Muhammed Kutub aydınlanmaya nasıl baktı?

Muhammed Kutub, İslâm Dünyasında Aydınlanma Sorunu kitabında Müslümanların ‘yeniden dirilmek’ için akideye de ihtiyacı olduğunu söylüyor. Esad Eseoğlu yazdı..

Muhammed Kutub aydınlanmaya nasıl baktı?

Yakın bir zamanda hayata veda edeeyn, Syid Kutub’un kardeşi olması yönüyle onun idam edilerek şehit edilmesinden sonra fikirlerini sürdürmesi bağlamında da bilinen Muhammed Kutub’un aydınlanma, evrim, bilim gibi meselelere dair yorumlamalar yaptığı kitaplarından bir tanesi, Beşir Eryarsoy tarafından çevirisi yapılıp Beka Yayınları tarafından basılan İslâm Dünyasında Aydınlanma Sorunu isimli kitap.

Müslümanların önemli önder ve âlimlerinden olan Muhammed Kutub, gerek Seyyid Kutub’un kardeşi olması hasebiyle, gerekse mücadelesinde yürüttüğü fikirsel ve eylemsel sentezi çok iyi yansıtması sebebiyle önemli insanlarımızdan. Güzel bir Müslüman. Kitapları ihmal edilmemesi gereken, aksi takdirde zaaflarımızdan büyüğü olan ‘sloganizm’e kurban olabilecek biri. Fakat çabalarımız ve gayretlerimizle, eleştirel bakış açımızı da yanımıza alarak güzel Müslümanları aşama aşama tanımaya devam ediyoruz.

‘Müslümanlar sürekli gözden geçirmeli’

Kitabın önsözünde, tarih içerisinde belirli birtakım çizgileri izlemek amacıyla yalnızca son iki çağdaki hareketleri gözlemlediklerini söyleyen yazar, ümmetin düştüğü sıkıntılı durumu düzeltmek amacıyla temel anlamda iki hareketin (tenvîr/ aydınlatma hareketi ve İslâm’a dönüş hareketi) ortaya çıktığını belirtiyor. Burada ümmeti düzeltme amacıyla yola çıkan hareketleri anlatmadan evvel, Peygamber Efendimiz’in hadislerini hatırlatan Kutub, ‘köpük’ durumuna gelmiş ümmetten bahseden şu cümleleri alıntılıyor: Peygamber Efendimiz sahabeye, ileriki zamanlarda Müslümanların üzerine yüklenmek için birlik olacak topluluklardan bahsedince, sahabe bunun Müslümanların sayıca az olmasından mı kaynaklandığını sorunca, “hayır, aksine o gün siz çok olacaksınız, ama selin üzerindeki köpük gibi olacaksınız ve Allah, düşmanlarınızın kalbinden (sizin) heybetinizi söküp çıkaracak ve sizin kalplerinize vehni salacaktır” diyor. Vehni soran sahabeye, Peygamber Efendimiz, dünyayı sevmek ve ölümden hoşlanmamak olarak tanımlıyor.

Müslümanların eskisi gibi olmayışları üzerine kafa yoran ve hayli yorumda bulunan yazar, Müslümanların kat ettiği mesafeyi muhakkak gözden geçirmesi gerektiğini belirtiyor. Bunun sonucu yahut devamı olarak nitelendirebileceğimiz bir diğer tavsiyesi ise çağdaş durum karşısında Müslümanların takındığı tavır. Her türlü sorumluluğun altına girilmesi ana fikriyle olaylara yaklaşan Kutub, son iki asırda Müslümanların ne durumda olduğunu sorguladığı ‘giriş’ bölümünde özellikle son iki asırda daha önce de mevcut olan birtakım sıkıntıların artıverdiğini belirtiyor. Bundan sonra kategorilendirme yaparak devam eden yazar, birtakım hastalıklardan bahsederek ümmetin bunlardan sıyrılması gerektiğine vurgu yapıyor.

Müslüman sözünde durur, sözü bağlayıcıdır her zaman zira!

‘İnanç hastalıkları’ başlığı altında “lâ ilâhe illallah” kavramının muhtevasının itici dinamiğinin oldukça mühim olduğunu, bunun içinin boşalmaması gerektiğini ve anlamından habersiz olunmaması zaruretini belirtiyor. ‘Davranış hastalıkları’ başlığı altında ise akidenin, davranışla sıkı sıkıya bağlı olduğunu, çünkü Allah’ın indirdiklerine bağlı kalmanın akidenin gereği olduğunu söylüyor. Belki de en büyük handikap olan İslâm’ı bölerek yaşama hususuyla bağlantılı olarak, Muhammed Kutub şunu belirtiyor: “Allah’ın indirdikleri ise bütün yönleriyle hayatın tümünü kapsar.” (Yazar burada En’am Suresi’nin 162. ayetini alıntılıyor.) Yine bu kısımda davranışla alâkalı mühim birkaç meseleyi hatırlatıyor. Müslümanın, verilen sözünde durması gerektiğini ve asla verilen sözün sahibini bağlayıcı değilmiş edasıyla hareket edilmemesi gerektiğini hatırlatıyor. Yalan, gıybet, güvenilir olmamak, zamana saygı göstermemek, sorumluluğun küçümsenmesi, kamu maslahatına karşı sorumluluk duymamak gibi hususların altını çiziyor merhum Muhammed Kutub. Toplumsal anlamda çoğu insana sıradan gelen birçok hususu, Müslümanların asla es geçmemesi gerektiğini anlatmaya çalışıyor aslında.

