Muhafazakar TVci sadece neye bakar?

Mustafa Kutlu’nun, 'Anadolu Yakası' ile en ironik olanı yakaladığını ve muhatabın muhafazakâr tv'ler olduğunu iddia ediyorum..

Muhafazakar TVci sadece neye bakar?

Mustafa Kutlu, Anadolu Yakası

Mustafa Kutlu’nun Anadolu Yakası adlı son hikâye kitabını okuyunca TV konusunu yeniden düşündüm. Anadolu’dan İstanbul’a gelen bir “kıro”, bir “hanzo”; kendince reyting rekorları kıran bir televizyon kuruyor. Bir bakış açısına göre bu bir başarı ve “tutunma”. Muzo bu başarıyı, Özal’ın verdiği imkân olarak görüyor.

Sinemada tutunamayınca, kendini televizyon ile gerçekleştiren bir tip Muzo. Yemek programları hazırlayarak kadınların ilgisini topluyor. Eski Türk filmlerini piyasadan toplayıp kendine bir arşiv oluşturuyor; böylece hem televizyonuna altyapı oluyor filmler, hem para kazanıyor. Ağzı yüzü düzgün bir hoca çıkarıyor, dinî sohbet ihtiyacını karşılıyor. Halkın o günkü gündemi ne ise, ana haber bülteni o gündemle açılıyor, yok öyle Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, milletvekili sırası. Sonra yeni projeler de var. Biri gelip şiir okumak istiyor, diğeri gelip evlenme programı yapayım teklifinde bulunuyor. Tam günümüz tevelerinin içeriği. Bu yönüyle “gerçekçi” ve de “toplumsal” bir hikâye Anadolu Yakası.

İslamcı bir TV değil “Anadolu Yakası”, belki “Muhafazakâr TV” denilebilir

Kitabı okurken çok gerilere gittim. Çocukluğuma. Çocukluğumdaki siyah beyaz TRT televizyonu Muzo’nun filmlerini gösteriyordu. Filmin fizikî temas olan yerine geldik mi nereden bulurlarsa, görüntüye hemen bir deniz manzarası veya çiçek gelirdi. Biz sadece iki âşığın sarıldığını görürdük. Filmin ileri sahnelerinde de kızın hamile olduğunu öğrenirdik. Yine de bir seviye, bir hassasiyetmiş. Muzo bu hassasiyet hakkında bir şey söylemiyor. Neden söylemiyor? Çünkü (olumlu anlamıyla kullanıyoruz) İslamcı bir TV değil “Anadolu Yakası”. Belki “Muhafazakâr TV” denilebilir.

dindar tvGene çocukluğumuza dönelim. Siyah beyaz TV günlerinde gösterilen filmlerden bahsettim. Ana haber bülteni, devlet büyükleri ile başlar devlet büyükleri ile biterdi. Ramazanlarda iftar programı, kandil gecelerinde mevlit. Dinî program adına bunlar vardı. Zamanı hatırlamıyorum, sonraları Cuma’ya hazırlık için Perşembeleri dinî içerikli bir program da kondu. Amerikan kovboy fimleri, diziler, polisiyeler, müzik eğlence programları, çizgi filmler vs. olarak sayabiliriz içeriği. Sabah sekiz, gece on iki arası yayın yapan bir kuruluş.

Bu içeriği seyredenlere Anadolu’da yine iyi gözle bakılmadı. Kahvelerde, evlerde dedikodusu en çok yapılan kişiler; evinde televizyon olan hacılar, imam, müezzin ve müftü idi. Asrîlik yanında gavurluk ima edenler bile vardı. Köyde evinde televizyon olan adamın çocukları gururlu, ayrıcalıklı idi ama anne babaları da tenkit ediliyordu.

Ama seyredilen TV kanalı, sadece camiaya ait kanal değildi

dindar tvBizim eve televizyon 90’lara kadar girmedi. Sonra bildiğimiz macera başladı: Özel TV’ler. Camianın, aklınıza gelen televizyonları. Size, bildiğiniz bir şey söyleyeceğim. Bizim camia televizyon kurunca, çok geçerli bir mazeret verildi insanımıza. “İşte” denildi, “dindarların kurdukları televizyon.” Çocuklarımız “kör” mü kalsın, ezilsin mi okulda, kızlarımız, kadınlarımız “cahil” mi kalsın, erkeklerimiz dünyadan, toplumdan kopsun mu? Böyle dendi ve televizyon herkesin evine girdi: Kim bu herkes? Müftüsünden hacısına, tarikat ehlinden hocasına herkes.

