünü ettiğimiz o usta şairden ödünç zihinden kurtulduğunu ve kendini bulduğunu görüyoruz. Mustafa’nın gürül gürül bir edayla konuşması da bunun bir göstergesidir. O, en dingin durumlardan en şedit olaylara yağdan kıl çekercesine geçiş yapabiliyor; bu kitaptaki şiirlerini bizi tasavvufa ulaştıran yol haliyle yazmış gibi; kutsal bir davaya inandığı için, şiirini sıradana yaklaştırmıyor, konuşma diliyle yazdığı zamanlarda bile birçok solcu şairde gördüğümüz gibi sokak diline düşmüyor, yüce temaları kendine işaret taşı biliyor. Berrak etkilere açık, ama sel suyuna kapılmayan bir şiiri var Mustafa’nın, şiirini hele de şairseniz takip etmek zorundasınız. Onun şiirinde sindirilip özümsenmiş bir modern Türk şiirinin panoramasını görmek de mümkün.

Zafer Acar Mustafa Celep şiirini beğenerek yazdı

GYY notu: Piyasada dolaşan birileri nedense okumadan Zafer Acar düşmanlığı yapmada yarışıyorlar. Biz ise 90 sonrasının açık ara iki büyük şairinden biri olan Zafer Acar'ın Mustafa Celep şiiri üzerine böyle bir değerlendirme yazmasını önemli buluyoruz. Diğer büyük şair kim mi? Cevabını hemen vermeyelim ama Bahara şiir yazmış bir mütercim olduğunu söylemekle yetinelim.

Yayın Tarihi: 21 Ekim 2011 Cuma 17:07 Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2019, 10:57
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Selim Yolainen
Selim Yolainen - 10 yıl Önce

Bu memlekette şairlerin çoğalması çok güzel.Eleştirilebilinir.Bir memleket ancak edebiyatı ile var olabilir.

hakan
hakan - 10 yıl Önce

diğer büyük şair t.a. diyorsunuz yani.. buna katılırım, hakikaten güçlü bir sesi var. gel ki o da kadınlarla bozdu kafayı..

Ali Emre
Ali Emre - 10 yıl Önce

"Dünyada büyük epik şiirler yazılacaksa, bunu Müslüman şairler yazacaktır."Çok doğru bir tespit.

..
.. - 10 yıl Önce

şiirde Otomasyon tekniği ne oluyor?

Serdar ARSLAN
Serdar ARSLAN - 10 yıl Önce

Günümüz şairinin bariz özelliklerinden biri, bilicini çağın araçları karşısında koruyamayıp bir algı dağılmasına maruz kalması.Bu dağılmanın neticesi olarak ortaya çıkan şiir saçma, absürt ve seküler bir şiir oluyor. İmgenin bertaraf edilmesi de tam olarak buna denk geliyor. Yani günümüz şiirinde bir imgesizliğe değil; absürt, saçma ve seküler imgeye meyil söz konusu...

Bengi
Bengi - 10 yıl Önce

Celep'i tebrik ediyorum. Kitaptaki şiirlerde bazen dağılma oluyor ama iyi bir kitap sonuçta.

banner26