banner17

Modern tıp insanı nereye götürüyor?

Aidin Salih, 'Gerçek Tıp & Yitik Şifanın İzinde' kitabının girişinde Türkiye’de artık insanların ne kadar çok hasta olduklarını ve bu hastalıkları tedavi etmek için ne kadar didindiklerini anlatıyor. Ahmet Serin yazdı.

Modern tıp insanı nereye götürüyor?

https://www.ktpkitabevi.com/urun/gercek-tipHani bir şey vardır, yanlıştır ve siz ilk başlarda onun yanlış olduğunu bilir ve hatta ona şiddetle karşı çıkarsınız. Ama sonra o şey o kadar hızla yaygınlaşır ve herkes tarafından o kadar çabuk kabullenilir ki bir an gelir siz de bu kabullenişin bir parçası olursunuz; farkına bile varmadan hatta. Bu, artık olayın sizin damarlarınıza kadar nüfuz etme durumudur.

Bunun sonrası ise, o vahim olayı kanıksamadır. O olay, size sunulduğu gibidir artık ve siz bundan sonra bunu yadırgamazsınız, o olayın arkasında kimler vardır, ne hesaplar dönmektedir, umursamazsınız bile. Ve o çark, döner de döner.

Ve fakat bir gün bir şey olur, bir şey okur ya da bir şey görürsünüz; işitirsiniz belki de bir şeyi. Bir cümle, bir farklı ses, bir farklı tarz… O farklı şey sizi çarpar, alır bir yerlere götürür; o kanıksamayı fırlatır atar bir kenara sonra. Siz, o yalancı uykudan uyanmışsınızdır artık; bedeninizde tuhaf duran o elbisedeki tuhaflığı fark etmişsinizdir. Kalbiniz sancır, damarlarınızdaki kanın akışı değişir, bir yalanın, bir efsunun farkına varır ve silkinirsiniz. Artık, başka birisinizdir o olay karşısında. İşte Aidin Salih’in Gerçek Tıp & Yitik Şifanın İzinde başlıklı kitabı okundukça insan bu çarpma ve silkinme etkisini yaşıyor.

Şifanın izinde adım adım

Aidin Salih, “Gerçek Tıp” kitabının girişinde sakin ama çarpıcı bir şekilde Türkiye’de artık insanların ne kadar çok hasta olduklarını ve bu hastalıkları tedavi etmek için ne kadar didindiklerini anlatıyor. Ve sonra da ekliyor: Modern tıbbın yardıma çağrıldığı bu didinişler, insan bedenini çökertmekten başka ne işe yarıyor ki?

Kitabı okudukça günümüz modern dünyasını düşünüyor ve irkilerek şunu fark ediyorsunuz: Çağımız insanı için modern tıp, bir ’tanrı’ artık. Her şey ondan bekleniyor ve ondan umuluyor. Ondan beklentilerimizi ‘korku ile umut arasında’ bir yerde bekliyoruz.

Ama Aidin Salih, olanın hiç de böyle olmadığını kitabında sakin sakin anlatıyor. Diyor ki, modern tıbbın yaptığı şey tedavi değildir, bedeni çökertmektir. Örnekliyor sonra bunu. Beden hastadır ve bağışıklık sistemi bu hastalıkla boğuşmak için harekete geçer, kendini savunur. Bu savunmalardan birisi de ateşin yükselmesidir. Ateşin yükselmesinin anlamı, bağışıklık sisteminin, bedeni dengeleme çabasıdır. Oysa modern tıbbın yaptığı şey, ateşi düşürerek bu dengeleme çabasını engellemektir. Keza, öksürük yoluyla göğüs bölgesini korumaya çalışan bedenin bu savunmasını öksürük şuruplarıyla yok etmek…

Beden doktoru mu, hastalık doktoru mu?

Aidin Salih, modern tıbbı eleştirirken İslami ve insani olandan yola çıkarak yapar bunu. O, insanın tıpkı evrendeki her şey gibi birbiriyle irtibatlı ve iç içe geçmiş bir sistemler bütünü olduğunun farkında biri olarak modern tıbbın bu sistemler arası irtibatı yok sayarak sadece hastalık üzerine odaklanmasının ciddi bir sorun olduğuna dikkat çeker.

Doktorların, kendilerine öğretilen bilgiler ışığında her insanda farklı halde bulunan sistemler bütününü göz ardı ederek sadece hasta olan bölgeye yoğunlaşmalarının, bütünü gözden kaçırmak olduğunun ve bunun da insanı tanımadan insanı tedavi etmek gibi nafile bir uğraş olduğunun altını çizer kalın çizgilerle.

Doktor değil, hekim olmak gerek der dolaylı yollardan Aidin Salih. Hastaya hikmetle bakacak ve insanın tedavisinin yaratılışta olduğu bilgisine sahip olması gerekecek hekim dediğin. Böyle olmadığında başa gelecek şey belli: Toprağı zehirleyip diğer canlıların genlerinin bozulduğu gibi insanın da genleri bozulacak.

Ne yapmalı?

Sade Hayat Yayınları tarafından yayımlanan dört yüz kırk yedi sayfalık kitap, soru sormak için değil, bu ara başlıktaki soruya yanıt vermek için yazılmış zaten. Kitabın sayfalarında dolaştığınız zaman, İslam’ın tanıttığı insanı görüyorsunuz her satırda. Bu insan, İslam’a göre yaşıyor, yani fıtrata göre. Hastalanmaktan uzak değil elbette. Hastalanıyor ama tedavisini bedenle, bedendeki organlarla, bitki ve hayvan dünyasıyla barışık bir şekilde yapıyor.

Otuz dört bölümden oluşan hacimli kitabın en büyük özelliği, hem hayat tarzının hem de hastalıkları tedavi şeklinin Nebevi metoda göre önerilmesi. Kitabın bölüm başlıklarından bazılarını, fikir sahibi olunması bakımından yazmakta yarar var: Hastalık Sebepleri, Hastalık Nasıl Başlar, Temel Yiyecek ve İçecekler, Doğal İlaçlar, Sağlığı Koruma Yolları, Organları Temizleme (Bu bölüm özellikle ilginç. İlk başta insanı şaşırtsa da, düşünüldükçe akla yatan öneriler var. Bundan da öte, bu yöntemleri uygulayıp sonuç alan kişilerle de karşılaştım. A.S.), Hastalıklar İçin Öneriler, Parazitler, Karaciğer Hastalıkları… Hamilelik ve Doğum, Bebek Bakımı, Çocuk Hastalıkları, GMO, DNA’daki Değişimler, Zihin Kontrolü, Nanoteknoloji, Sonsöz.

Kitabın en güzel taraflarından biri de, hastalandıktan sonra şifa aramayı değil, hastalanmamak için neler yapmak gerektiğini de anlatması.

Ahmet Serin tanıttı

Güncelleme Tarihi: 13 Aralık 2018, 14:47
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20