Modernizmin putlarını kırmanın vaktidir!

Ali Şeriati’nin ‘Medeniyet ve Modernizm’ kitabı, modernizme getirdiği yorumla, size daha gerçekçi bir bakış açısı sunacak..

Modernizmin putlarını kırmanın vaktidir!

Çağımızın belki de en önemli meselelerinden biri, ‘modernizm’ mefhumunun biz Müslüman ülkelerde uyandırdığı yankıdır. Batının geçirdiği Rönesans ve Reform hareketlerinden sonra ortaya çıkan medenileşme akımı, diğer dünya ülkelerini içine kattı ve yine Batı’nın önderliğini üstelendiği bir değişim sürecini de beraberinde getirdi.

Batı bir misyoner edasıyla ‘medenileştirme’ hareketinin baş mimarı olarak, biz üçüncü dünya ülkelerine gerçek bir medeniyet kurabilme yetisini mi kazandırdı yoksa medeniyet adı altında modern kazıklar mı attı? Hem modernleşme yani Batı’nın deyimiyle medenileşme, bir başka ülkeden ithal edilebilecek bir ürün müdür? Hem kökü 150 seneye dayanan modernleşme tecrübemiz sonunda gerçekten medenî bir toplum mu olduk, yoksa kendimizi Avrupa’dan kat be kat aşağı gören mahlûklara mı evrildik? Çözülmesi elzem olan tüm bu soruların cevaplarını, Ali Şeriati’nin Medeniyet ve Modernizm kitabında bulabilirsiniz.Ali Şeriati

Modernizm bir tüketim projesidir!

Batı modernizminin başlangıcını oluşturan makine, 17. 18. ve 19. yüzyıllarda burjuvazi sınıfının elinde doğar ve gelişir. Makine, doğası gereği sürekli üretimini arttırmak zorundadır. Aksi takdirde kendini geliştiremeyen bir makine, diğerlerine göre daha pahalı üretim yapacak, diğer makinelerle yarışamayacak ve sonuç olarak kullanılamaz duruma gelecektir. Bilim ve tekniği arkasına alarak gelişen bir makine bir noktada kalmaz, yeni iş sahaları oluşturur, böylece dramatik bir yükselişle daha fazla emeğe ihtiyaç duyar, dolayısıyla daha fazla ücret gerektirir ki bu da hep daha fazla üretme yarışını ortaya çıkarır. İşte bu faktör, bugünkü insanlığın kaderini değiştiren faktördür.

Sürekli daha fazla üreten makine, yığılmaların önüne geçmek için de sürekli tüketim yolları bulmak durumundadır. Ancak Batı halkının ihtiyacı, makinelerin ürettiği miktardan çok alt seviyelerdedir. Bu yüzden Avrupa içerisinde yer alan pazarlar yığılma nedeniyle kısa zamanda tıkanır. Muazzam bir şekilde artan üretim hızına yetişmesi için halk tüketmeye zorlanamayacağına göre ne yapmak lazım gelir? Yeni tüketim sahaları bulunmalıdır. Makine, bilim ve teknikle sürekli bir gelişme yoluna girdiğinde, insanlığın kaderi de belli olmuştur: Makinenin ürettiklerini zorunlu olarak tüketmek…

Asya ve Afrika ülkelerinin kaderi de Avrupa’dan arta kalan malları tüketmek olarak işte böyle tayin edilir, zira makinenin isteği budur. Ancak hayat tarzları böyle bir tüketimi gerektirmeyen Asya ve Afrika ülkeleri hangi nedenle kapitalistlerin ürettiği malları tüketmek ister? Onlar için makinelerden çıkan diğer ürünler gibi ne bir asfalt yolun ne de bir arabanın değeri vardı. Asyalı bir adam eşinin diktiği elbiseyi giyer, kadın ise yemek pişirmek için çeliğe ihtiyaç duymazdı. Afrikalı bir adam vasıta olarak atına biner, kadın da kendi süslerini takardı. Bu yüzden Asya ve Afrika ülkeleri bir değişim geçirmeliydi, ruh ve düşünceyi içeren köklü bir değişim. Yani sosyal yaşamı, hayat tarzı, beğenisi, üzüntüsü, geleneği, ahlâkı, düşünce tarzı, ideali Avrupa endüstrisinin ürettiği her ürünün tüketicisi olacak şekilde değişmeliydi. Bu da sermaye sahiplerinin yapabileceği bir işten çok, düşünürler vasıtasıyla sağlanacak bir gelişmedir.

