Modern dini söylem pozitivist bir eğilim içeriyor

Necdet Subaşı'nın 'Din Sosyolojisi' isimli kitabı, din sosyolojisinin tarihsel gelişimini, dinin geleneksel ve modern dönem içerisindeki işlevini çok yönlü bir şekilde anlatmakta. Salih Ağbalık yazdı.

Modern dini söylem pozitivist bir eğilim içeriyor

Din, ilk insanla yaşıttır ve toplumsal normların oluşması dinden bağımsız değildir. Dini anlama çabaları sadece teolojiyle sınırlı kalmayıp felsefe, psikoloji gibi birçok bilimin ilgi alanı içerisine girmiştir. Bugün yeryüzünde yaklaşık 3000 din olduğu sanılmaktadır. Bu dinlerin birçoğu beşeri dinler olmakla birlikte toplumsal ilişkileri düzenleyen yasalar içermesi bakımından toplumların kopmaz bir parçası olduğu yadsınamaz bir gerçektir.

Fakat günümüze gelindiğinde sekülerleşmeyle birlikte içi boşaltılan ve ruhsuzlaştırılan dinin toplumla ilişkisi gitgide kopmaktadır. Dine rasyonel yaklaşım ve din istismarı da “fethedilmiş din” olarak karşımıza çıkıyor. Sekülerleşme dalgasıyla çağın içerisine düştüğü bunalımı çözümlemek ve dini zihinsel dünya sınırlarından çıkarıp yorumlamak bugün için en elzem ihtiyaçlarımızdandır. Dinin toplumla ilişkisini ve ilahi din algısıyla toplumsal din algısı arasındaki zıtlıkları ve sapmaları anlatan güzide bir kitap önereceğim sizlere.

Ensar Vakfı Değerler Eğitim Merkezi tarafından Kasım 2014’te yayınlanan Dr. Necdet Subaşı'nın “Din Sosyolojisi” isimli kitabı, din sosyolojisinin tarihsel gelişimini, dinin geleneksel ve modern dönem içerisindeki işlevini çok yönlü bir şekilde anlatmakta. Modern insanın zihin dünyasındaki din nesnesinin tanımı ve onun dinamik bir kuşatıcı olmaktan uzaklaştığı birçok yönüyle ele alınıyor. Toplamda 15 bölümden oluşan bu kitapta toplumsal düzeyde dinin konumu sosyolojik bir bakış açısıyla ele alınıyor.

Cumhuriyet ve dindarlık da mercek altında

Sosyoloji içerisinde varlığını sürdüren, son birkaç yüzyıldır ihtiyaç duyulan bir dizi inceleme ve araştırma alanlarının oluşturduğu din sosyolojisiyle dinin toplum içindeki yerinin belirlenmesi ve bilim haline gelmesini Max Weber sağlar. Dinin sosyoloji odaklı ayrı bir disiplin haline gelmesinin aşamalarını görebileceğiniz bu eserde, Emile Durkheim’den Karl Marx’a, Peter L. Berger’den Erich Fromm’a kadar birçok düşünürün din sosyolojisine katkıları ve din ile toplum ilişkilerine dair yorumlarına genişçe yer veriliyor. Örneğin Emile Durkheim’in dine yaklaşımı şu şekilde: “Din, kutsal şeylerle ilgili inanç ve amellerden mürekkep birleşik/bütüncül bir sistem olup dokunulmaz ve yasak kabul edilen şeylerle ilgili bir inanç ve ameller bütünüdür ki müntesiplerini bir tek manevi/ahlaki cemaat hâlinde, kilise diye adlandırılan bir cemaatte birleştirir.”

Cumhuriyetle birlikte dini egemenlik altında tutma resmi ideolojinin bir hedefi haline gelmiştir. Ziya Gökalp’ın “asrın idraki”ne dair çabaları, tarım ülkesi olan Türkiye’nin Batı modelli bir ilerlemeyle sanayileşmesi gerektiği ve Kemalist devlet anlayışının dini tahakküm altında tutması toplumsal bir dönüşümün ilk adımlarıdır. Nitekim Türk-Sünni Müslümanlığın ilk filizleri cumhuriyetle yeşermiştir. Türkiye’de dini anlamda reformist yaklaşımlar pek az olmakla birlikte hâlihazırda mevcut algı korunmaktadır.

Cumhuriyet ve Dindarlık” başlığı altında bu süreç şu şekilde anlatılmakta: “Modernliğin pozitivist kurguya ağırlık veren dünyası içinde din de kendini yeni sunumlara mahkûm hissetmekte, hatta çok kere pozitivist temayüllerle kendini yeniden biçimlendirmek zorunda kalmaktadır. Bu bağlamda modern dinî söylemin içeriğine sızmış pozitivist bir eğilimden söz etmek de mümkün hâle gelmiştir. Hatta bazen de dine ve kutsala olan ihtiyaç benzer kalıplara başvurularak laik arzu ve eylemleri kutsayan ya da kendi manevi anlamlarını boşaltan anlık tatminlerde bir derinlik arayışını girilerek elde edilmeye çalışılmaktadır.”

Din sosyolojisinin bir disiplin haline gelmesindeki etkenlerin ve dini açıklama çabalarının kronolojik bir şekilde genişçe ele alındığı bu eserin en belirgin özelliği ise, genelde Batının dinsel dönüşümü, özelde de Türkiye’de dinin siyasi ve ideolojik yapıya paralel değişimi gibi Türkiye yerelinden hareketle din olgusunun ele alınışı dikkat çekiyor. “Modernliğin altüst ettiği inançlar, kimlik ve tasavvurlar”ın dinin insan yaşamındaki karşılığındaki değişme ve köklü bozulmanın, Türkiye’de gündelik hayatın seyrine müdahalenin Batılılaşmanın siyasi ve ideolojik faktörlerine bağlı olarak gerçekleştiğine değinen yazar, Cumhuriyetle birlikte girilen deformasyonu şu şekilde anlatmaktadır: “Dine ilişkin algı değişikliği, belli başlı taleplerin modernleşmesiyle de yeni bir mecrada şekil almaya başlamıştır. Araçlardaki farklılaşma anlam(a) kaybını hızlandırmış; modern zamanların diline tercüme edilmemiş bir dinsel retorik, zamanın dışında kalma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiştir. Artık pek çok kişinin din ile olan bağı giz(em)li bir ajanda bilgisi olarak özelleştirilmeye başlanmıştır.”

Salih Ağbalık yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Şubat 2019, 18:23
banner12
YORUM EKLE

banner19