Muhammediye’nin mübarek muhtevası

"Evliya Çelebi buraya uğramış ve “Makam-ı Yazıcızade Mehmed Efendi, leb-i deryâda bir kaya içre bir mağara olup Mehmed Efendi’nin savma’ası imiş. Muhammediyye kitâbını da anda te’lif etmiştir. Halâ bu gâra girenlerin dimağı mu’attar olur” demiştir." Nursema Maraşî yazdı.

Muhammediye’nin mübarek muhtevası

Muhammed sırr-ı a’lâdır ki kadr-i kaabe kavseyn ol

Muhammed nûr-ı eclâdır ki Hak Sultan-ı kevneyn ol

15. yüzyıl başlarında yetişmiş, manevi kültürümüzün nadide cevheri olan Muhammed Yazıcıoğlu Hacı Bayram Veli’nin dervişlerindendir. İlk eğitimini kardeşi Ahmed Bican ile birlikte babalarından almışlardır. Daha sonra birçok yer dolaşarak, ilim adamlarından öğrenerek ilmini ziyade etmiş, nihayetinde Gelibolu’ya dönmüştür. Hacı Bayram Veli Edirne’ye giderken Gelibolu’ya uğramış ve Yazıcızade Muhammed o mübareğin nazarına mazhar olmuştur. Aşk ateşine yanmış ve tahsile şitaban olmuştur. Hamza koyu sahillerinde büyücek bir kayaya oyulmuş, birbiri içinden geçilen iki hücreden ibaret çilehanesinde hayli zaman geçirmiş, “Ölmeden evvel ölünüz” sırrına mazhar olmuştur.

Evliya Çelebi buraya uğramış ve “Makam-ı Yazıcızade Mehmed Efendi, leb-i deryâda bir kaya içre bir mağara olup Mehmed Efendi’nin savma’ası imiş. Muhammediyye kitâbını da anda te’lif etmiştir. Halâ bu gâra girenlerin dimağı mu’attar olur” demiştir.

Elimi çekmiş idim cümle halkdan

Dilimde zikr idi kalbimde zikra

Muhammediye’de fa’ilâtün fa’ilâtün fa’ilün veya mefâ’ilün mefâ’ilün fe’ûlün vezinleri çoğunlukla kullanılmakla birlikte arada farklı vezinli parçalara da yer verilmiştir. Sohbet dilindeki anlatısı zaman zaman ilâhî aşkın heyecanı ve muhabbetin taşmasıyla derinleşir. Tıpkı bir deniz gibi alçalıp yükselerek şiirini inşaa eder.

Muhammediye tevhid ile başlar. Tazim edilir, destur alınır.

Onundur nasr u izzet, cûd u rahmet

Onundur gayb u ayn uhrâ ve ûlâ

                                                Çü ferdâniyyet onun hamd onadır

                                                Çü vahdâniyyet onun şükr-i evlâ

Sonra Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v)’e yönelir.

Ki mahbubunu etti bize irsâl

Muhammed Ahmed ü Mahmûd u asfâ

                                                    Onu kendi için halkı onun için

                                                    Yarattı tal’atın etti musaffâ

Çü meddâhı ola Allâhu a’zam

Kıyâs et kimdir ol sultan-ı â’lâ

Na’t-i Resûlullâh’tan sonra Hulefâi’r-Raşidin ziyaret edilir.