İşte kaos, sorun, kriz o zaman başladı. Evet, bize ait bir kanal vardı, bahane geçerli. Ama seyredilen TV kanalı, sadece camiaya ait kanal değildi. Hatta bazı evlerde o kanal hiç açılmadı. Çünkü o kanallarda (kime ve neye göresi tartışılır ama) doğru dürüst seyredilecek bir şey yoktu. Reyting denilen bir şey vardı, reklamlar buna göre dağıtılıyordu. Gençlik var, nefis var. E, evde uydusuna kadar kanallar da var.

Bu kez camia, yelpaze ayrımı yapmadan söylüyorum, bir çıkar yol buldu kendince. Başta söylediğim ve yetmişli yıllarda TRT’nin yaptığı çiçekli, manzaralı sansür konularak, hem TRT’nin hem diğer özel TV’lerin yayımladıkları filmleri tekrar tekrar yayımlamak. Ne büyük çare değil mi!

Dindar çevrede zapping yaptığımızda neler göreceğiz, bakalım

Mustafa Kutlu, “modern zamanları Televizyon Öncesi ve Televizyon Sonrası diye ayırabiliriz” der. Muzo, böyle bir gerçekliğin karakteri. Televizyon, benim öykülerimde de çok yer tutar. “Zapping” öyküsünü yazmış bir yazar olarak televizyon son on yılda benim için hiçbir şey ifade etmiyor, desem yeri var. Televizyonda seyredilecek bir şey bulamamamın üzerinden yıllar geçti. Durumda hâlâ değişen bir şey yok.dindar tv

Merkez medyanın derdi, para, sansasyon, enformatik cehalet vs. de dindar çevre denilenlerde nasıl derseniz, öğürme sesi duymaya hazır olun, derim. İzlediğim bir tek haber, tartışma, müzik programı yok, haberler dâhil. “Zapping” öyküsünü yazmış bir yazar olarak zapping yapmaya devam ediyorum. Gördüklerim şunlar:

İçerik çürümüş ciğer gibi kokuyor. Seslendirmede ne ses var ne tonlama. Tasavvuf, din, fetva soslu müzik eğlence programları gırla gidiyor. Ajitasyon ve de vıcık vıcık yağ. Bu neden mi böyle? Çünkü Muzo’nun televizyonları bunlar. Mesela, filmler. Yıllarca diğer televizyonlar tarafından suyu çıkarılmış filmler gösteriyorlar. Oynatıla oynatıla çizgileri çubukları çıkmış filmler bunlar. Tarihî ve de mizahî temalara takılıyorlar çokluk. Tarihî dediysem “Küçük Ağa”, “Yorgun Savaşçı” filan değil; Tarkanlı mitolojik tarih. Mizahî dediğim de Kemal Sunal, Zeki-Metin. Zannediyorlar ki ailecek izlenebilecek filmler bunlar.

Mantık şu: Dudak teması, fizikî yakınlaşma, plaj kıyafeti yoksa her şey mübah, her film gösterilebilir. Bahsettiğim filmlerde böyle sahneler ya makaslanıyor ya reklam spotu tam buraya denk getirilerek o sahneler gösterimden kaçırılıyor. Sonra gelsin argolar, küfür sözler, taciz imaları, içki sahneleri, kavga gürültü, aldatma, din ile alaylar ve bilumum dünyevîlik. Öyle konuşturuluyor, mizah olsun diye öyle cümleler kuruyor ki karakterler, insan buna gülse imanı gider. Kendi inancını alaya alan bir muhafazakâr yayın.

dindar tvFilmlerdeki resmi ideolojiyi, çürümüş ilişkileri, devletçiliği, seküler söylemi, sömürüyü, yabancılaştırmayı, tüketim kültürünü görmüyorlar; sadece bir şey görüyorlar, dudak teması, fizikî yakınlaşma, plaj kıyafeti. Türkiye’de son on beş yılda görülen toplumsal bozulmuşluğun kökeninde böyle bir televizyon yayıncılığı, böyle televizyonları sadece evlerde değil, stüdyoya götürerek / giderek izleyici kitlesi oluşturan muhafazakâr yayıncılık var. Muzo yayıncılığı. Mustafa Kutlu’nun Anadolu Yakası ile en ironik olanı yakaladığını ve muhatabın muhafazakâr camia olduğunu iddia ediyorum.

