Modern Zamanda Bir Çilingir: Mecnun

Yunus Emre Özsaray, ''Mecnun’un Şehri Terk Edişi''nde Mecnun’u bir bela tünelinden geçirirken bize de tarihin sayfalarından sahneler açıyor. Öyle ki ne isim ne yer bilgisi olmaksızın her şeyi ayrıntıları ile izliyoruz ve hatırlıyoruz. Hatice Çay yazdı.

Modern Zamanda Bir Çilingir: Mecnun

https://www.ktpkitabevi.com/urun/mecnunun-sehri-terk-edisiGeçtiğimiz günlerde İz Yayıncılık’ın “Muhayyel” serisinden yeni bir kitap karıştı aramıza: Mecnun’un Şehri Terk Edişi. Yunus Emre Özsaray, Kefendeki Misket adlı öykü kitabının ardından bu kitapta Tahir’in kentinden çıkıp Leyla’nın kentine doğru yola çıkıyor. Her şey Merkez Efendi’deki o kahvede başlıyor ve kitabı okuyunca diyoruz ki iyi ki başlamış.

Yaşanan acılar ve uğranan haksızlıklar yıllardır içimizde. Sustukça derinleşen bir kuyuya döner hayatımız. Gün gelir dökülür hepsi. Aslında ne çok çile çekmişiz deriz sonra şöyle dönüp bir bakınca geçmişe.

Mecnun kitapta karşımıza farklı hüviyetlerle çıksa da her birisinde kilit noktası unutturulmaya çalışılan Leyla ve ansızın gelen telefondur. Özsaray, Mecnun’u bir bela tünelinden geçirirken bize de tarihin sayfalarından sahneler açıyor. Öyle ki ne isim ne yer bilgisi olmaksızın her şeyi ayrıntıları ile izliyoruz ve hatırlıyoruz.

Müslüman olmak çileye tabi olmaktır, hele ki Allah için yola koyulmak belalar ile çarpışmaktan başkası değildir.

Modern zamanın insanının bunalımı

Günümüzde şehir hayatı öyle kargaşalı, curcunalı bir hal aldı ki tabiatın ihtişamına kör olduk. Bu aklı fikr ile Leyla bulunur muydu hiç?

İş hayatının akışında kalbini kurutmuş yaşadığını sanan korkuluklar. Saman dolu bir beden ile yıllarca sürünüp durdular. İşte Mecnun da bir sahnede karşımıza böyle bir adam olarak çıkıyor. Plazalardaki deri koltuklarda hayatla iç içe olduğunu sanarak fakat hayatla zerre alakası olmadan.

Bereket versin ki o telefon geliyor kimdir nedir bilinmez birisinden. Mecnun’un depremini başlatıyor böylece. İnsan olduğunu ve kalbini hatırlatıyor ona. Kanatıyor geçmişini. Yoğun iş hayatının hiçliğini ve gönlünü nasıl çorak bir çöle çevirdiğini anlıyor.

Okulda aşk

Mecnun’un ilkokul sıralarında âşık olması olmasa hiç Leyla ve Mecnun öyküsü kurulabilir mi? İşte bizim Mecnun da bir sahnede böyle çıkıyor karşımıza. Leylaaaaaaaaaaaaa diye bağırıyor içinden. Fakat bir gün dışından. O sahneyi merak edin diye anlatmıyorum.

Sonra üniversite yıllarında bir Mecnun buluyoruz. Leylası çirkin yani en azından arkadaşları böyle söylüyor. Üstelik geleneksel bir ailenin kızı yani anlaşamazlar Mecnun’la. İşte Mecnun böylece şehri terk etmeye ikna oluyor.

Bir de düğün konvoyu var ki orada geçen hadiseden Mecnun aşkının nasıl bir aşk olduğunu cümle âleme gösteriyor Özsaray.   

Ouje Aseman dinlemek

Mecnun’un Şehri Terk Edişi kitabını okumak, Mohammad Esfahani’den “Ouje Aseman”ı dinlemeye benziyor. Sarsılmamak mümkün değil. “Seni Anmayı Bile Yasak Ettiler Bana” özellikle bu hissi veriyor bize. Asırlar ötesinden Fuzuli’nin nefesini duyumsuyoruz üzerimizde. Sevilen hüzün yani aşk budur aslında.

Çölümüz gökdelenlerdir

Biz Leyla’yı çöllerde değil gökdelenlerde yitirdik. Garip ruhlar silsilesine dönüştük de farkına varamadık. Gittikçe hızlanan ve gittikçe robotlaşan bu çağda aslımızı, özümüzü unuttuk.

Belki bir gün bir telefon gelir de hatırlatır bize kaybettiklerimizi, unuttuklarımızı.

Mecnun’u evinize davet etmeyi unutmayın.

Hatice Çay  

Yayın Tarihi: 14 Mayıs 2016 Cumartesi 10:43 Güncelleme Tarihi: 06 Aralık 2018, 16:50
banner25
YORUM EKLE

banner26