18. ve 19. yüzyılda Batı aydınları bu projeyi gerçekleştirmek için devreye girer ve modernizmi diğer dünya uluslarına pazarlama faaliyetlerine başlar. Artık yeni dünya sistemine göre medenileşmek, yönü Batı’ya dönük olan bir değişim süreciyle eşdeğerdir. Batı’nın bu projesine göre, dünya üzerinde yaşayan tüm uluslar aynı hayatı yaşamalı ve aynı şekilde düşünmelidir. Bu da ancak ulustan ulusa farklılık gösteren tarih, din, kültür, eğitim ve gelenek gibi unsurların aynı olmasıyla sağlanabilir. Bu noktada Batı kendini model olarak gösterir: Asyalı ve Afrikalılara nasıl düşüneceklerini, nasıl üzüleceklerini, nasıl giyineceklerini, evlerini nasıl kurup sosyal ilişkilerini nasıl tayin edeceklerini ve elbette nasıl tüketeceklerini gösterir. Ne yazık ki bu aşamada modernleşme elçiliği yapan Asya ve Afrika ülkelerinin entelektüelleri, Batı’nın kendine tüketim sahaları açabilmek geliştirdiği bu projenin uşağı olmaktan öteye gidememişlerdir.

Ali ŞeriatiAli Şeriati'nin dilinden medeniyet ve modernizm kavramları

Tüm bunlardan sonra modernlik ve medeniyet kavramlarını tekrar ele almak gerekir. Medeniyet, bir kimsenin sahip olmakla medenileşivereceği Avrupa malı ürünler değildir. Medeniyet, insanın yücelme merhalelerinden ibaret merhale, her yeteneğin onda açılıp gelişebileceği elverişli bir ortamdır. Oysa modernizm, geleneklerin ve tüketim şeklinin Avrupa’nın istediği yönde değişmesi, eski maddi yaşantının yerine yenisinin gelmesidir. Medeniyet manevî bir yükselme derecesidir, modernizm ise maddi bir değişimden ibarettir.

Batıdan ne kadar aşağı olduğuna inandırılan insanlar

Modernizm yoluyla öyle bir halk meydana getirilir ki, Avrupa’nın kültürüne olan hayranlığından kendi kültürünü aşağılar durur, dininden zerre kadar haberi olmadığı halde onu kötülemekten utanmaz, edebiyattan anlamadığı halde ustaca yazılmış bir şiiri eleştirmekten geri durmaz, tarihini anlayamaz ama karalamaya hazırdır. Öte yandan Avrupa’dan ithal edilen her şeye karşı hayranlığını anlatmaya kelimeler bulamaz.

Öyle bir insan meydana getirildi ki önce dininden, kültüründen, kökeninden koparılıp sonra da tüm bunları horlayacak kadar farklılaştı. Avrupalıdan ne kadar aşağı olduğuna inandırıldı. Böyle bir inanç zihninde kökleşince, bütün gayreti geçmişini yalanlamak, geleneğiyle olan bütün bağları inkâr edip koparmak ve sonunda bir Avrupalı olup: “Allah’a şükür! Artık bir Doğulu değilim. Bir Avrupalının düzeyine erişebilmek için yeterince modernleşebildim.” der.

Hikâyenin sonunda Avrupalı olmayan uluslar ‘modernleşebildikleri’, Avrupalı kapitalistler de tüketicisi olan köleler meydana getirdikleri için mutlu bir hayat sürerler.

Kitap, bir direniş manifestosu

Ali Şeriati, Medeniyet ve Modernizm adlı kitabında adeta bir direniş manifestosu yazarak modernizm akımına başkaldırmış ve aydın(!) kişilerin iddiasıyla ortaya çıkan medeniyetin modernizmden doğduğu ezberini, ‘empoze edilmiş modernleşme’ ile ‘gerçek medeniyet’ arasındaki ilgiyi ortaya koyarak bozmuştur. Tarihî akış içerisinde, bugünkü dünyanın nasıl şekillendirildiğini gözler önüne seren Medeniyet ve Modernizm kitabı, diğer kitapların aksine modernizme getirdiği diyalektik yorumla, size daha gerçekçi bir bakış açısı sunacak.

Onur Pınargil haber verdi

Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2019, 12:09
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13