Müfessirin Sahip Olması Gereken 10 Haslet

''Müfessirin Nitelikleri Üzerine'' kitabında dinî metinlerin kendilerine has dilleri olduğunu ifade eden Hikmet Koçyiğit, bunu çözümleyebilmek için belli başlı niteliklere sahip olmanın gerekliliğine vurgu yapıyor. Zaman ve mekân olgularından kaynaklı olarak müfessirin yani tefsir işiyle/ilmiyle iştigal edenin, bilmesi gereken ilimlerin sayısında değişkenliğin kaçınılmaz olduğuna dikkat çekiyor. Fatih Pala yazdı.

Müfessirin Sahip Olması Gereken 10 Haslet

Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Tefsir Ana Bilim Dalı’nda görev yapan, ilim yayan, öğrenci yetiştiren ve kitap yazan bir akademisyen Hikmet Koçyiğit. Daha önce, Pınar Yayınları tarafından ilgilisine sunulan “Mekkî Ayetlerde Sosyolojik Unsurlar” isimli kitabıyla haşır neşir olmak suretiyle kendisiyle tanışmamız nasip oldu. Şimdi de yine aynı yayınevinden bizlere ulaşan “Müfessirin Nitelikleri Üzerine” (Nisan 2015) isimli kitabıyla muhatabız.

Zaman zaman yazılarımızda akademik çalışmaları özellikle sevip takdir ettiğimizi söylemişizdir. Çünkü akademik çalışmalar nam-ı diğer tezler, yeni ve farklı konular üzerinden yola çıkılarak yapıldığı için, yeni ve farklı bir konu, durum, şahıs ve dahi güzellikle karşılaşmış oluyoruz onları okuyarak. Nitekim Koçyiğit’in bir önceki kitabında olduğu gibi bu kitabında da bu yeniliği, bu farklılığı görmekteyiz bizzat.

Eserin önsözünde Koçyiğit Hocanın, Yüce Kitabımız olan Kerim Kur’an’ın okunmasının ve anlaşılmasının önemi üzerinde dururken selef âlimlerinden Haris el-Muhâsibî’den aktardığı “Kur’an’ın anlaşılması, kurtuluşa; Kur’an’dan gaflet ise helake götürür” sözü, bizim için büyük bir nasihat niteliğini taşıyor. Koçyiğit’e göre Kur’an-ı Kerim, şanı pek yüce olan Rabbimiz Allah’ın, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in aracılığıyla bize son kez seslendiği çağrısıdır. Onun için Kur’an’ın çok iyi okunması ve çok iyi anlaşılması gerekir.

Te’vil ile tefsirin farkını bile bilmeyen müfessirler türemiş

Dinî metinlerin kendilerine has dilleri olduğunu ifade eden Koçyiğit, bunu çözümleyebilmek için belli başlı niteliklere sahip olmanın gerekliliğine vurgu yapıyor. Ve bundan dolayı da Kur’an’ın tefsir edilmesi konusunda çeşitli şartların öne sürülmüş olmasının doğal karşılanacağını belirtiyor. Tefsir işinin/ilminin, belli bir ihtiyacın ve geçmişte yaşanmış birtakım tecrübelerin ürünü olarak karşımıza çıktığını söylüyor. Şu halde zaman ve mekân olgularından kaynaklı olarak müfessirin yani tefsir işiyle/ilmiyle iştigal edenin, bilmesi gereken ilimlerin sayısında değişkenliğin kaçınılmaz olduğuna dikkat çekiyor.

Gerek geçmişte ve gerekse günümüzde müfessirin ilmî donanımıyla ilgili ortaya çıkan bazı tartışma ve farklı anlayışlara değinen Koçyiğit, şunları beyan ediyor bizlere: “Klasik dönemde, müfessirin donanımıyla ilgili öne sürülen şartları, birden fazla merci tayin etmiştir. Bu konuda ilk merci Allah Rasulü’dür. Bunun yanı sıra, sahabenin ve Hicrî dördüncü yüzyıla kadarki İslam ulemasının, bu şartların belirlenmesinde büyük payı olmuştur. Ne var ki çağdaş dönemde müfessirin şartlarına ilişkin yapılan tartışmaların ve itirazların sebeplerinden birisi de işte bu belirleyiciliktir. Yani çağdaş dönem İslam ulemasının, klasik dönem İslam ulemasının otoritesine karşı tenkitçi tavır takınarak, müfessir için ileri sürülen şartları, onların içtihatları olarak görmeleri ve müfessirin bilmesi gereken ilimlerin Kur’an’a göre değil, klasik dönemdeki İslam ulemasının kendi zamanlarına göre belirlendiğini iddia etmeleridir.”

Müfessir için birtakım şartlar ve taşıması gereken nitelikler belirlenmiş belirlenmesine ama acaba geçmişte de, günümüzde de bu şart ve niteliklere riayet edilmiş midir dersiniz? Bunun cevabını da yine Koçyiğit Hocadan alıyoruz tabi. Koçyiğit’e göre, sadece çağdaş dönemde değil, klasik dönemde de bu şart ve niteliklere her zaman uyulduğu olmamış. Yine selef âlimlerinden olan İbn Hibban en-Neysâburî’nin, daha Hicrî dördüncü yüzyılda te’vil ile tefsirin farkını bile bilmeyen müfessirlerin türediğinden bahsettiğini bildiriyor Koçyiğit. Kur’an tefsirine yeltenen herkesin, gerekli şartları her zaman yerine getirmediğini ve bu halin öteden beri yaşanan bir problem olduğunu öğreniyoruz Koçyiğit Hocadan.

