Modern insanın obsesif taraflarını yazdı

Tuna Yukay’ın Karışık Odalar kitabında yer verdiği öykülerde, modernizmin klasik eleştirisini okumak da mümkün… Arif Akçalı yazdı..

Modern insanın obsesif taraflarını yazdı

Karışık Odalardaki öykülere hayat veren silik suretler, Poe’nin, kimliği daha çok okuyucunun hayal dünyasına hapsedilmiş kahramanlarını çağrıştırıyor. Anlatım ve kurgu tekniği itibarıyla yalın ve özenli dil çerçevesinde farklılık oluşturan öyküleriyle Tuna Lütfü Yukay, birey merkezli, psikolojik temelli kurgular üzerine oluşturuyor öykülerini. Kısa, yer yer sonucu merakla beklenilen bu öykülerde, modern insanın obsesif taraflarına vurgular yapılırken, kahramanlarının daha çok dışlanan, toplumdan yalıtılmış karakterler olması, tipik özellikleri yanında yüceltilmeye muhtaç taraflarının ön planda tutulması başarılı sonuçları beraberinde getiriyor.

Dilin, en geniş imkânlarıyla kullanıldığı on beş kısa öykünün mekân ve kahramanlar bağlamında oluşturduğu yer yer mistik ve metafizik öğeler, doğrusu okurun merakını öykülerin sonucuna bir çırpıda götürüyor. Bu tarz öykülerin temel niteliği, sıradan ve fakat olduğundan fazla ilginç tiplerin sosyal hayatta karşımıza çıkma ihtimallerinin çok sık olmaması. Bu açıdan Yukay, belirlenmiş bir son yerine, öykülerinde okuru fazlasıyla şaşırtan, beklenmedik sonlara okuru hazırlayan kurguları ustalıkla kullanıyor.

Paranoyanın, şizofreninin edebiyat metnine konu olması, beraberinde sıradan, davranış biçimleriyle umulmadık anti kahramanları da yeryüzüne çıkarıyor. Özellikle Psikiyatri Polikliniği, Kahraman, Savaş’ın Ölümü, Hamam Sefası, Akarofobik gibi öykülerde, yazarın bu tip vakalara bakışı ve olayları yorumlayışı alışıldık konu ve kurgunun dışında bir anlatım biçimi olmasa da yetkin, hâkim bir tarz oluşturuyor. Zira kahramanların varlığını ‘ben’ objesi üzerinden daha çok birinci tekil şahıs anlatımıyla dile getiren yazar, kurguladığı kahramanların düşünsel ve sosyal ilişkileri arasında bir tercih yapmaya zorlanmaksızın kolaycılıktan ve basitlikten kurtulmuş oluyor. Bu tarz öyküler, şüphesiz akıcı ve sürükleyici bir dile hâkimiyetin neticesi olarak ortaya konulur.

Kahramanların dilini mekân ve zaman bakımından da farklı kılıyor

Tuna Lütfü Yukay, Şule Yayınları'ndan çıkan bu kitabında yer verdiği on beş öyküde de dilin, birey, kahraman, sosyal ilişkiler ve sanallık bağlamında izdüşümünü rahatlıkla sağlıyor. Sözkonusu izdüşüm paralelinde, mutlak hayatın soyutladığı, şizofreninin, paranoyanın, takıntıların insan ve toplum gerçeği paralelinde yeniden ve bir daha ele alınıyor olması önemli. Önemli çünkü modern hayat, modernizmin dayattığı ince bir çizginin hizbi olmadan sürdürülmesi zorunluluk halini almış klasik bir tavrın dışında adeta meydan okuyarak oluşturuyor kahramanlarını. Belki evet, sıklıkla karşılaştığımız kahramanların aksine bir dünyanın anti kahramanları olarak övgünün dışında kimlikler çıkıyor karşımıza. Örneğin, Psikiyatri Polikliniği ve Haman Sefası isimli öykülerde, bir zorunluluk olmaktan çok, kimlik ve kişilik bölünmesinin doğal sonucu içinde yazar, benliğinin kaymaya uğradığı alanlarda Sylvia Nasar, Edgar Allen Poe, yer yer Necip Fazıl’ın öykülerinde karşımıza çıkan tuhaf ilişki biçimlerinin bir sonucu halinde, ‘karanlık kahramanlar’ olarak yer veriyor onlara.

Gerçekte insan kimliğinin bilinenin dışında alışılmış haliyle takıntıya açık halini gizleyecek değiliz. Psikolojinin genel geçer kuralları dışında, yüzlerce tip ve karakterde eğilimleri bulunan obsesif, paranoyak ve şizofren tanımının günümüz dünyasında bir bilim dalı olarak ayrılmış olması, bu tip karakter ve olayları metin bağlamında daha cazip hale getiriyor.

Öykülerinde kurgu ve sonuç anlamında önemli bir başarı gösteren Yukay, kahramanların dilini mekân ve zaman bakımından da farklı kılıyor. Yani metin ve algılanan dünya olarak kahraman ve obje arasında bir uyuşmazlık söz konusu değil. Bu dikkat çeken bir ayrıntı öykülerde. Çünkü kahramanın zaman algısını, yerleşik zaman unsurundan ayırmayan yazar, böylelikle dile ve olaylara nüfuz edebilecek birtakım olumsuzlukların da böylelikle önüne geçmiş oluyor. Fakat kahramanın zaman algısı, eser üzerinde okuyucunun merakını kamçılayacak boyutta bir kışkırtıcılık uyandırırken gerçekte bu algı biçimi bir olumsuzluk halinde sahte zaman ve sahte mekân ayrımını da beraberinde getiriyor.

Karışık Odalar, modern dünyanın elbette önemli sayılması gereken birtakım hastalıklarını kahramanlar bağlamında dile getirmiş olması bakımından da dikkat çekici öyküler barındırıyor. Kötülük ve iyilik kavramları yanında, değer ve ölçü olarak ‘ben’ olmanın çeşitli vizyonlarının sergilendiği öyküler, kavramlar arasındaki bakış açılarını kahramanların diliyle göstermiş olması noktasında da farkındalık oluşturuyor. Klasik olay, zaman, mekân ve kurgunun yerine; alışılmışın dışında bir kurgu ve sonuçla okuru şaşırtan öykülerde, modernizmin klasik eleştirisini okumak da mümkün. Çünkü modern insan, artık kendisi için ‘binbir gece masalları’nda kaldığına inandığı metafizik konuların kıyısından bile geçmezken, yazarın, “Açın pencerelerinizi odalarınızın. Orada sizi bekliyorlar” dediği kahramanlarla artık yıllar yılı aynı mahalleyi, sokağı, evi, odayı paylaştıklarının dahi farkına varmaksızın tüketiveriyorlar ömürlerini.

Arif Akçalı yazdı

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2018, 11:49
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13