Muhalefet, İslam Toplumuna Bir Prestij ve Dinamizm Kazandırdı

''İslâm’ın Tarih Sosyolojisi'' kitabında Mustafa Aydın, ilk dönem İslâm toplumu örneğinde, genel İslâm toplumunun tarihsel bir okumasını yapıyor, İslâm tarihinde yaşanılanları, sosyolojinin imkânlarıyla panoramik bir şekilde çıkarmaya çalışıyor. Hatice Ebrar Akbulut yazdı.

Muhalefet, İslam Toplumuna Bir Prestij ve Dinamizm Kazandırdı

Tarih ve sosyoloji, toplumun iki temel dinamiğidir. Nicel ve nitel bulgular, belgeler, kronoloji gibi ve sair veriler, tarih ve sosyolojiyle bir anlama kavuşur. Bu verilerin yalnız başına değerlendirilmesi, kuru bilgi dediğimiz bilgi türünün kendisidir. Bilginin işlerlik kazanması, toplumla olan iç içeliğine ve toplumla kurduğu bağa bağlıdır. “Köken bilgisi”nin, neyin nereden çıktığının, hangi sonucun hangi sebebe bağlandığının sözel hesabı, toplumu ilgilendiren bilimlerle yapılır. Tarih ve sosyoloji, bu bakımdan akrabadır. Başka bir ifadeyle, her iki alan da aynı denize dökülen akarsular gibidir. Birbirlerinde kendilerinden bir şeyler taşırlar. Bazen birbirlerine karışır, bazen birbirlerini besler, bazen birbirlerinin bulgularını çürütür yahut desteklerler.

Sosyolojiyi dışlayan bir tarih, belgeler, rakamlar, oldu-bittiler yığınıdır. Tarihi dışlayan bir sosyoloji de pratiğe aktarılamayan sözler yığınıdır. Geçmişin dallarına uzanmak, köklerine dokunmak için tarih ve sosyolojinin gözlerine ihtiyaç vardır. Birisinin ihmali ya da dışlanması, toplumun bir gözünün kör olması, bir kanadının kırılması anlamına gelir. Sosyoloji, tarihin tıkandığı yerde yorum ve değerlendirmeleriyle tıkanıklığı açar. Tarihin etrafında gelişen boşlukları doldurur. Bu nedenle, tarihin sosyolojisi yapıldığında geçmişe dair sağlıklı verilere kavuşulur.

“İslâm’ın Tarih Sosyolojisi”ni kıymetli kılan nedenler

Fi tarihinde kalmış gözüyle baktığımız düşünürler/felsefeciler, bir tarih felsefesi ve sosyolojisi yapılamadığının altını çizerler. Günümüzde de bu boşluğun doldurulamadığının altını çizen düşünürler/akademisyenler var. Mustafa Aydın bu akademisyenlerden biridir. Gerçekten de tarih, birtakım toplumsal vesikalarla değerlendirilmediğinde bostandaki korkuluk gibi kalmaktadır. Herhangi bir tarihi olay hakkında, birçok varyant elde edilebiliniyor. Bu varyantların yorumlanması, değerlendirilmesi, en uygununun tercih edilebilmesi, sosyolojinin desteğiyle mümkündür. Bu konuda eleştirel bir bakış olarak Mustafa Aydın şunları söyler: “İslâm dünyasında din-toplum ilişkisi üzerinde duran, özel olarak da İslâm-toplumsal yapı bağlantısını açıklayan literatür bir hayli zengindir. Tarih ve ilâhiyat perspektifi ile ele alınmış fevkalade eserler vardır. Ama sosyolojik açıdan yeterli değerlendirme yapılmamıştır.”

Mustafa Aydın, tarih sosyolojisinden söz etmeden önce, sistematik din sosyolojisinden söz eder. Batı tarzında bir din sosyolojisinin Hilmi Ziya Ülken ile başladığını söyler. Ancak bu başlangıç Batı çizgisinde kalmış, İslâm sosyolojisi seviyesine yükselememiştir. Dolayısıyla Aydın’ın kitabı “İslâm’ın Tarih Sosyolojisi” başlığını taşısa da aslında, İslâm sosyolojisi perspektifiyle İslâm’ın toplumsal yapısını incelemek amaçlanmıştır. Aydın’ın amacında başarılı olduğunu düşünüyorum. Kavramları tek tek ele alması, açıklamalarını yapması, İslâm’ı toplumsal gerçeklikten koparmadan anlatmaya çalışması, İslâm’ın ruhunu her konuda vurgulaması, İslâmi değerlerle toplumsal pratikler arasında bağlantılar kurması, özel ve genel ayrımına dikkat etmesi, Batı’nın geliştirdiği din anlayışına muhalif görüşler belirtmesi, coğrafi, siyasi, psikolojik, tarihi, felsefi, dini, maddi ve manevi açılardan bakması gibi sayabileceğimiz daha birçok neden kitabı kıymetli kılıyor.