Müfessir için şartlar konulmasının sebepleri

Peki, olayın özellikle bizi ve mevzunun ilgililerini kapsayan günümüz boyutu hakkında sizce ne demiş olabilir Hikmet Koçyiğit? Bu noktanın üzerinde tabiî ki özellikle durmuş ve şunların altını çizmiş: “Bu meselenin, günümüz açısından daha bir problematik hale geldiği iddia edilebilir. Çünkü modernite ile beraber özgürlük, bireysellik, eşitlik ve bunların doğal sonucu olarak meydana gelen egoizm, dinsel sahada da kendisini açıkça göstermiştir. Bu minvalde kendisini, her açıdan başkalarıyla aynı kefede değerlendiren birey, Kur’an’ı anlama ve tefsir etme konusunda da yetkin görme noktasına gelebilmiştir. Bu anlayışa göre Kur’an, sadece müfessirlerin anladığı bir kitap değil, herkesin anlayabileceği ve yorumlayabileceği bir kitaptır.”

Çalışma, gerçekten çok donanımlı ve nitelikli. Koçyiğit, “İlmî Bir Disiplin Olarak Tefsir”, “Müfessirin Donanımı” ve “Çağdaş Dönemde Tefsir Yazımı ve Müfessirle İlgili Tartışmalar” şeklinde üç bölüme ayırarak çalışmasını oluşturmuş. Biz, burada, âcizane iki noktayı kısaca gün yüzüne çıkarmayı yeğledik. Birincisi, müfessir için şartlar konulmasının sebepleri, ikincisi de müfessirde olması gereken bazı şartlar ve özellikler. Biz “bazı” ifadesini kullanıyoruz ama kimi ulema, olmazsa olmaz olarak görüyor koydukları şartlarını. Oldukça ciddiyet atfediyorlar bu noktaya.

Bir müfessir için şartların konulmasının sebeplerini şu şekilde anlıyoruz bu kitaptan: Dini kaygılar ve Kur’an’ın korunması, müfessiri rahatlatmak, konuya ilmî ciddiyet ve donanım sağlamak, Kur’an üzerindeki ihtilafları azaltmak, siyasi hareketler ve İslamî ilimlerin inkişaf etmesi. Hepsinin gereksinimi ayrı ayrı önem taşıyor ama siyasî ve itikadî mezheplerin zuhur etmesi, müfessir için şartların konulmasını daha çok zorunlu kılmıştır Koçyiğit’e göre.

Müfessirin sahip olması gereken 10 haslet

Koçyiğit Hocanın, Ebu Amr Osman en-Dânî’den alıntılayarak kitabına eklediği 10 haslet var, müfessirin sahip olması gereken. Eğer bunlardan birisi gözünden kaçarsa, müfessirin sükût etmesini daha uygun buluyor âlimimiz. Şimdi bu mühim hasletlerin ne olduğunu görelim:

Kur’an’ın zahiri konusunda âlim olmalı, kıraatın değişimine bağlı olarak değişen ve değişmeyen manayı bilmelidir.

Arap dilini, nahiv ve irab yöntemlerini bilmelidir.

İhlâs, tevekkül, tefviz ve Allah’ın kullarına emrettiği gizli zikirler türünden sır kapılarını ve ilhamı, vesveseyi, amelleri düzelten ve ifsad eden şeyleri, dünyanın afetlerini, nefsin ayıplarını ve bunlardan koruyacak yolu bilmeli ki bu manalar için tertiplenmiş ayetlerin tefsirine erişebilsin.

Hükümleri kapsayan ayetleri yerlerine koymak için, şeriatın ibadetler ve muamelatla ilgili hükümlerini ve bunlarla alakalı olan sünnetlerini biliyor olması gerekir.

Her ayeti, iniş hikâyesinin gereğine göre hamletmek ve nasıh-mensuhu ayırt etmek için kıssaları, haberleri, ayetlerin iniş durumunu bilmelidir.

Önceki ve sonraki müfessirlerin görüşlerini ezberlemelidir.

O görüşleri ezberlemesi, müfessiri, istediği şeye daha iyi ulaştırır ve bu konuda doğru olana daha çok yaklaştırır.

Müfessirin kabiliyetinin mükemmel, anlayışının keskin, fikrinin güçlü olması gerekir.

İşini Allah’a ısmarlamalıdır. Kendisine doğruyu ve başarıyı ilham etmesi için O’na yakarmalıdır.

Müfessir, ahirete rağbet edip dünyaya karşı zühd sahibi olmalıdır. Çünkü her insan, istediği şeyle çevrelenmiştir.

Ciddi bir çabanın ve çalışmanın meyvesi olan “Müfessirin Nitelikleri Üzerine” isimli kitabıyla, tefsir ilminin ne kadar önemli olduğunu, her önüne gelenin müfessir olamayacağını, her ilmin belli gereksinimleri taşıdığını bize kavratan Hikmet Koçyiğit Hocaya teşekkürü bir borç biliyoruz. Teşekkür etmemizin getirisi olarak, ümmete fayda sağlayacak yeni ve farklı eserlerini beklediğimizi de sözlerimize eklemek istiyoruz.

Fatih Pala

Güncelleme Tarihi: 13 Nisan 2019, 00:10
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13