Reklam bahsini açmıyorum bile!

Şu kadar ana ve yavru televizyonları var.  Ama hiçbiri çocuklar için bir tek çizgi film bile üretememiş, adam gibi bir dizi yapamamış, bir film çekememiş, ilahi söyletmek için Birleşik Krallık’tan sanatçı getirmeyi yayıncılık bilmişler. Merkez medyanın türkü, şarkı ses yarışmasına karşılık, ilahi yarışması yapınca mesele halledilmiş oluyor. Mantık bu.

Reklamlar bahsini açmıyorum. “Reklam havuzuna üyeyiz, ya ne gelirse yayımlayacağız ya hiç yayımlamayacağız” sözü hazır. Halbuki ideolojinin hası reklamlarda. Filmlerde sansürlenen ne kadar olumsuzluk varsa tekmili reklamlarda. Ama anlayan ve anlamak isteyen kim?dindar tv

Velhasıl, muhafazakâr TV yayıncılığında kâr var ama muhafaza edilen bir şey yok. Neden böyle? Muzo, İslamcı değil; muhafazakâr da ondan.

Şimdi denilecek ki İslamcı olduğunu sandığımız televizyonlar var. Onlar için ne diyeceksiniz? Böyle giderlerse varacakları yer muhafazakâr yayıncılıktır ve alternatif olarak çıktıkları televizyonlara benzemektir. Zaten süreç çoktan başladı. Seyredilme, reyting alma, para kazanma, şöhret olma, gündem oluşturma gibi amaçları olan televizyonların varacakları başka bir istasyon yok.

Eskiden vaiz, müftü, hocaefendi olarak arz-ı endam etmiş  olan kişilerden televizyoncu, programcı olmaz, olmuyor. Televizyonda tefsir, fıkıh, hadis tahsili olmaz. Olmuyor. Bunlar yayının sosu olur, televizyonların evlere girmesine sebep olur, o kadar.

Türkiye’de Müslümanca TV yayıncılığı olacaksa dindar geçinenlerin ölçüsü sadece dudak temasını sorun olarak görmekle sınırlı kalmamalıdır.

Muhafazakarlaşan TV kanalları, “şekil yoksa içerik yoktur; içerik ancak ona uygun bir kalıp ile verilebilir” anlayışını esas almalı; kılı kırk yararcasına her kelime, her görüntü, her imaj aynı Müslümanca hassasiyetin ürünü mü, değil mi ona bakmalıdır.

Şimdilik bu kadar yeter.

Kâmil Yeşil yazdı

Yayın Tarihi: 04 Temmuz 2012 Çarşamba 14:56 Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2019, 17:53
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
seyyah
seyyah - 9 yıl Önce

söylediğiniz şeyler çok doğru ama bir istisnası var semerkand tv.elhamdulillah reklamından tut diğer bütün programlarda güzellikler var saygılarla kusurumuz af oluna.,nşallah böyle kalır

refik
refik - 9 yıl Önce

Yorumu görene kadar benim de aklımdan Geçiyordu:'Semerkand farklı'diye.Televizyon dilini yeni baştan kurmaya çalışıyorlar.Oradaki hassasiyet ve titizlik dikkate ve takdire değer.

rukiyye
rukiyye - 9 yıl Önce

Dost Tv de örnek izlenmeye değer bir televizyon. Televizyonu açarken , internete girerken şöyle bir bekeyım tavrında kesinlikle olunmamalı.

kenan
kenan - 9 yıl Önce

semerkand tv kurulduğu günden bugüne çigisinden hiç sapmadı.bundan sorada inşallah sapmayacak.

banner26