İslâm’ın Tarih Sosyolojisi” kitabın üst başlığı, “İlk Dönem İslâm Toplumunun Şekillenişi” ise alt başlığıdır. Her iki başlık birlikte okunduğunda kitabın içeriğini karşılıyor. Aydın, ilk dönem İslâm toplumu örneğinde, genel İslâm toplumunun tarihsel bir okumasını yapmıştır. Tığ işinde, ilk atılan düğüm sağlam atılmaz ya da ilk atılan düğüm çözülürse, sonradan atılan düğümler, örülen kısımlar, yavaş yavaş sökülür. Kitabın böyle tarif edebileceğimiz bir işleme/anlatma yöntemi var. Aydın, ilk düğümü, “Din ve Toplum” genel başlığıyla atmıştır. Sonraki başlıklar, bu ilk başlığa göre şekillenmiş ve bir önceki başlık bir sonraki başlığa zemin hazırlamıştır. Bir önceki kısım anlaşılmazsa bir sonraki kısım muğlak kalmaktadır. Genelden özele doğru bir anlatım tarzı tercih edilmiştir. Kavramsal çerçevesi verilen sözcükler, okurun düşünce dünyasını geliştirmek için bir sözlük okuması mahiyetindedir. Din, toplum, ümmet, nas, tebliğ, değer, norm, hukuk sistemi, hilafet, ekonomi, kurum, kurumlaşma, tabakalaşma, farklılaşma, değişim, bütünleşme, cihat, icma gibi temel kavramların tanımını/ mahiyetini/ çerçevesini vererek birtakım yorum ve yeni diyebileceğimiz düşüncelere ulaşılmıştır.

İslâm’ın içine geldiği topluma hiçbir şekilde angaje olmaması

İnceleme/araştırma kitaplarında, altın vuruş denilen bir bölüm olur. Her okurun gözleminde, okumasında, bakışında bu bölüm değişiklik arz edebilir. Bana göre, Aydın’ın kitabındaki altın vuruş kapsamındaki bölüm, “İslâm Davetinin Pratik Hedefleri: Yeni Bir Şahsiyetin ve Toplumun İnşası” bölümüdür. İslâm’ın daveti, tebliğ metodu, pratikteki hedefleri, kısacası ne anlatmak istediği anlaşılabilse, tam anlamıyla bu problemin üzerinde durulabilse, sanırım birçok yolu aşabilir, yeni düşünceler üretebilir, Müslüman’ı destekleyen bir sisteme kavuşulabilir. Bu yüzden, bu bölüm kitabın mihengi olmuştur. Aydın’ın genel olarak üzerinde durduğu, İslâm’ın içine geldiği topluma hiçbir şekilde angaje olmadığıdır. İslâm hiçbir şekilde, içine doğduğu toplumun şartlarına esir olmamış, ona uyum sağlamamıştır. Toplumla diyalogunu kesmeden, yanlışlıklara, ters giden şeylere, toplumun bekasına olmayan düzenlemelere muhalefet olmuştur.

Bu bölümden çıkarmamız gereken en önemli noktalardan birisi, iyi bir muhalif olabilme mevzusudur. Üreten, yerinde atımlar atan, pısırık ve çekimser kalmayan bir muhalefet sistemi, düşünceyi geliştirir. İslâm, tam bir muhalif gibi davranmış ve toplumun uyuyan unsurlarını ayağa kaldırmıştır. Topluma bir prestij ve dinamizm kazandırmıştır.  Putların reddedilmesi, Allah inancı, öldükten sonra dirilme, kavmi ve kişisel inatların bertaraf edilmesi İslâm’ın muhalif yönlerinden bazılarıdır.

Bir diğer çıkarmamız gereken, toplumun dinamizmini sağlayan unsurun “genç insanlar” olduğudur. Gençlik, “surda bir gedik açan” yârânlar gibidir. İslâm’a yarenlik ve öncülük eden de gençler olmuştur. Aydın, gençlerin İslâm’a yönelişini, zihinlerinin çok kirlenmemiş olmasına ve onların o günkü Arap toplumunun yanlış ve batıl uygulamalarıyla çok fazla meşgul olmamalarına bağlar. İslâm tarihinde yaşanılanları, sosyolojinin imkânlarıyla panoramik bir şekilde çıkarmaya çalışan Aydın, gençlere bakış, Hz. Peygamber’in mesajının anlaşılması, Mekke ve Medine toplumunun şekillenmesi, o dönemin koşulları ve o döneme hâkim zihniyetin dünya görüşü üzerine değerlendirmelerde bulunduğu bu bölümde, İslâm’ın özgeliğini, kendine haslığını anlatmıştır.