İnanç hastalıkları ile yaşayışta meydana gelen hastalıkların sonucu olarak birtakım sıkıntıların ortaya çıktığını belirten yazar, Müslümanların yaşadığı her türlü problemi sayarak bunlardan sıyrılmanın yollarını Allah’ın gönderdiği dinin sahih anlaşılmasına bağlıyor. Bu dine karşı duyulan hassasiyetin, dinamizmi ve hareketi sağladığını belirten yazar, zamanında Müslümanların coğrafyadan ticarete kadar geniş bir bakış açısıyla hareket ettiklerini hatırlatıyor. Meselâ, Vasko De Gama’nın Ümit Burnu yolunu Müslümanların yaptıkları haritaların rehberliğinde keşfettiği realitesinden bahsediyor. Bu bahsediş, kanaatimizce, günden güne çeşitli birikimlerle elde edilen oluşumlarda Müslümanların da en az diğerleri kadar etkili olduğu gerçeğini ispatlamak için verilmiştir.

İlerleyen sahifelerde, temel sorunun Allah’ın indirdiği dinde olmadığını, bunu algılayan ve yaşaması gereken insanlarda olduğunu belirtmek üzere, ortaçağ Avrupa’sının Hıristiyanlığı değiştirmelerinden kaynaklanan sorunlar ile Müslümanların aynı dönemlerde sahih din algısı ile oluşan dinamizm sayesinde yaşadığı parıltılı günleri hatırlatıyor. Muhammed Kutub, son iki asırda Müslümanların yaşadığı sıkıntıların Ortaçağ’da Avrupa’nın yaşadığı sıkıntılardan farklı olduğunu belirtiyor. Avrupalılar’daki sıkıntı, yazara göre dinî anlayışın kendisinde iken (ki buradaki temel sıkıntı da Hıristiyanların Allah tarafından gönderilen dini değiştirmeleri) Müslümanların yaşadığı problem insanların doğru olan dine karşı olan yanlış tutumları ile alâkalı bir durum. Devamında dönemin şartlarıyla paralel olarak Hıristiyanlığı ve İslâm’ı ele alan yazarın görüşlerinin detayı için kitabı okuyucuya tavsiye etmiş olalım.

Aydınlanma hareketine değiniyor yazar

Yazar, aydınlanma hareketine oldukça önemli bir yer ayırıyor. Bu hareketi/ oluşumu objektif yorumlama çabasında olduğu gözlenen Kutub, bu hareketin iki önemli başarısının olduğunu belirtiyor: Hurafelere bağlanmayı kaldırması ve ‘kâfir’lerden geldiği düşünülen ve şer’î ilimlerden uzaklaştırdığı bahanesiyle ‘müspet bilimlerin’ küfür yahut haram olduğu şeklindeki bakış açısını ortadan kaldırması. Ayrıca kitabında, aydınlanma hareketinin şu üç meselenin üzerinde çokça durduğu, bu üç meseleye odaklandığını söylüyor: Kadının özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, siyasal özgürlük. İlerleyen sayfalarda detaylıca her birini işliyor yazar.

Aydınlanma hareketini eleştirdiği çok nokta var merhum Muhammed Kutub’un. Mesela bu oluşumun Avrupaî bir yol izlemesi ve kendi yollarını başkası mümkün olmayan biricik yol olarak görmeleri yazarı haklı olarak rahatsız ediyor. Eleştirilerini, kadın özgürlüğü, fikirsel özgürlük ve siyasal özgürlük odak noktalarını tek tek işlerken ortaya döküyor. Kitabın sonuna kadar yapılan sorgulamalar sonucunda ise bir paragraf tüm kitabı özetler nitelikte. Kutub, Müslümanların ‘yeniden dirilmek’ için akideye ihtiyacı olduğunu söylüyor ve ekliyor: “...sadece ‘düşünce’ye değil.” Düşüncenin gerekli bir şey olduğunu elbette kabul ediyor yazar, bunu ifade ediyor. Fakat tek başına düşüncenin yeterli olamayacağını, meydandaki hayata inmeksizin fildişi kulelerinde oturmakla salt düşünce merkezli ilerlemeyi aynı kefeye koyuyor. “Etkin olan akidedir, harekete getiren odur, iş yapmaya iten odur. Bu, akidenin tabiatından gelen bir özelliktir.” diyen Muhammed Kutub, akidenin hareketin gerçek merkezinde etkin olduğunu da ekliyor. Bahsettiği bu merkezin de kalp olduğunu belirterek şu hadisi paylaşıyor: “Dikkat edin, vücutta bir çiğnemlik et parçası vardır. O ıslah olursa vücudun tümü ıslah olur, o bozulursa vücudun tümü bozulur. Haberiniz olsun, o kalptir.”

 

Esad Eseoğlu bir kitaptan bahsetti

Yayın Tarihi: 10 Haziran 2014 Salı 15:48 Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2022, 18:15
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
m.huzeyfe
m.huzeyfe - 8 yıl Önce

Harikulade bir yazı olmuş, kitabı listeme alıyorum, teşekkür ederiz...

banner19

banner26