Bu meydana çü evvel geldi Sıddîk

Kamudan sıdk içine oldu agnâ

…………………………………    Ömer erdi bu eyvana ikinci

                                                   İşi adl ü sözü hak fi’li takvâ

Üçüncü erdi Osman tuttu lîvân

Gelip Kur’ân’ı cem etti müveffâ

………………………………   Alî bindi hilâfet tahtına pes

                                              Kamudan a’lem idi a’ref ahmâ

Hasan geldi Hüseyn sadreyn-i bedreyn

Mütâbık düştü ism ile müsemmâ

                                               Tahiyyât u salât olsun Resûlün

                                               Mutahher ruhuna âline cemmâ

Bundan sonraki bölümde Muhammediye’nin yazılış sebebini nazmen anlatır. Birgün Gelibolu’daki çilehanelerinde halktan uzak, zikir ile meşgul olurken arkadaşları ziyaretine gelirler. Sohbetin arasında sorarlar: “Resûl’ün vasfını âlemde müjdeleyecek bir kitap neden yazmazsın?” Yazıcızade bu soruyu: “Nice mevlid kitabı yazılmıştır” diyerek geçiştirir. Arkadaşları gittikten sonra o gece Efendimizi rüyasında görür. Efendimiz kendisine Muhammediye’yi yazmasını buyurur.

İçir hikmet şarabını ümmetime

Sözümü söyle halka âşikâre

                                                 Yenile mevlidim çıksın cihana

                                                 Eğerçi söylenir dehren fe-dehrâ

Bana ümmet olan şoldur ki dayim

Hakka hamd eyleye sabren ve şükrâ

                                                 Tuta buyruğun Allah’ın tamamî

                                                 Sımaya hükmünü farzan ve emrâ

Sığındım Hakk’a sığandım elimi

Ki yazam vasfını sırran ve cehrâ

Kitabın başlangıcı: Cenab-ı Rabb’ül âlemin ilk nuru, Efendimiz’in nurunu yaratır. Baştan sona derin bir “ah” olan insanlığın büyük hikâyesi böylece başlamış olur.

Çü nûr-ı nûr-ı zât erdi zuhura

Buyurdu kim nazar kılın bu nura

                                                  Nazar kıldı ona ervah-ı insan

                                                  Kimi kim gördü başın oldu sultan

Kimi kim gördü alnın oldu adil

Onun adlinde râhat oldu can dil

                                                   Kimi kim gördü sadrın oldu âlim

                                                   Kim ona uymadıysa oldu zâlim

Bu resme cümle ervâh onda bâri

Ne kim gösterdiyse onda Bâri

Muhammediye okumayı yeniden bir hayat tarzı haline getirmemiz gerekiyor. Çünkü sevginin menba-ı orada, o Muhammedî yürekte. Eğer bunu yapmazsak aşk dediğimiz derinliği sonsuz, o kutsal duygu sadece dillerimizde bir hasret olarak kalacak.

Yazıcızade Muhammed, tıpkı Yunus Emre gibi aşkı, muhabbeti, derin hikmetleri duru bir Türkçe ile anlatıyor. Efendimize duydukları muhabbet, her iki hikmet ehli şairin gönüllerinden taşarak yaşadıkları zamana ve asırlar sonrasına, muhabbet ve şifa olarak ulaşıyor. Ve biz İlâhi lütfun peygamber sevdalısı milletlere bahşedildiğini tarihimizde tecrübe ettik. Muhammediye’yi çok okursak, o irfan geleneğiyle aramızdaki zayıflayan bağları güçlendirebiliriz. Belki bir gün yeniden muhabbet dolu bir yüreğe bir hitap gelir derinden: “Yenile mevlidim çıksın cihana”

Muhammediye’nin müellifinden cazip bir çağrı var.

Sabâ yeli seher esti nesiminden dilâranın

Mu’attar zülfi müşginden saçıldı amber-i elfâz

Sana hikmet şarabından biraz az az tattırdık

Bu kez aç ağzını şâhâ sunalım şekker-i elfâz

Salât ve selâm olsun Efendimiz’e. Selâm olsun onun muhabbetiyle çağlayan gönüllere. Muhammed Yazıcıoğlu’na, Ahmed Bican’a, Hüseyin Vassaf’a. Kitabı yeniden gönlümüze ulaştıran Amil Çelebioğlu’na. Ruhları şad olsun.                                                  

                                                                                                                 

Nursema Maraşî

      

Yayın Tarihi: 27 Ağustos 2021 Cuma 13:00 Güncelleme Tarihi: 02 Eylül 2021, 15:11
banner25
YORUM EKLE

banner26