“Ferdin geliştirilmesi lazımdır”

Hemen her konuda topluma yüklenilir, toplumdan yana bir şikâyet hâlinde olunur. Ferdi olarak bir hesaplaşma içerisine girilmesindense, toplumu karşıya almak daha kolay gelir. Bu yüzden toplum, bir şikâyet kutusu gibi görülür. Zor ve zahmetli olan şeyler, uzun yürüyüşleri ve sabrı gerektirir. Topluma yüklenmek, her seferinde onu bir günah keçisi olarak görmek işin zahmetsiz tarafıdır. Ferden ferda bireylerin kendilerini sorgulamaları, toplumun bir parçası olarak nerede durduklarını gözlemlemeleri, buradan çıkan sonuçla topluma ilişkin bir yargıya varmaları daha yorucu bir iştir. İslâm, bu zor işi tavsiye eder. Mustafa Aydın, İslâm’ın kültürel bir kişilik geliştirme amacında olduğunu savunur. Sağlıklı bir toplum ve sağlıklı birlikler, kendilerini geliştirmiş bireylerden/fertlerden oluşur. Dolayısıyla “ferdin geliştirilmesi lazımdır.”

Aydın, İslâm’ın ferde verdiği önemi vurgulamak üzere şöyle bir yorumda bulunur: “İslâm’dan önceki toplumda, prototip oluşturacak bir fert yoktur. Bir tarafta göçebe-kabileciliğin cemaatçi tipi, diğer tarafta ise yerleşik hayatın fertçi tipi. Amaç bu iki aşırı uç arasında ferdiyetçiliğin geliştirilmesidir. Gerçekten de İslâm açısından ‘biz’ duygusunun yerine ferdiyetçiliğin geliştirilmesinin apayrı bir önemi vardır. Çünkü cemaat yapısında insanın ferdi bir varlığı hatta ruhu yoktur, ruh cemaate aittir. Ölen kişinin ruhu kabilenin ya da atalarının ruhlarıyla birleşik olarak kurtuluşa erer. Halbuki İslâm’ın telkin ettiği dünya görüşünde, her kişi ayrı bir ruh olarak Allah’ın huzuruna çıkar ve sorguya çekilir, burada kolektif bir ruhun yeri yoktur. Demek ki ölümden sonraki hayat inancı bile belli bir ferdiyet gelişmesini gerekli kılar.”

Toplumdan önce, ferdin iyileştirilmesi, kendine gelmesi elzemdir. Bir bebeğin küçük adımları gibi, fert fert, özlenilen ve içinde yaşamak istenilen bir topluma doğru adımlanır. İslâm toplumunun şekillenişi gözlemlendiğinde, ferdiyetten topluma gidildiği görülür. Medineli ilk Müslümanların sözleşmeleri ve İslam toplumunu fiili olarak başlatmaları, ferdi olarak sorumluluğu üstlenmeleri ile açıklanabilir. Biat denilen bu anlaşma, her türlü durumda/koşulda mevziyi terk etmemek, elini taşın altına koymada çekimser kalmamak anlamına geliyordu. Bu bakımdan, ilk Müslümanlar, bireyin değerini, sorumluluk bilincini, hür insan olmanın eşsizliğini anlatmışlardır. İslâm toplumu, bu insanların önderliğinde şekillenmiştir. Şöyle bir sonuca ulaşılabilir: İslâm’ın Tarih Sosyolojisi, Mekke ve Medine dönemini tarihte yaşanmış bitmiş bir dönem olarak anlatmaktan öteye geçerek, bu dönemlerin sosyolojik arka planını araştırmış, zorlama ve abartı yorumlardan kaçınmış, makul bir daire içerisinde kalmakla birlikte zihni mekanizmayı harekete geçirme gayesiyle bugünün insanına bir şeyler söylemeye çalışmıştır.

Kitap, baştan sona bir kavram deryası

İslâm’ın Tarih Sosyolojisi kitabını okuyanların doludizgin hissedeceği duygulardan birisi, kitabın kendisine ne kadar yeni şeyler söylediğidir. Bir kitap ne kadar yeni bir şeyler söylediğini hissettirebiliyorsa o denli hafızada kalır ve ifadeye işler. Kitap, baştan sona bir kavram deryası. Sözlük okuyormuş gibi bir hâli uyandırmak üzere, okurun dağarcığına birçok kelime kazandırmaktadır. İyi kurulmuş bir cümlede, herhangi bir sözcüğü yerinden oynatmak ya da cümleden çıkarmak cümlenin bütün ahengini bozar. Kitabın özenle başlıklanmış ve ayrılmış bölümlerinden herhangi birinin başlığı değişse ya da bölümlerin yerleri değiştirilse kitabın bütün ahengi bozulur.

Aydın’ın öğrencisi olabilme imkânı olanlar, onun ne denli titiz ve düzenli bir hoca olduğunu bilirler. Kitaptaki düzen, üslup ve anlatımdaki ikna edici tavır, kaynak kullanmadaki titizlik, Mustafa Aydın Hoca’nın yaşamındaki rikkat ve dikkatin izdüşümleridir.

Mustafa Aydın, İslam'ın Tarih Sosyolojisi, Pınar Yayınları.

Hatice Ebrar Akbulut

Güncelleme Tarihi: 05 Aralık 2018, 12:41
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13