Mürid mürşidine mal, ten, can ile biat ederse

Sunullah Gaybî Hazretleri’nin ismini bir buçuk sene önce öğrendim sanırım. İnsanı derinden vuran bir ilahî dinliyordum. Güftenin kime ait olduğuna bakmaksızın defaatle dinledim eseri. Ömer Yüceller, hazretin Sohbetname Biatname Devre-i Arşiyye eseri üzerine yazdı..

Mürid mürşidine mal, ten, can ile biat ederse

Sunullah Gaybî Hazretleri’nin ismini bir buçuk sene önce öğrendim sanırım. İnsanı derinden vuran bir ilahî dinliyordum. Güftenin kime ait olduğuna bakmaksızın defaatle dinledim eseri. Dinledim, dinledim, dinledim… “Nereden bilsin?” idi ilahînin adı. Besteyi de hayli beğenmiştim ama güfte kimindi? Nereden bilecektim ki? Hiç öğrenme ihtiyacı duymamıştım çünkü çok tanıdık, çok yakından, kurbiyyet dolu biriydi sanki bu sözleri söyleyen her kimse artık.

Bir sırlı adam…

Sonra nedense baktım; sırlı sözlerin sahibi Sunullah Gaybî idi. Hızlı bir araştırmayla hazretin kim olduğunu öğrendim. Ben ilahîyi dinlerken, tıpkı tarîkinin düsturu gibi, saklamıştı kendini herhalde. Akabinde ise ismi, daha doğrusu mahlası gibi gaipten bir soru geldi aklıma herhalde. Daha sonra kütüphaneye giderek Gaybî’ye ait ya da O’na dair yazılan eserlere göz attım. Bilal Kemikli Hoca’nın Gaybî hakkında yazdığı doktora tezinin genişletilmiş biçimi olan Sunullah Gaybî Divanı’nı alıp okumaya koyuldum. Gaybî Hazretleri’nin hayatı, ailesi, tarîki çok ilgimi çekmişti. Dili hem kelâm hem mânâ bakımından zaman zaman Yunus kıvamına yaklaşmakta, zaman zaman çetin ceviz bir yapıya bürünmekteydi. Daha sonra birkaç sohbette kendisini hakkında biraz daha bilgi sahibi oldum. Örneğin Gaybî’nin babası Çavdaroğlu Müfti Derviş, Ümmi Sinan Hazretleri’nin halifesi ve Niyazi Mısrî kaddesallahu sırrıhu’nun pirdeşidir.

Sırlı şahsiyet Sunullah Gaybî’nin divanından sonra bir eseri daha neşredildi. Büyüyenay Yayınları tarafından “Sohbetnâme-Biatnâme-Devre-i Arşiyye” adıyla yayımlanan kitap adeta bir hazine niteliğinde. “Kenz-i mahfî” yani “gizli hazine” sırrının râyihasını saçan kitap adından da anlaşılacağı üzere 3 bölümden oluşuyor.

Kitabı yayıma hazırlayan ve yakın zamanda Hakk’a yürüyen merhum H. Rahmi Yananlı’nın da takdimde buyurduğu ve Gaybî’den alıntıladığı şekliyle “Sohbetnâme”; “Gaybî’nin İbrahim Efendi’nin sohbetlerinde dinlediği ‘kudsî sözlerin ve güzel ibârelerin bilâ-ziyâde velâ-noksan aslî temizliği üzere’ zapt ve naklinden ibarettir.”

Sohbetnâme’ye başlar başlamaz Oğlanlar Şeyhi Aksaraylı İbrahim Efendi’nin kısa ama bir o kadar da etkili ve yoğun sözlerinin üzerinde hemen düşünmeye başlıyor insan. İbrahim Efendi’nin her sözü birbirinden veciz. Üzerine müstakil bir eser ya da bir risale yazılacak bir konuyu, durumu, olayı bir cümleye sığdırabiliyor İbrahim Efendi. Sohbetnâme’yi okurken “aforizma” ve “retorik” mefhumları geldi aklıma. Bunların Avrupaî olması şöyle dursun; aforizma kuru ve soğuk bir gerçekçilik, bir üstten bakış ihtiva eder benim için. Retorik de neyi söylediğini değil nasıl söylediğini önceler.

Gaybî’nin şeyhinden nakilleri okurken, “Aforizmaya benziyor bunlar!” cümlesi belirdi zihnimde bir an ve tevbe edip kendime geldim. Belki binlerce aforizma, retorik bir araya gelse irfan geleneğimizde ve edebiyatımızda sehl-i mümteni ile söylenen sözlerden bir tanesine denk olamaz. Çünkü eserdeki nakillerden de anlaşılacağı üzere, uluların her sözü hakikat barındırıyor ve büyük kapılar açıyor insanlara. Ayrıca arifler hakikati belagat ile birleştirince sözlerini tekrar tekrar okumak her an ayrı bir zevk veriyor. Bu hikmetli sözler kâh tevhid ile ilgili, kâh evlilik ile ilgili, kâh nefs tezkiyesini anlatıyor, kâh yeme içme adâbını. Afâki ve enfüsî ne varsa hikmet ile yorumlanıyor ve insanı Hazreti İnsan yapacak bir seyre şahit oluyoruz.

Mürid, mürşidine “mal, ten ve can ile biat” ederse…

Göze çarpan bir diğer konu da, İbrahim Efendi’nin edebiyatı çok iyi bilmesi ve pek çok başka sufînin ve edibin isminden, menkıbesinden, eserinden haberi olması. Şeyh İbrahim Efendi söylediği sözlerin çoğunu bir beyit ile taçlandırıyor. Bunun için kuvvetli bir hafızaya sahip olmanın gerektiği de aşikâr elbette.

Biatnâme” adlı bölümde Sunullah Gaybî Hazretleri, Allah’a biatı, Peygamber Efendimiz’e biatı ve bunların nasıl olacağını izah ettikten sonra müridin mürşidine “mal, ten ve can ile biat” ederse bu biatın, “Biat-i Rıdvan” kabul edileceğini söylüyor. Biat bahsini okurken aklıma ister istemez Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri’nin “bir buçuk mürid” vakası geldi. Mürid mürşidine öyle muhabbet beslemeli ki, İsmail gibi bıçağın altına yatmalı ve biatında canından da geçeceği sözünü yerine getirmeli…

Devre-i Arşiyye” bölümünde, Gaybî’nin 99 esmaya karşılık gelen 99 beyitlik, tevhidi ve yaradılışı anlatan kasidesini okuyoruz. Son beyiti okuduğumda “Sohbetnâme”de, Sunullah Gaybî’nin İbrahim Efendi’den aktardığı bir hikâyeye geri döndüm. İmam Ahmed bin Hanbel, İmam Şibli’yi çok severmiş. Talebeleri, “Efendim bu mülhide iltifatınız sizi töhmet altında bırakır!” dediklerinde Ahmed bin Hanbel, “Mevlânâlar, gerçi biz Arapça’yı onlardan ziyadece biliriz; amma onlar ‘Allahça’yı bizden daha iyi bilirler” demiş.

 

Ömer Yüceller, Arapça’nın yanında “Allahça’yı” öğrenmeyi ümit etti

Güncelleme Tarihi: 20 Aralık 2018, 17:01
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26