Mühim bir meselemiz var: Şiir!       

“Mühimmat” adı ve “Şiir İçin Esas Duruş” alt başlığıyla Pruva Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı sayesinde Hüseyin Karaca’nın şiire bakışını, şiir üzerine düşüncelerini bütünlüklü bir şekilde okuma imkanı bulduk. Yalçın Şirin yazdı.

Mühim bir meselemiz var: Şiir!       

Daha çok şiirleriyle tanıdığımız, fakat zaman zaman dergilerde şiir üzerine dikkat çekici yazılarını da okuduğumuz Hüseyin Karaca, nihayet bu yazılarını bir kitapta topladı ve bizler de şairin şiire bakışını, şiir üzerine düşüncelerini bütünlüklü bir şekilde okuma imkanı bulduk.

Mühimmat adı ve “Şiir İçin Esas Duruş” alt başlığıyla Pruva Yayınları’ndan çıkan kitap, en başta ismiyle işin ciddiyetine işaret ediyor. Zira şiir; özellikle günümüzde sosyal medya diliyle ve popüler kültürden beslenerek kotarılan bir söz yığını olarak algılanmaya başlandı.

“Mühimmat”, şiir üzerine poetik metinler ile bazı şairlerin şiir serüvenleri üzerine değerlendirmelerin yer aldığı iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde “Düşünmenin Neresindeyiz?” diye soruyor Karaca ve devamındaki yazılarda da genel olarak sanatın, özelde ise şiirin gelenekle bağı, günümüz sanatçısının eser üretim süreçlerinin hangi parametrelerle şekillendiği, sanat eserinin estetik kuramlar ve sanat telakkileri çerçevesinde nereye tekabül ettiği gibi meseleler üzerine yoğunlaşıyor.

Yazar, postmodernizm sonrası daha da artan sanattaki köksüzlük tezinden hareketle özellikle bizim toplumumuzdaki sancılı modernleşme süreçleri neticesinde tam olarak batı medeniyetine eklemlenememiş olmamızın ve bu arada da kendi kültür ve medeniyet kodlarımızı yitirmemizin güncel edebiyat verimlerine etkisini de değerlendiriyor.

Sanatçının çağın tanığı olmakla, bu tanıklığı hangi estetik düzlemde ifâ edeceği noktasında bir açmaz bulunduğuna işaret eden yazar, bu açmazdan çıkmak için kendi sanat geleneğimize dönüşe dair düşünceler ortaya koyuyor.

Genetiğiyle oynanmış şiirler

Benim en çok dikkatimi çeken yazılardan biri “İşte Bunlar Hep Gerçek” oldu. Hüseyin Karaca “pastörize şiir”den bahsediyor ve şöyle diyor: “Yazma eylemi, kalem erbabının kendi biricik muhayyilesinden neşet eden doğal bir seyir izlemiyor. Söz, verili gerçeklik evreninin sınırlarına hapsedilmiş; üretim bandındaki besin değeri düşürülen bir mamul konumuna düşürülmüştür. Pastörize işlemiyle standart hâle getirilmiş, genetiğiyle oynanmış, daha çok sayıda tüketiciye ulaşmak için belli bir beğeni vasatına indirgenmiştir.” Hal böyle olunca da yazının sonunda belirtildiği gibi “Bu aynılık içerisinde okur da sanatçıya dair bir remz bulamıyor eserde.”

Konu şiir olunca söz doğal olarak “dil”e geliyor. Sanat ve şiir alanındaki bağlamından kopmuş kavramları yeniden yerli yerine oturtma gayreti taşıyan kitap, bu doğrultuda hayati bir mesele olarak “dil”in önemine dikkat çekiyor ve dildeki yozlaşmanın taşıyıcısı olan popülizme karşı okuyucuları adeta uyarıyor satır aralarında. 

Kitabın iki bölümden oluştuğunu söylemiştik. İkinci bölümde de bazı şairlerin şiirleri, kitapları üzerine değerlendirmeler yer alıyor. Bu yazılarda dikkat çeken husus da şu: Ele aldığı şairlerin her biri farklı şiir damarlarında ilerleyen isimler. Yani yazar kendi poetik görüşüne uygun şairleri ele alarak okuyucuya bir dayatmada bulunmuyor. Bunu da kitabın ilk bölümündeki yazılardan anlıyoruz. Özellikle “İşin Aslı ve Klasiklere Dönmek” başlıklı yazıdaki şu cümleden:

“Asıl mesele; söylediklerimizle yazdıklarımızın, bir puzzle parçası gibi hangi şiir damarında ilerlediğimizi iddia ediyorsak o bütünlüklü yapının bir parçası olması, o zeminde varlık kazanması.”

Yazar şöyle bir mesaj vermeye çalışıyor sanki: Bir şair hangi estetik saiklerle yazıyor olursa olsun, o şiirin gerekliliklerine riayet etmeli ve eskilerin “siyak ve sibaka mülâyemet” dedikleri sözün öncesinin sonrasına, sonrasının öncesine uygunluğunu gözetmeli. Yani şiir; şekil olsun, ilginçlik olsun diye kelimeleri dizmeyle olmuyor! Kitabın adının işaret ettiği gibi şiiri ciddiye almalı, ehemmiyet vermeli...

   

Yalçın Şirin

banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26