“MSP bardaklarını kim kırdı?”

'O aylık olarak yayınlanır ve her ay fırından yeni çıkmış şiirlerle, güveçte öykülerle ya da bir kır kahvesi sohbetleriyle karşılar sizi.'

“MSP bardaklarını kim kırdı?”

Dergiler vardır… Haftalık, aylık, iki aylık, üç aylık ya da daha farklı periyotlarla çıkan. Bir de Dergâh vardır… O aylık olarak yayınlanır ve her ay fırından yeni çıkmış şiirlerle, güveçte öykülerle ya da bir kır kahvesi sohbetleriyle karşılar sizi.

süleyman çobanoğlu.jpg
Süleyman Çobanoğlu

İsimsiz söyleşi

Bu ay Dergâh yine taptaze bir edebiyat okuması sundu âcizane bendenize…  I. Edebiyat Mevsimi’nden büyük hikâye ödülünü de alan Mustafa Kutlu’nun çok sayıda yinelediği ve altını çizdiği sivil anayasa çağrısıyla başlıyordu Dergâh’ın 238.sayısında olup bitenler. Ve burada ilk olarak iki şey dikkatimi çekiyordu. Birincisi Süleyman Çobanoğlu’yla yapılmış olan isimsiz bir kahramana ait orta sayfa sohbeti, diğeri ise sitemizde daha önce de haber ettiğim Selçuk Orhan’ın bir hikâye ile saflarda yerini almasıydı. Dergiyi okuduğumda ise dikkatime hücum eden iki ürünün haklı olarak bu taarruzda bulunduğuydu.

Şiir ilham işidir

Çobanoğlu ilk olarak kitabının ismini anlatıyordu. Huda ve nabit kelimelerinin her ikisinin de Türkçe olmadığını ancak bir araya gelmesi suretiyle oluşan “hudayinabit” kelimesinin artık Tükçe’nin kelime haznesinde yer aldığını söylüyordu. Uzun asırlar birbirinden beslenmiş Arapça, Farsça ve Türkçe’nin bir mucizesini gösteriyordu bu kelime. Ve tabi önemli bir şeye de işaret ediyordu Çobanoğlu’na göre. Çünkü şiir ilham işidir. Her ne kadar “ilham ocaktan indirmemiz gereken bir aş” olsa da bir vergidir, Allah vergisidir. O halde kim kalkıp “ilham” bir takım başka sıfatlar takınarak es geçiyorsa şiiri ıskalıyordur ona göre. Hatta ses tonunu kalınlaştırıp bu tür kültür adamı urbasıyla dolananların kendisini deli ettiğini söylüyor Çobanoğlu.

Selçuk Orhan
Selçuk Orhan

Şiir memuriyet değildir

Söyleşinin ses tonu biraz kalınlaşınca yeni bir soruyla dümen kırıyor orta sayfanın isimsiz kahramanı. Yeni kitabıyla, Şiirler Çağla arasındaki zaman farkının neden bu denli uzun tutulduğunu soruyor. Çobanoğlu çok net: Çok basit, diyor. Yeni kitabım bitmemişti. Çünkü Çobanoğlu verdiği cevapla şiiri bir memuriyet olarak görmediğini ortaya koyuyor. Ona göre şiirin kaçırdığı bir tren yok. İlham gelir ve şiir ortaya çıkar, şair gelen ilhamı yoğurur ve bu yoğurma eylemi ne zaman biterse şiir dolayısıyla da şiir kitabı vücut bulur. O halde Şiirler Çağla ile Hudayinabir arasındaki uzun yılların neden uzun sayılamayacağını da anlatmış oluyor bize Çobanoğlu.

Yine kendi şiiriyle ilgili biraz ses tonu kalın ifadelerle yer tayini yapan Çobanoğlu yazdıklarıyla ilgili büyük beklentileri olmadığını söyleşiyi bitiren şu cümleyle özetleyiveriyor: “Desinler ki: Ne güzel!”

Bu söyleşiyi keyifle okuduktan sonra Süleyman Çobanoğlu’na ne diyeceğimizi bulmuş oluyoruz ve diyoruz ki: Dedik ki, ne güzel!

Selçuk Orhan’ın hikâyesiyle yeniden Dergah’ta görünmesinin sevindirici olduğunu söylemiştim. Bu hikâyeden uzun uzadıya bahsetmeyeceğim. Çünkü yapmamız gereken şey bu hikâyeden uzun uzadıya bahsetmek değil bir Dergâh Dergisi alıp “Kavaklar Arasında Adımlar” başlığını taşıyan bu hikâyeyi okumaktır. Ancak bu hikâyeyle ilgili şunu söylemeliyim. “MSP bardaklarından biri o gece kırıldı”gibi bizi durdurup geçmişe doğru bir düşünce köprüsü kurduracak bir cümleyle bitiyor bu hikâye. Ona göre… 

 

Besim Bal bildirdi!

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2009, 09:22
banner12
YORUM EKLE

banner19